KALE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KALE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Eylül 2014 Pazartesi

AFYONKARAHİSAR KALESİ

 Kale 226 metre yükseklikte oldukça dik bir kaya kitlesinin üzerinde
kuruludur. Kayaların oyulmasıyla oluşturulmuş merdivenler yardımıyla kaleye çıkılır. İç ve dış olmak üzere iki bölümden oluşan kalenin tepedeki iç bölümü Kız Kalesi veya Kız Kulesi adıyla bilinir. Kız Kale’sinde Sultan Alaeddin Keykubat’ın yaptırdığı bir cami bulunur. Burası askeri bir alan olarak düşünüldüğü için cephane ve erzak depoları yer alıyordu. Günümüzde  caminin minaresinin yıkık olduğu görülüyor.
Afyonkarahisar Kalesi İ.Ö. 1350 yılında bir sefer sırasında Hitit Kralı II.Murşil tarafından, askerlerinin kışı geçirmeleri amacıyla yaptırıldı. Daha sonra bölgede hakimiyet kuran Lidya, Pers, Helen, Bergama Krallığı, Roma ve Bizanslılar'ın yönetiminde kalan kale, Emevi Halifelerinin, Anadolu'ya yaptıkları seferler sırasında kale üzerinde kısa bir süre hakimiyet kursalar da Melikşah zamanında Selçuklu topraklarına katıldı.
Burada yerleşmiş olan halk kalenin üstünde oturduğu kayalara bakarak bu kaleye Karahisar adını verdiler.
Selçuklu Sultanı 1.Alaeddin Keykubat kaleyi onardıktan sonra devlet hazinelerini bu kale içerisinde saklamaya başladı.  O zamanlarda kale Hisar-ı Devlet olarak adlandırılıyordu. Selçuklu vezirlerinden Sahip Ata Fahrettin Ali döneminde kalenin ismi Karahisar-ı Sahip oldu.
Anadolu Beylikleri döneminde Germiyanoğullarına, 1392 yılında ise Yıldırm Beyazıt tarafından Osmanlı topraklarına dahil oldu. Ankara Savaşı'ndan sonra kısa süren Timur hakimiyeti ardından 1428 yılında Osmanlı topraklarına katılır. 1573 yılında burasını tamir ettiren II.Selim ise bölgede yetişen afyondan dolayı kaleye Afyonkarahisar adını verdi.


16 Ağustos 2014 Cumartesi

SELÇUK KALESİ

 Tüm Selçuk yerleşimini görebilecek bir tepenin üzerinde bulunan Selçuk Kalesi, Selçuk İlçemizin 1914 yılına kadar bilinen  ismi nedeniyle Ayasuluk Kalesi olarak ta bilinir. Arkeolojik araştırmalara göre kale Efes antik şehrinin ilk kurulduğu yerleşimin üzerinde yer alıyor. Taş, tuğla ve harç kullanılan iç   kalenin sur duvar­ları Bizans döneminde yapılmış olmasına karşın, Aydınoğulları ve Osmanlı dönemlerinde de ilave ve restorasyonlar sayesinde sağlam kalabildi.  İç kalenin on beş tane gözetleme kulesi ile karşılıklı olarak yer alan iki adet kapı mevcut.  Sur duvarlarının iç kısmında ise burçlara  çıkışı sağlayan dar merdivenler yer alıyor. Kale içerisinde genellikle taş döşeme kullanılarak oluşturulmuş sokakları,  sar­nıçlar,  cami ve  bir kilise  vardır. Bu kilisenin apsis kısmı, Aydınoğulları döneminde bazı eklerle sarnıç haline getirildiği biliniyor.  Ayrıca caminin batı kısmında, kale hamamı olduğu düşünülen  bir yapı kalıntısı görülüyor. Bir inanışa göre  St. Jean Ayasuluk tepesinde oturarak İncil’i yazmış. Buradaki bazilikanın onun adına inşa edilmiş olabileceği hakkında görüşlerde vardır.
Kaledeki kazı,inceleme ve onarım çalışmaları Pamukkale Üniversitesi Arkeoloji Bölümü’nden, Yrd. Doç. Dr. Mustafa Büyükkolancı başkanlığındaki bir ekip tarafından devam ediliyor. Bu arkeolojik araştırmalar sırasında Kale Camisi,  2007-2008 yıllarında Kale Camisinin yakınlarında,  çeşitli dönemlerdeki  kuşatmalar sırasında halkın ve görevli askerlerin kışla olarak kullandıkları  evler ortaya çıkarıldı. 2009 yılı kazılarında, kale hamamı ile  Selçuk’taki İsabey Camii’ni yaptıran Aydınoğlu Beyi İsa Bey’in kale içinde kendisi için yaptırdığı köşk ortaya çıkarıldı.







