18 Ağustos 2014 Pazartesi

OLİMPOS

Tarih. Doğa, Deniz ve Efsaneler cenneti

 Finike’den Kemer’e giden yolda  kahve renkli Olimpos levhası,,doğru yolda mıyım? diye  oluşan endişelerimi dağıttı. Bu dar yol sürekli yokuş aşağı devam ederek yarım saatlik bir yolculuktan sonra i  toz duman içerisinde yoğun bir kalabalığın olduğu bir bölgeye ulaştırdı. Yapılaşmaya izin verilmediğinden tüm konut ve oteller tahtadan yapılmış. Bunlara ağaç ev deniliyor. Her pansiyon ve otelde bu ağaç evleri görmek mümkün. Arabamızı park etmek için yer bulmakta  bir  mesele. Toprak yol dar. Sağlı sollu her tarafına otellerde kalanlar arabalarını park etmiş. Bunların arasından zorlukla geçip  kalacak yer aramaya başladım. Geçen sene bayram günüydü. Üç, dört tane pansiyona sordum.Yer yok yanıtıyla karşılaştım. Sora sora sahil kısmına doğru yürüyorum. Büyükçe bir pansiyon  yer var deyince   geri dönüş düşüncemden vaz geçtim. ‘Bende İzmirliyim’ dedi sahibi.’İzmirlilere her zaman yerimiz vardır.’  Odamız çam ağaçlarının arasında ağaç ev dediklerinden her tarafı tahta,ufak ve sevimli. Hoşuma gitti. Odada durmaya gerek yok bir an önce  gezime başlayalım diye düşünüyorum. Sahil kısmına yürürken gene aynı ağaç evlerden yapılmış pek çok otelinde bu bölgede yer aldığını gördüö. Çadır turizimine elverişli kamp alanları, karavan park yerleri ve ağaçların arasına serpiştirilmiş cafe ve kır lokantaları arasından geçerek on beş dakikalık bir yürüyüşle bir zamanların efsane şehri Olimpos’a ulaştık.

OLİMPOS   ANTİK   KENTİ
Olimpos Helenistik devirde kurulmuş,   ticari yaşamındaki hareketliliğin    refah seviyesini yüksek tuttuğu  bir şehirdi. Yakınlarında bulunan geniş ormanlardan sağlanan kerestelerin limanından başka ülkelere gönderilmesi , şehirdeki ticaretin en önemli kısmıydı. Bu zenginlik İÖ 1.yy dan itibaren şehrin korsan saldırılarına uğramasına neden olur. Şehir defalarca korsanlar tarafından yağmalandıktan sonra şehre yerleşen korsanlar bu bölgede uzun  süre korku salmışlardır. İÖ 78 yılında Romalılar bölgeyi korsanlardan temizledikten sonra şehri yeniden yapılandırmaya başlarlar. Pek çok yapı onarılıp,birçok binada  yeniden yapılmış. Ticaret hayatı yeniden canlandığı  bu dönem şehrin en zengin olduğu zamandır.Daha sonraki devirlerde Roma imparatorluğunda yaşanan ekonomik  kriz, bu bölgedeki devlet otoritesinin ve  güvenlik güçlerinin azalmasına neden olur .Bunu fırsat bilen korsanlar şehre tekrar saldırmış ve beraberlerinde taşıdıkları veba mikrobunu şehre yayıp   halkı bu hastalık kırıp geçirmişti.  
 O devirlerde işgalci bir düşüncede olan  Arap donanması, Bizans donanmasıyla Finike körfezinde yaptığı savaşı kazanınca  tüm Ege sahilleri Araplar tarafından talan edilir. Bunun sonucunda Olimpos , ticari önemini tamamen  kaybedip  önemsiz küçük bir kent haline dönüşür. Orta çağda bir köy görünümünde olan kent 15.yy da Osmanlı hakimiyetine geçince tamamen terk edilir.
Bir derenin ikiye ayırdığı Olimpos  geniş bir alana yayılmış büyük bir kent,  tiyatro, akropol, pek çok ev kalıntısı, hamam görülmeye değer. Bazı yerlerde karşılaştığımız yer mozaikleri ile  süslü kral mezarları oldukça ilginç

OLİMPOS  SAHİLİ
Olimpos antik kentinin bitiminde yaklaşık üç kilometre kadar devam eden ince kumlu bir plaj, yaz aylarında denize girmeyi seven  kalabalık bir insan topluluğu tarafından   doldurmuş. Güzel ve büyük bir plaj.  Etrafında ufak kafeterya ve  lokantaların yemekleri güzel, servisleri kötü.

 YANARTAŞ
Kaldığımız otel akşam yemeğinden sonra isteyenleri Yanartaş’a götürebileceklerini söylediler. Buraya gelip  orayı görmeden geri dönmek olmaz.  Hemen ismimi yazdırdım. Akşama kadar yapacak bir şey yok. Akşam yemeği otelde…Yemekten sonra otelin minibüsüyle Yanartaş’a hareket ediyoruz.Yolculuğumuz yaklaşık yarım saat  sürüyor.Milli park sınırları içerisine girince araçların devam etme olanağı yok. Herkese birer fener dağıtılıyor ve karanlıkta dağın tepesine doğru olan yürüyüş başlıyor. Fenerler olmasa önümüzü görmemiz imkansız . Yol belirgin ama düşememek ve yolu kaybetmemek için gene de dikkatli olmak gerekli. Burası da  yarım saat kadar sürüyor. Dağın zirvesinde taşların arasından kendisine yol bularak çıkmış metan gazı bir kibritle hemen yanmaya başlıyor. Gecenin karanlığında yanan ateş görüntüleri izleyenlere hoş bir görüntü sunuyor. Ateşlerin etrafında sucuk pişirenlerden tutun sıcak şarap ve bira içenlere kadar değişik bir insan topluluğu var. Bende  fotoğraf çektim,etraftaki insanları seyrettim.
Eski Yunan Mitolojisine göre kanatlı at Pegasos’un sırtındaki Bellerafon ateş soluyan canavar olan Kimera ile burada karşılaşır,Sıkı bir döğüşten sonra canavarı etkisiz hale getirince  bir kahraman olur.Mitolojiye göre burada yanan ateşler o canavarın ağzındaki ateşler olup, yüzyıllardan beri yanmaya devam etmekte. Bizanslı denizciler tarafından kutsal sayılan bir tapınağın burada olduğundan bahsedilir. Bu tapınak büyük olasılıkla dağın yamaçları arasında bulunmasına rağmen kazı yönünde bir çalışma yapılmamış.
 Dönüş vakti geldiğinde aynı yolu izleyerek yinede dikkatli bir şekilde aşağı inmek gerek. Böyle yollarda çıkış zor iniş kolaydır. Kısa bir süre sonra yolculuk bitiyor .Gece oteldeyim…Sabah erken kalktım saat 7 civarı..Hava çok soğumuş buz gibi bir hava var dışarıda ..Kahvaltı daha hazır değil. Dışarı çıktım bakkal erken saatlerde açık. Etrafta derin bir sessizlik..Gazete alıp ağaç eve geri dönüp odanın zayıf ışığında gazeteyi okumaya çalışarak vakit geçirdim. Kahvaltıdan sonra Olimpos’tan ayrılıyorum…Güzel bir geziydi.












Hiç yorum yok:

Yorum Gönder