16 Ağustos 2014 Cumartesi

BİR KARADENİZ GEZİSİ

Karadeniz gezimiz için sabahın erken saatlerinde Adnan Menderes Havalimanından tarifeli   6.30 uçağı ile yaklaşık 1.5 saatlik bir uçuş sonrası Samsun Çarşamba Havalimanındayız.  Turumuzda on kişiyiz. Minibüsümüz hazır. İlk istikametimiz Samsun. Kısa bir kahvaltı molasından sonra  ünlü Atatürk heykelini görüp  Gazi Müzesine gidiyoruz. Ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun gezileri sırasında ikametgah olarak kullandığı ev  müzeye döndürülerek Gazi Müzesi adıyla  ziyarete açılmış. Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen tarafından yapılıp müzeye armağan edilen Atatürk ve çalışma arkadaşlarını gösteren balmumu heykelleri  görülmeye değer. Daha sonra eski Rus çarşısı olarak bilinen çarşıdaki kısa bir gezintiden sonra Atatürk’ün Samsun’da karaya ilk çıktığı yerde o günü yansıtan canlandırmayı izleyip, Bandırma Vapurunu geziyoruz. Bandırma vapurunun gerçeği olmamasına rağmen güzel bir görsellik sunuyor.  Bandırma vapurunun bulunduğu alanda o günleri yansıtan kabartmalara ve kurtuluş savaşını anlatan motiflere yer verilmiş.











                                              SİNOP
Yaklaşık bir saatlik bir yolculuktan sonra Sinop’tayız. Sinop içerisinde kısa bir geziden sonra yöresel kayık ve gemi maketlerinin yapıldığı atölyeler ile bunların satıldığı dükkanları ziyaret ediyoruz. İnanılmaz bir özen ile hazırlanmış maketler izleyenleri etkiliyor. Bir anda pek çoğunu almak isteği oluşmasına rağmen  kırılır ve bozulur düşüncesiyle sadece bir,  iki tanesini aldıktan sonra  Sinop içini gezmeye devam ediyoruz. Sahil kısmını yan yana sıralanan pek çok çay bahçesi bulunuyor. Çay bahçelerinin arasında tarihi çeşme, yıllar önce Rus donanmasının saldırı sonucunda tamamen yok olan Osmanlı savaş gemilerindeki askerlerin ceplerinden çıkan para ile yapılmış. Yürümeye devam ediyoruz. Tersane harap görünümde. Bir zamanlar şehrin tamamını içine alan Sinop kalesi tüm ihtişamıyla karşımızda duruyor. Kale içerisinde kısa bir gezinti sonrasında çok merak edilen tarihi Sinop Cezaevi’ne yöneliyoruz. 1568 yılından beri cezaevi olarak kullanılan yapı 1999 yılında müzeye dönüştürülmüş. Evliya Çelebinin ünlü gezi kitabı ‘Seyahatname’de cezaevini  kaçması imkansız korkunç bir yer olarak tanımlar. Pek çok ünlünün kaldığı Sinop Ceza Evinde kalan en tanınmış mahkumlardan birisi olan Sabahattin Ali’nin tek başına kaldığı koğuş ziyaret edilebiliyor. Duvarlarında ünlü yazarın dizelerinin yer aldığı hüzünlü bir yer.  28 büyük koğuşun yer aldığı cezaevinin yüksek duvarlarla çevrili avlusu  volta alanı olarak kullanılmış. Zindanları, mahkumların bağlandığı prangalar, tek kişinin kaldığı ve adına disiplin odaları denilen  karanlık hücreler  buralarda büyük  çileler çekildiğini tüm açıklığıyla  anlatıyor.  Cezaevinin yan tarafında 1939 yılında yapılarak hizmete açılan iki katlı,  dokuz koğuşlu çocuk ıslahevi olarak kullanılan bir bina bulunuyor. Bunun içerisindeki mescit, çocukları dini yönden eğitmek amacıyla düşünülmüş. Bahçe kısmında eski cezaevi günlerinden kalan mavi renkli bir cezaevi arabasını görmek mümkün.  Cezaevini gezmeye devam ediyoruz. Yaklaşık 15 kişinin bir arada yaşadığı büyük koğuşlar, kapı altı bölümü, müdür ve doktor odasıyla karşılaşıyoruz.  Maket atölyesi,  mevcut   şartlar altında bile  gemi maketleri yapılmasında kullanılmış. Hamam çok ilkel.  Tüm disiplin hücrelerinin  tuvaletleri açıkta.  Kapıları sürekli kapalı duran disiplin hücrelerinin   dışarısı ile irtibatını   küçük bir pencere sağlıyor. Cezaevini gezdikten sonra buradaki hüzün herkesi etkilediğini söyleyebilirim.
Kaleden çıktıktan sonra ünlü komutan Büyük İskender’e ‘Gölge etme başka ihsan istemem’ demesiyle ünlü Sinop’lu Diyojen’in heykelini görüp,  Hamsilos koyuna doğru  yolumuza devam ediyoruz. Sinoplular tarafından mesire yeri olarak kullanılan Akliman’da kısa bir mola veriyoruz. Kıyıdaki teknelere binmek güzel bir fikir. Karadeniz havasını içimizde hissederek  Hamsilos koyuna ulaşıyoruz. Bazı kaynaklar tarafından Türkiye’nin tek fiyordu olarak gösterilen Hamsilos Fiyordunu izlemek bu günkü son programımız. Otelimiz Sinop’ta deniz kıyısında. Günün yorgunluğu yavaş yavaş üzerimize çökerken herkes sessizce odasına çekiliyor.