15 Ağustos 2014 Cuma

MARMARİS, KALESİ VE MÜZESİ

Bu günkü Marmaris ilçemizin bulunduğu bölgede yerleşimin çok eski tarihlere İ.Ö. 3400 ‘e kadar uzandığı biliniyor. Antik dönemlerde bu yerleşim Phyckos (Pricus, Fiskas) ismiyle bilinmekteydi. Phyckos isminin Kayra dilindeki ‘Doğa kenti’ sözcükleriyle bağlantılı olduğu hakkında görüşler vardır. Antik dönem yazarlarından Herodot ve Strabon buradan önemli bir liman kenti diye bahsederler. Gerçektende Phyckos, Batı Anadolu’nun önemli kentleri olan Mylasa, Alabanda, Efes ve Miletos’un limanı olmuştu. Antik şehirleri Phyckos’a bağlayan yolların izleri günümüzde bile bazı yerlerde seçiliyor. Özellikle Mısır ile olan ticarette bu liman önemli bir kapı görevi görmüştü. Şehrin kendi adına bir parası olması da bağımsız bir şehir devleti ve kuvvetli bir ekonomisi olduğunun göstergesi olarak kabul ediliyor. Uzun bir süre Rodos hakimiyetinde kalan yerleşim daha sonra Büyük İskender, Bergama Krallığının, Roma ve Bizans’ın yönetimine geçti. Menteşeoğulları’nın ardından Osmanlı’lar bu bölgeye hakim oldular. Zamanının önemli bir liman kenti olan yerleşimden günümüze birkaç sur duvarı ile az miktarda liman kalıntısı ulaştı. Araştırmacı George Bean’e göre bir çok uygarlık boyunca önemli bir liman kenti olan Phyckos’tan günümüze bu kadar az kalıntı kalmasının nedeni, kentin binalarının sökülerek buradan çıkan taşların ve diğer malzemelerin başka şehirlerin inşası sırasında gemilere yüklenerek buradan götürülmesinden kaynaklanıyor.

                                               MARMARİS  KALESİ
Marmaris Kalesi ile ilk bulgulara antik Phyckos şehri zamanında rastlamaktayız. Büyük İskender’in şehri kuşatması sırasında tüm şehir halkı kale içerisine toplanarak şehri savunmaya çalışırlar. Savunma başarılı olamayınca İskender’in orduları kaleyi ve şehri yıkarak yağmaladılar. Bu gün Marmaris’in Kemeraltı semtinde bir tepenin üzerinde görülen görülen kale, Kanuni Sultan Süleyman’ın Rodos Seferi sırasında 1522 yılında eski kalenin olduğu alana yaptırılmış. Birinci Dünya Savaşı sırasında bir Fransız savaş gemisinden açılan topçu ateşiyle büyük bir kısmı yıkılır. Daha sonra restore edilip 1991 yılında Marmaris Müzesi olarak ziyarete açıldı.
                                                          MARMARİS MÜZESİ
Marmaris kalesi içerisinde yer alan Marmaris Müzesi küçük bir müze olmasına karşın içerdiği çok önemli arkeolojik eserler nedeniyle yurdumuzun önemli arkeolojik müzeleri arasında  yer almakta. Müzede başta Knidos olmak üzere Datça ve Marmaris ilçelerindeki antik yerleşimlerde yapılan kazılar sonucunda bulunan arkeolojik eserler sergileniyor. Yörenin en büyük antik yerleşimi olan Knidos'ta bulunanlar ayrı bir salonda sergileniyor.Müze kış günleri 08 -17.00, yaz mevsiminde ise 08.00 - 19.00 arası ziyarete açık.























BERÇİN KALESİ

Milas Yatağan kara yolu üzerinde Milas’a yaklaşık beş kilometre uzaklıkta bulunan bir tepenin üzerindedir. Burada büyük bir kaleden başka Ahmet Gazi Medresesi’nin yer aldığı Türk yapıları da vardır.
Kalenin bulunduğu mevki aslında antik bir bölgedir. Kalenin hemen altında antik dönemden kalmış bir sura ait kısa bir uzantı görülür. Kale girişinin hemen altında görülen mermer podyumunda bir tapınağa ait olduğu düşünülüyor.
İ.Ö. 7. yy’dan kalan bazı seramik parçaları bulunması yerleşimin Arkaik ve Klasik Dönemde de kullanıldığının bir göstergesi. Araştırmalar Bizans Devrinde inşa edilmiş olan küçük bir kalenin, Menteşeoğulları Beyliği döneminde güçlendirilip büyütülerek Berçin Kalesi olarak bildiğimiz bu kale yapıldı. 1974 yılında ciddi bir tamir gördü. Kale içerisinde ve etrafındaki bölgelerde yapılması planlanan arkeolojik kazılar ile daha çok bilgiye ulaşılacağına kesin gözüyle bakılıyor.







BODRUM KALESİ

Bodrum’un simgesi haline gelmiş olan kale yaklaşık otuz dört dönümlük bir alanda ve üç tarafı denizle çevrili kayalık bir alan üzerinde bulunuyor. Kalenin yerleşke alanı antik çağlarda bir ada iken daha sonraları sahil ile bütünleşmiştir.
Kale Rodos Şövalyeleri tarafından 1400 ‘lü yıllarda yaptırıldı. Yapımı sırasında dünyanın yedi harikasından birisi olarak kabul edilen Halikarnasos’taki Kral Mousolenion ‘un anıt mezarın taşları kullanıldı. Muhteşem mezardan çıkartılan olağanüstü güzellikteki mermer kabartmalar ilk başta kalenin içerisinde dekor olarak kullanılsa da daha sonra padişahın izni ile İngiltere’ye götürüldüğü biliniyor.
Kaleyi denizden kıyıya doğru iç içe üç çevre duvarı çevirir. Kalenin etrafını çeviren duvarlar dış tehlikelere karşı güvenli savunma yapabilmek amacıyla kalın tutulmuştur. İç kalede bulunan beş adet kule vardır. Bunlardan en ilginci kapısında yılan motifi bulunması nedeniyle yılanlı kule olarak bilinen yapıdır. İç kaleye üzerlerinde genellikle arma veya haç işareti bulunan yedi kapıdan geçilerek ulaşılır. Kalenin içerisine Bizans Döneminde bir şapelde yapılmıştır. Bir kapının üzerinde de ‘Tanrım bizi uyanıkken koruduğun gibi uyurken de koru ‘ cümlesi yazılıdır. Başka yerlerde de Klasik Yunanca ve Latince kitabeler görülür. Kale Kanuni Sultan Süleyman döneminde Türk hakimiyetine geçmiştir.






MANİSA'NIN İKİ KALESİ

                                                       Manisa Kalesi
Manisa Spil Dağı’nın kuzey yamaçlarında bulunan kale, dış kale ve iç kale olmak üzere iki bölümdür.
İç kalenin ne zaman yapılandırıldığı hakkında bir bilgi yoktur. Dış kalenin İznik Rum İmparatoru olan İonnes Dukas Batatzes tarafından 1222 yılında yaptırıldığı biliniyor. Dış kalenin uzunluğu yaklaşık 4.5 kilometre, iç kalenin ki ise 1.7 kilometredir. Kale dönemin mimarisine uygun olarak tuğla ve taş kullanılarak örgü tekniği ile inşa edilmiştir.
Dış kalenin üzerinde belirli aralıklarla sıralanmış 13 gözetleme kulesi ( burç ) ve yedi tane kapısı vardı. Şehre açılan en büyük kapı surların kuzey tarafındadır. Bu kapı demir parmaklıklarla güçlendirilmişti.
Beşgen bir plana göre yapılmış olan iç kale “Sandık Kale” olarak adlandırılmış. İç kalenin surları üzerinde yedi kule bulunuyordu. Evliya Çelebi’nin ünlü gezi kitabı Seyahatname’de kalenin içerisinde otuz ev, ambarlar, iki sarnıç ve bir cami bulunduğundan bahseder.
Bu buluntulardan günümüze sadece sarnıç kalıntıları ulaşabildi.