                                        ORDU – GİRESUN
İkinci günkü gezimizde uzun bir yolculuk bizi bekliyor. Bunun için sabah erken saatlerde otelimizden ayrılıyoruz.  Amazonlar ile efsaneleşmiş Terme’de kısa bir molanın ardından Ordu ili Perşembe İlçesi yakınlarındaki Yason burnunda bulunan ve restorasyonu il özel idaresince gerçekleştirilen Yason Kilisesi’ni ziyaret ediyoruz. Kilise 1868 yılında yörede yaşayan Rumlar tarafından yapılmış. Kilise üç apsisi ile küçük kubbeli sevimli bir yapı. İçerisinde bulunduğu tahmin edilen fresklerin çoğu silinmiş. Öğlen yemeği vaktimiz geldi. Sahilde tahta masalı küçük bir lokantaya giriyoruz. Lüks bir yer değil. Ama bizim hoşumuza gidiyor. Buğulama balık çok lezzetli. Balık, salata, yöresel karalahana sarması ile turşu bu günkü menümüz. Balık yemek istemeyen iki kardeşin tercihi lahmacun. Tüm yemekler  gelmesine rağmen lahmacunlar bir türlü gelmiyor. Her sorulduğunda ‘Uğraşıyorlar ‘ yanıtı tüm gezi boyunca konuşulan hoş bir anı olarak kalıyor.
Sonraki yönümüz  Ordu. Ordu’da kısa bir şehir turu sonrasında, Boztepe’ye çıkan teleferiğe biniyoruz. Yaklaşık on dakikalık bir yolculuk sonrası  bol yeşillikli Boztepe’ye ulaşıyoruz. Burada tüm Ordu’yu görmek mümkün.  Bol miktarda fotoğraf çektikten sonra kısa bir süre Boztepe’de dolaşma imkanı da buluyoruz.  


Ordudan sonra sahil yolunu izleyerek Giresun’a varıyoruz. Dar sokaklardan geçerek ulaştığımız Giresun Kalesi tüm şehri gören bir yükseltinin üzerinde. Fotoğraf çekme ve hediyelik eşya standından alışveriş sonrası bu gecelik konaklamamız için istikametimiz Kümbet Yaylası. Otelin yanan kaloriferleri burada gecelerin serin geçtiğinin bir göstergesi. Temiz yayla havasının sağladığı rahatlık ve günün yorgunluğu  derin bir uyku sağlıyor. Sabah yeşilin her türlü tonunun birbirine karıştığı uçsuz bucaksız gibi görülen Kümbet yaylasında uzun bir  yürüyüşü yaptıktan sonra tekrar yollardayız.