                                                           Manisa Yoğurtçu Kalesi
Manisa’ya 21 kilometre uzaklıkta bulunan Muradiye Mahallesi Uzunburun Köyü yakınlarında, Gediz vadisine hakim bir kayalığın üzerinde bulunuyor. Kalenin ne zaman yapıldığı tam olarak bilinmemesine karşın, çok stratejik bir noktada bulunması nedeniyle gözetleme ve erken haber almak amacıyla inşa edildiğini düşündürüyor.
Kale kesme taş ve moloz kullanılarak kare şeklinde inşa edilmiş. Etrafını çeviren surları iç ve dış kale olarak bilinen iki bölümden oluşuyor. Günümüzde güney kısmının sur yapısı kısmen belirgin. Diğer yönlerdeki yapılaşmalar zaman içerisinde yıkılmış. Dış surlarda belirli aralıklarla dizilmiş gözetleme kuleleri izleniyor. İç sur duvarları ile kalenin içerisinde bulunan yapılardan günümüze çok az kalıntı ulaştı. Belirli bölgelerde seçilen dış sur duvarlarının çoğu yıkık durumda. Arkeolojik bir kazı yapılmadığı için kale hakkında bilinenler bu kadarla sınırlı.
Sosandra  Manastırı
Bizans İmparatorluğunun bölgede hüküm sürdüğü son zamanlar olan 12.yüzyıl sonları ve 13.yüzyıl başlarında kale manastır olarak kullanılmış. O zamanlardaki ismi Sosandra Manastırıdır. Üç tarafı sarp kayalıklar ile çevrili ve gözlerden uzak bir konumdadır. Ayrıca etrafının surlarla çevrili olması da manastır yerleşkesi için uygun bir konum yaratmaktadır.
Manastır top ateşine tutuldu
Manisa bölgesinin Osmanlı yönetimine geçtiği yıllarda bu yapının hristiyanların toplanma merkezi olmaması ve hristiyanlıkla ilgili eserlerin bölgeden silinmesi düşüncesiyle bina ağır top ateşine tutuldu. Bunun sonucunda ağır zarar gördü. Sur duvarlarının çoğu ve içerisindeki yapılar yıkıldı. Cumhuriyet ilanına kadar metruk durumda kalan yapı bu yıllarda bölgeye yerleşen yörükler tarafından yoğurt imali ve depolanması amacıyla kullanıldığından halk arasında ‘Yoğurtçu Kalesi’ ismi verilmiş ve bu isim günümüze kadar ulaşmıştır.





KATİAEİON ( KATİAİON – KÜTAHYA )

                                                   KATİAEİON
Antik kaynaklara göre Kütahya’nın o dönemlerdeki adı Kotiaeion’dur. Strabon’a göre bu ad “Kotys’in Kenti” anlamına gelmektedir. Kotiaeion adı temel sözcük aynı kalmak şartı ile, farklı dönem ve yazılışlara göre “Kotiaion”, “Cotyaeum” ve “Cotyaium” olarak da kullanılmıştır.
Katiaeion’dan bir kalıntı ulaşmadığı için kentin kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, MÖ VI. yy olduğu düşünülmektedir. İl toprakları içinde yerleşen en eski halk Frigler’dir. Kent bir süre sonra Keyhusrevin daha sonra ise Büyük İskender’in yönetimine girdi. Bundan sonra Bergama Krallığı’nın daha sonra Roma İmparatorlu’ğunun sınırlarına dahil oldu. İ.S. 2. yy’dan sonra Hristiyanlığın önemli merkezlerinden birisiydi. Hristiyanların yoğun olarak buraya yerleşmelerinden sonra İmparator Hierokles şehrin ödeneğini kesince şehrin gelişmesi bir müddet durakladı. Bizans hakimiyeti sırasında önemli bir psikoposluk merkezi olan şehir, Malazgirt Savaşı sonrasında Alpaslan’ın daha sonra Anadolu Selçuklu Devleti’nin, Germiyanoğulları’nın ve Osmanlı’nın  yönetimi altına girdi. 

                                             KÜTAHYA KALESİ
Bizans döneminde şehre hakim Hisar Tepe üzerinde inşa edilmiş, çevresi 3500 metreyi bulan büyük bir kaledir.
Kalenin kitabesi olmadığından hangi tarihte yapıldığı konusunda kesin bir bilgi yoktur. Antik devirlerde ilk yerleşimin kalenin bulunduğu bu alanda olduğu düşünülmektedir. Malazgirt Savaşı (1071) sonrası Selçuklular, daha sonra ise Germiyanoğulları ve Osmanlı yönetiminde kaldı. Fatih zamanında kale ciddi bir onarımdan geçirilip genişletildi.
Ünlü kitabı Seyahatname’de bu kaleyi anlatan Evliya Çelebi yetmiş adet burcu olduğundan bahseder. Bu burçlardan sadece doğu tarafında olan az miktarda burç günümüze ulaşabildi. Kale iç hisar, dış hisar ve alt kale olmak üzere üç bölümden oluşuyor.
Kalenin yapımı sırasında ağırlıklı olarak kesme taş ve tuğla kullanılmış. Sur duvarları üzerinde yer alan burçlar oldukça sıktır. İç Kale’nin bulunduğu tarafta birbirine bitişik burçlar da dikkati çeker. İç Kale içerisinde büyük bir sarnıç ve cephanelik olarak kullanılan birkaç oda daha vardır. .
Evliya Çelebi kalenin şehre doğru olan kapılarında üç kat demir olduğunu ve her iki yanında beyaz mermerden yapılmış aslanlar olduğunu yazmış. Şehir ile kale arasındaki yol üzerinde iki çeşme kalıntısı görülebilir.

9 Ağustos 2014 Cumartesi

ÇEŞME KALESİ

                                             
1400 YILINDA Çeşme, Anadolu ticaret yollarının en önemli bağlantı noktalarından birisiydi. Çeşme’ye gelen mallar  gemilere yüklenerek başka ülkelere nakledilir, yabancı ülkelerden gelen ticari mallar ise Çeşme limanına  indirilirdi. O dönemde İzmir’e kadar uzanan bir yol sayesinde kervanlar Çeşme limanından aldıkları ticari malları rahatça İzmir’e götürürlerdi. Bu ticari konumun haricinde Çeşme bu yöreden geçen gemiler içinde sığınak limanı olduğu gibi, aynı zamanda gemilerin su ve yiyecek ihtiyaçlarını sağladıkları bir merkezdi. Bu ticari yolu kesmek isteyen Venedikliler  1472 ve 1509 yıllarında Çeşme ‘ ye saldırarak oldukça büyük ekonomik ve askeri zararlar verdiler. Bu tür saldırılardan korunmak  ve Çeşme’nin ticari konumunu tekrar güçlendirmek amacıyla  1508 yılında Osmanlı Padişahı 2. Bayezid tarafından bu bölgeye bir kale yaptırıldı.






Kalenin kitabesinin incelenmesi ve çeşitli kaynaklardan elde edilen bilgilere göre kale tamamen Türk Yapımıdır. Türk kale mimarisine uygun borasan denilen bir mimari tarzda yapılmıştır.Bu mimarı stilde tepede kalan cephe daha dar olup,ön cephe daha  geniştir.Yan tarafında  iki tane burç bulunur.İç kalenin ilk bölümü askeri ikinci bölümü ise ikametgah olarak kullanılmaya elverişlidir. Çeşme kalesi yapıldıktan sonra bu kalenin sağladığı güvenle ticaret hayatı gelişerek tekrar eski günlerine dönüşür.  XVI yy. başlarında  ünlü denizcimiz Piri Reis tarafından çizilen  bölge haritalarında kalenin yeri gösterilmiştir. Evliya Çelebi 1671 yılında yazdığı seyahatnamesin de  bu kaleden övgüyle bahseder. Çeşme kalesi Yunan isyanı sırasında son faal görevini yapmıştır. 1833 yılından itibaren de önemi iyicene azalarak zaman içerisinde askeri özelliğini tamamen kaybetmiştir.