                          TRABZON   AYASOFYA  SÜMELA
Trabzon’a yaklaşırken Akçaabat’ta bir köfte molası vermeyi ihmal etmiyoruz . Trabzon’da ilk durağımız  Ayasofya.  Haçlı seferleri sırasında Latinler tarafından işgal ve yağma edilen İstanbul’dan kaçan Kommenos ailesinden olan Kral Manuel tarafından 1250 yılında  bir manastır kilisesi  olarak inşa edilmiş. Uzun yıllar kilise  ve zaman zamanda cami  olarak hizmet veren bu yapı, 1964 yılından sonra müze olarak ziyarete açılmış. Haziran 2013 tarihinden sonra tekrar cami olarak kullanılmaya başlanmış.  Kilise olarak kullanıldığı dönemde özellikle güney kısmında Adem ile Havva’nın yaşamının anlatıldığı freskler  bölümü çok görkemli. İsa’nın on iki havarisinin canlandırıldığı fresklerde çok ilgi görüyor. Ayasofya’da  hızlı geçen bir saat sonunda buradan ayrılıyoruz.
Yeni hedefimiz gezimizin odak noktası olan Sümela Manastırı. Trabzon’un Maçka ilçesini geçtikten sonra yoğunlaşmaya başlayan sis altında Sümela’ya doğru yol alıyoruz. Sümela,  bizi sisler içerisinde büyüleyici bir atmosferde karşılıyor. İlk olarak  manastıra  su getiren  kanalları taşıyan kemerler görülüyor. Manastır uzun ve dik bir merdivenle ulaşılan üst bölümdeki doğal bir mağaranın içerisinde yer alıyor. Bu kilisenin tüm duvarları, tavanı ve dış yüzü pek çok anlatıma sahip fresklerle bezenmiş. Kilisenin yan duvarından çilekeşhane yazan bir tabela görüyoruz. Burasının çilekeşhaneden ziyade  cenazelerin konulduğu bir bölüm olması daha mantıklı gözüküyor. Ana kilisenin içerisinde şapel olarak adlandırabileceğimiz ikinci küçük bir kilise daha var. Bu kilise kompleksinin dışına çıktığımızda günlük yaşam için gerekli unsurların yer aldığı bölümler bulunuyor. Mutfak, çeşme, çan kulesi, nöbetçi odaları, kütüphane gibi bölümleri görmek mümkün.  Fotoğraflarda gördüğümüz ve bizimde uzaktan sisler arasında görebildiğimiz taş bloklardan oluşan dış cephesinin bulunduğu bölümler ziyarete kapalı. Burada  dersane, oturma bölümleri ve yatakhanelerin yer aldığı düşünülüyor.Havanın kararmaya başladığı zamana kadar Sümela’da vakit geçirmemize rağmen buraya doyamadan kapanma saati geldiği için buradan  ayrılmak zorundayız. Kısa bir yolculuk sonucunda Maçka’ya ulaşıyoruz. Gece konaklama Maçka’daki otelimizde. Sabah  Trabzon’u gezmeye devam ediyoruz. Trabzon kalesinin  uzaktan fotoğrafını çektikten sonra şehir içerisinde kısa bir tur atıp,  Atatürk Köşküne ulaşıyoruz. Bina  1890 yılında Rum işadamı Kostantin Kaboyanidis tarafından yazlık köşk olarak yaptırılmış. Rumların bölgeden ayrılmasından sonra uzun süre boş kalan bina, daha sonra restore edilerek Atatürk’e armağan edilmiş. Atatürk’ün 1934 ve 1937 yıllarındaki Trabzon ziyaretleri sırasında kaldığı ev daha sonra dekore edildikten sonra  Atatürk Müzesi olarak  ziyarete açılmış. Evin içerisinde o dönemde kullanılan mobilyaları  ve Atatürk’ün özel eşyalarını görmek mümkün.










                                         RİZE  AYDER
Trabzon’dan sonraki durağımız  Rize. İlk olarak botanik bahçesini ziyaret edip Rize Kalesini görmeye gidiyoruz. Rize’nin içerisinde kısa bir şehir turunun ardından çay bahçeleri arasından yolumuza devam ederek Çayeli üzerinden rafting merkezi Fırtınalar Vadisine ulaşıyoruz. Çamlıhemşin üzerinden yolun denetimini ve korumasını sağlamak amacıyla yapılmış ve güzel restorasyonu sayesinde günümüze ulaşmış olan Zilkale’yi geziyoruz. Zilkaleyi gezerken büyüleyici bir yeşilliği hayranlıkla izliyoruz. Hava karamak üzere siste var. Yolumuza Ayder yönünde devam ediyoruz.  Gece kalacağımız otel Ayder’in tam orta bölümünde. Yaylanın üst kısmında bulunan şelaleyi gördükten sonra otelimizdeki yerimizi alıyoruz. Akşam yemekten sonra kısa bir alış veriş gezisinden sonra otelimize dönüyoruz. 








                           KARAGÖL  UZUNGÖL  TRABZON
Ayder Yaylasından ayrıldıktan eşsiz doğa güzelliğine sahip Borçka yakınlarında bulunan Karagöl’e doğru yol alıyoruz. Sis ve yağmur altında Karagöl’e ulaşıyoruz. Hiçbir yapılaşmanın olmadığı,  bol yeşilliğin ortasında sakin ve sessiz bir göl. Öğlen yemeğimiz için yol üzerinde alabalık, muhlama ve yöresel yemekler yapan sade bir lokantada mola veriyoruz. Bundan sonra Uzungöl’e doğru yol alıyoruz. Uzungöl civarındaki yapılaşmalar doğal yapısını yitirmiş. Bol binalı görüntüsü eski günlerini aratıyor.
Dönüş yolculuğumuzda  Trabzon Hava limanından kalkan  22.35 uçağı bize İzmir’e ulaştırıyor.  Karadeniz’in  hoş anılar bıraktığını düşünüyorum. Güzel bir geziydi.











Hiç yorum yok:

Yorum Gönder