2 Ağustos 2014 Cumartesi

KEÇİ KALESİ




Halk arasında anlatılan bir hikaye nedeniyle Keçi Kalesi olarak bilinen kale, Selçuk İlçesi Belevi Köyü yakınlarında Alaman Dağı’nın zirvesindedir. Yaklaşık 300 metre yükseklikte bulunan kale, geniş görüş açısının sağladığı   stratejik konumu nedeniyle tarihin bir çok döneminde ilgi gördü.  Kalenin Helenistik Döneme denk gelen İ.Ö. 300 yılı civarında yapıldığı düşünülüyor. Daha sonraları Roma, Bizans, Selçuk ve Osmanlı Dönemlerinde de aktif olarak varlığını devam ettirdi. Menderes Ovasının tamamını görebilecek bir konumda olması bu civardaki ticaret yollarını kontrol etmesi yanında, askeri açıdan da  erken haber alma görevlerinde kullanılıyordu. 
 Kalenin yüksek surlarının yanında  yüksek olmayan ve  dış kale düşüncesiyle yapıldığı düşünülen  ikinci bir sur duvarı daha bulunuyor. Dört yanındaki  burç kuleleri gözetleme ve depo amaçlı kullanılmış. Bu kulelerin batı kısmında bulunanlar yuvarlak, doğu kısmındakiler ise kare şeklinde. Yuvarlak olan burçlar günümüzde izleniyor. Diğer  yöndeki burçların ise sadece konumları belli.  Dikdörtgen şeklinde olan kalenin sur duvarlarının yapımı sırasında  düzgün kesilmiş taş bloklar ile yığma taşlar, iç kısımlarında ise yöresel küçük taşların kullanıldığı görülüyor.  Taşların bir birine tutunabilmesi  için  ara dolgu  için  kireç ve yumurta akından faydalanılmış.  Kalenin Bizans döneminde restorasyon gördüğü biliniyor.Bu devirlerde duvarların güçlendirilmesi amacıyla  bazı yerlerine kiremit ile destek sağlanmış.      
  
                                    KEÇİ  KALESİ  EFSANESİ
Keçi Kalesi hakkında anlatılan hikaye dinleyenlerin ilgisini çektiği gibi kalenin önemini de vurguluyor. Yüksek bir dağın  zirvesinde yer alan bu kale, konumu nedeniyle bir türlü fethedilemez. Bu kaleyi ele geçirmeyi düşünen bir komutan  çok miktardaki keçinin boynuzlarına fenerler bağlayarak gece olunca askerleriyle birlikte kalenin bulunduğu tepeye doğru tırmanışa geçer. Kale görevlileri büyük bir ordunun kendilerine doğru geldiğini sanıp  kaleyi terk ederler.  Böylece kale hiç kan dökülmeden fethedilir. Efsaneye göre bu olay sonrasında kalenin ismi Keçi Kalesi olarak kalır.

                                        MANASTIRMIYDI ?
Son zamanlarda Keçi Kalesi için yapılan arkeolojik araştırmalar, burasının   bir manastır olabileceği yönünde yoğunlaşıyor. Bu kadar yüksekte bulunan bir kalenin fonksiyonel olarak bir işe yaramayacağını savunanlar,  manastır  konumunun daha uygun olduğunu düşünüyorlar. Bilindiği gibi manastırlar gözden uzak ve  ulaşımı zor  yerlere yapılırdı. Çevreden topladıkları fakir ve kimsesiz çocukları alır bu mekanda eğitip   din adamı olarak yetiştirdikten sonra çevreye yollayarak, Hristiyanlığın yayılmasına katkıda bulunurlardı.

                        KEÇİ   KALESİNE  YOLCULUĞUMUZ
İzmir Aydın Otobanının Selçuk çıkışına yaklaşırken uzaktan görülen Keçi Kalesine çıkmanın zor olduğunu düşünür, aynı zamanda yüksek bir dağın üzerindeki  bu kaleyi çok merak ederdim. Gitme düşüncesi yoğunlaşmaya başladığında bu yolculuğa katılmak isteyen arkadaşlarımla birlikte   internette  araştırma yaptık.  Bazı yazarlar çıkışın çok zor, hatta imkansız olduğundan bahsetmeleri    kaleye gidip gitmeme ikilemine düşmemize yol açtı.  Ama daha sonra yukarıya kadar çıkamazsak bile hiç olmasa çevreyi tanımış oluruz diye düşünüp gitmeye karar verdik. Bunu gerçekleştirmek içinde yolculuğa gönüllü olan Nevin Atılgan Tasasız eşi Okcan Tasasız ve Gökhan Duymaz ile Belevi’de buluştuk.  Daha sonra  İzmir Aydın  Otobanın altından geçen ve  sağ tarafta kalan  küçük bir işletmeye kadar devam eden  yolu izledik.  Bu iş yerinin önünde  arabanızı bıraktıktan sonra  bulunduğumuz yerden küçücük görülen kaleye gitmek için yolculuğumuza  başladık.  Keçi Kalesine çıkmak isteyenlere küçük bir ip ucu vereyim. Dağı karşınıza aldığınızda sağ tarafınızda diğerlerine göre daha altta  bulunan bir elektrik direği göreceksiniz. Bu istikamete doğru yürürseniz  bir tanesinin üzeri başlangıç yolunu belirtmek için kırmızı boya ile işaretlenmiş olan  iki adet  beyaz taş uzun bir patikanın başlangıcını gösteriyor. Bu patika ve devamında  antik taş döşemesi ile devam eden yol kaleye kadar uzanıyor. (Biz bu yolu   geri dönüşümüz sırasında saptadık.) Ara yollardan bir müddet  yukarıya doğru çıktıktan sonra   antik yolu bulmamız  yolun devamında  kolaylık sağladı. Yaklaşık iki saat sürmesine rağmen  yorucu olamayan bir yolculuktan sonra zirveye ulaştık. Enfes bir  panoramik manzara eşliğinde  kalenin her tarafını gezdik. Dönüş yolculuğumuz sırasında  önce antik yolu daha sonra patikayı izleyip   kırk beş dakika sonra başlangıç noktamıza ulaştık. Güzel bir geziydi meraklısına tavsiye ederim.  








1 Ağustos 2014 Cuma

KYME

                           
Kelime anlamı deniz dalgası olan  Kyme, İzmir’in Aliağa İlçesi  yakınlarındaki Çandarlı körfezinin  güney kıyısındadır. Kentin kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte Strabon’un yazdıklarına göre şehir,  İÖ 1046 yılında Yunanistan’ın kuzeyinden bu bölgeye  gelen Aioller  tarafından kurulmuştur. Kent  arkaik dönemde tarım ekonomisi ve limanları yoluyla yaptıkları ticaret  sayesinde ekonomik açıdan çok gelişmişti. Klasik dönem olan  İÖ 450-323 yılları arasında  Kyme, Aiolis birliğinin merkezi hatta lideri konumundaydı. Şehir daha sonra Atina Birliğinin bir üyesi oldu. İÖ 4.yy ikinci yarısında şehri ziyaret eden Büyük İskender şehri çok beğendiği için Apollon Tapınağına bronz bir şamdan hediye ettiğinden bahsedilir.  Helenistik dönemde ( İÖ 323-31 ) şehirde bir çok yeni bina yapıldı. Şehrin etrafını çevreleyen sur duvarları, tiyatro, güney tepede yeni yerleşim alanı ve mendireğin genişletilmesi hep bu yıllardan kalan eserlerdir. Bölgenin önemli bir liman kenti olan Kyme, özellikle Roma İmparatorluğunun ilk yıllarında ticari önemini korumuştur. Bizans döneminde ise  önemli bir dinsel merkezdi.  Kardinalin ikametinin  burada bulunduğu bilinmektedir.   İS 17 ve 94 yıllarında şehirde büyük zarara yol açan iki deprem oldu.  Bu felaketlere rağmen  şehir önemini kaybetmeyip canlı ticaret yaşantısına 7.yy’la kadar devam ettirdi. 12 ve 13 yy’da ise liman çevresinde az bir yerleşim olduğu görülüyordu. Fakat bu yıllarda şehir ticari ve ekonomik önemini kaybettiğinden yıllar içerisinde terk edildi.

                                  ARAŞTIRMALAR  VE  KAZILAR 
Kentin varlığından ilk olarak 1429-30 ve 1446 yıllarında burayı ziyaret eden Ancona bahseder. Venedik kökenli Baltazi ailesi  1874 yılında burada ilk kazıyı yapmışlar ve Kyme'de bir mezarda buldukları çok değerli takı,mücevherat ve seramik eserleri British Muzeum'a satarak muazzam bir servetin sahibi olmuşlardı. 1881 yılında Reinach ve Pottier burada ele geçen heykellerin bir kısmını İstanbul Arkeoloji Müzesine, bie kısmını ise Paris Louve Müzesine vermiştir. 1953 ylında Prof.Dr.Ekrem Akurgal başkanlığında bir sondaj çalışması yapılmış olsada  bir sonuç alınamadı. 1986 yılından itibaren İtalyan Calabria Üniversitesi özel izin ile burada kazı yapma ruhsatı aldı. Fakat ne yazıkki o zamandan beri hiç bir çalışma yapılmadı. Kazı için İtalya'dan gelenler burasını bir tatil ve dinlence yeri olarak gördü. Tatil yaptı denize girdi,geri gitti. Kültür Bakanlığımızın böyle verimsiz kazıların çalışma izinlerini iptal etmesi gerektiğini düşünüyorum.

                             KYME’DEN  GÜNÜMÜZE ULAŞANLAR
Agora : Şehrin agorasının kalker ve andesit bloklardan yapılmış döşemesi kısmen belirgindir. Sütunlu yolları , çevresindeki dükkanları ve konum olarak  şehrin merkezinde  bulunması diğer Roma agoralarının özelliklerini taşır. Agora’ya uzanan taş döşemeli yolun üzerinde açığa çıkarılan çeşitli yapılar buranın ortaçağa kadar kullanıldığını gösteriyor.
Alana bitişik bir kilise ile agorayı kuzeybatı, güneydoğu doğrultusunda kesen bir caddenin varlığı saptanmıştır. Agora alanından kiliseye giden yolda aynı doğrultuda olan 44 adet mezar görüldü. Mezarlar agoranın önemini kaybettiği Bizans döneminde  bölgenin mezarlık alanı olarak kullanıldığını gösteriyor. Çocuk mezarların sayısının fazla olduğu görülen bu alandaki kazı çalışmaları sırasında pek çok mezar hediyesine ulaşıldı.
Sonraki yüz yıllarda burada bulunan kilisenin büyük bir bölümünün üzerinde kale ile bağlantılı büyük bir yapı yer alıyordu. Bu yapı dört odalı olup  7 metre genişliğinde ve 40 metre uzunluğunda dikdörtgen büyük bir binadır.  Bu büyük yapının  odalarından birinde bir kireç ocağına rastlanması binanın son dönemlerinde önemini yitirdiğini gösteriyor. 







Tiyatro :  Sadece yeri ( çanağı ) belli olan tiyatrodan günümüze ulaşan fazla bir bulgu yok. 7500 kişilik olduğu tahmin edilen tiyatro zamanın büyük tiyatrolarından birisiydi.
Kale : Limanı korumak amacıyla yapılmıştır. Kentteki çeşitli kalıntılardan toplanan devrişme malzeme ile 12.yy’da inşa edilmişti. Kulelerle güçlendirilmiş beşgen  bir plana sahipti. Kale içerisinde dikdörtgen bir avlu etrafında değişik form ve işlevlerde olan odalar görülmektedir. Kalenin dış duvarlarını taş bloklar meydana getirmektedir. Temel yapısı olmayan kale, 80ne 75 metre büyüklüğünde olup,  belirli aralıkla dizilmiş  altı adet kulesi bulunmaktaydı. Kalenin  kuzeydoğu köşesinde yer alan  2.4 metre genişliğindeki ana giriş kapısının her iki yanında da birer kule vardı.



 Muhtelif zamanlarda yapılan kazılarda tapınağa ve evlere  ait az miktarda bulgu ile  karşılaşıldı.1985 yılından itibaren İzmir Arkeoloji Müzesi tarafından yapılan arkeolojik incelemeler sonucunda, denizin içerisinde yer alan liman yapılarına ulaşmak mümkün olmuştur. 



Kyme Kenti sürdürülen çalışmalar sırasında Roma dönemlerine ait   muhtelif  evlerden kalan kalıntılar, sarnıç , su kemeri, sütunlu yol ve  şehrin kanalizasyon sistemine ait künklere ve  amfora kalıntılarına ulaşıldı. 





Kymeliler, kendi limanlarından ticaret yapan gemilerden gümrük ve liman vergisi almadıkları ve bu konuda  karar ve düzenlemeleri olmadığı  için diğer Yunanlılar tarafından daima alay konusu olmuşlardır.
Kyme Antik kentinin yurdumuzda kalan sınırlı arkeolojik buluntuları arasında en önemlileri İzmir Arkeoloji Müzesinde sergilenen tunçtan yapılmış atlet heykeli ile Aphrodite ait olduğu düşünülen kadın başıdır.