MİLAS etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MİLAS etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Eylül 2014 Perşembe

MUĞLA YAKINLARINDA ANTİK KENTLER-2

Narasa : Milas yakınlarındaki Narhisar köyünün bulunduğu yerde olduğu tahmin edilen antik dönem yerleşkesidir. Çevresinden günümüze ulaşan bir kalıntı olmadığı gibi her hangi bir bilgide yok. Çok küçük bir yerleşim olduğu düşünülüyor.
Oranion : Bodrum Yalıkavak Garipler köyü yakınlarındaydı. Attika Delos Deniz birliğine üye olduğu bilinmesine karşın yerleşim hakkında başka bir bulgu bulunmuyor.
Kasara : Marmaris Bozburun Serçe Limanı yakınlarında olduğu tahmin ediliyor.
Karmylessos : Fethiye Kayaköy'ün yerleşke alanında bulunduğu düşünülen antik dönem Likya kentidir.

19 Ağustos 2014 Salı

LABRANDA

Milas yakınlarında bulunan Labranda, bu bölgede yaşayanlar  için önemli bir tapınım yani kült merkeziydi. Labranda   yaklaşık on dört kilometre uzaklıkta bulunan Mylasa    taş düşeli ve sekiz metre genişliğinde  kutsal  bir yol ile bağlıydı.  Karya valisi olan Kral Maussollos Labranda’ya  çok önem vererek buraya büyük bir Zeus Tapınağıyla birlikte birçok  gösterişli bina yaptırdı.  Büyük  giriş kapıları, teras, ziyafet salonları, anıtsal merdiven, stroa gibi yapıları  valiliği zamanında  şehre kazandırdı. Kutsal alanda her yıl beş gün süren dinsel toplantılar yapılıyordu. 355 yılındaki kurban şöleninde Mausolos  kendisine yapılan bir suikastten son dakikada kurtulduğu biliniyor. Helenistik dönemde  tapınak içerisine bir çeşme ve hamam yapıldı.
Kutsal alandaki en önemli yapı  Zeus Labraundos adına yapılmış olan tapınaktır. Tapınağın ön ve arkasında  altışar, yanlarda sekizer adet olmak üzere toplam yirmi sekiz adet iyon düzeninde sütun bulunuyordu.
Tapınağın Priene’deki Athena tapınağına benzediğini düşünen bazı yazarlar bu  iki tapınağın, Halikarnassos’taki Mausoleum’u inşa eden
Mimar Pytheos tarafından yapıldığını öne sürerler. İ.S. 4. yy’da   büyük bir yangın  sonrasında çok zarar gören bu bölge kült yeri olmaktan çıktıktan sonra terk edildi.

17 Ağustos 2014 Pazar

MYLASA ( MİLAS )

Yerleşimin İ.Ö. 3000 yılında kurulduğu biliniyor. Stephanos Byzantinos’a göre Milas bir Aioli’li olan Mylasos tarafından kuruldu. Kentin isminin kurucusuyla ilgili  olabileceği gibi bazı lehçelerde değirmen anlamına gelmesi bu bölgedeki geniş ovalarda yapılan tarım ile bağlantılı olduğu  düşünülmekte.
Kayra bölgesinin en  önemli şehirleri arasında yer alan Mylasa şehrin kutsal alanı  olan Labranda’ya taş döşeli kutsal bir yol ile bağlıdır.
Denize bağlantısı Passala adlı liman kentçiği ile sağlayan Mylasa, Roma çağında en parlak dönemini yaşadı. Yakınlarındaki bir mermer ocağından getirilen mermerler ile şehirde  yeni ve büyük yapılar yapıldı. . Milas aynı zamanda Menteşe Türklerinin de önemli bir yerleşimi olmuştur.

Antik Mylasa kentinden kalan az miktarda kalıntı bu günkü Milas İlçemiz içerisinde dağılmıştır.  Hisarbaşı denilen bölgede antik Karia Zeus Tapınağı, Gümüşkesen Anıtı, Baltalı Kapı görülebilir. Şehrin antik tiyatrosuna ait birkaç oturma sırası Topbaşı Tepesi civarındadır.   Bu tepenin batı yamacında yapılan kazılarda, Nemesis Kutsal alanına ait bazı parçalarla karşılaşıldı. Bu kutsal alan ile ilgili az miktardaki  arkeolojik bulgu Topbaşı Tepesinde bulunan parkta sergileniyor.

16 Ağustos 2014 Cumartesi

BALTALI KAPI

Antik Mylasa kentinden günümüze ulaşmış olan önemli bulgulardan  olan Baltalı Kapı,  Milas ilçemiz Hacı Apti  Mahallesinde Baltalı Kapı sokağının  başlangıcında yer alıyor.  Baltalı kapıyı iki sütun üzerinde yer alan taştan yapılmış bir kemer olarak tarif edebiliriz. Bu sütunların üzerinde bulunan iki ağızlı baltadan dolayı halk kendi arasında ‘Baltalı Kapı ‘ ismini vermiştir. Kapının Labranda Antik kentine giden yolun başlangıcında yer alması şehrin ana giriş kapısı olduğu sanılıyor. Ayrıca  bölgenin   Mylasa’ya  su getiren kemerler ile iç içe olması su getiren künkleri tutmak için yapılmış bir su kemeri olduğunu da düşündürüyor.

Baltalı kapının Gümüşkesen Anıtına benzerlik göstermesi ikisinin de aynı zamanda İS 2. yy’da yapıldığı  izlemini veriyor. Baltalı kapının şehir surlarının giriş kapısı mı, su kemerleri için mi yapıldığını yoksa  imparatoru onurlandırmak amacıylamı yapıldığı konusunda çeşitli görüşler olmasına rağmen kesin olarak bilinmiyor.  Son zamanlarda yapılan çalışmalarda bu kapının dinsel amaçlı olarak yapılmış sembolik bir kapı olduğu da düşünülüyor. 

15 Ağustos 2014 Cuma

MİLAS MÜZESİ

Milas Kültür Merkezi binasının içerisinde yer alan Milas Müzesi, ilçe merkezi ile çevresindeki İasos, Beçin Kalesi, Labranda, Heraklei, Euromos ve Kıyıkışlacık Köyündeki Balıkçı Pazarından arkeolojik kazılar sırasında çıkartılan yapıtlar sergileniyor.
On bir adet vitrinde sergilenen arkeolojik buluntular arasında seramikler, heykeller, figürinler , bronz ve Stratonikeia kazılarında bulunan altın eserler ile İasos kazılarında bulunan pişmiş toprak kandil örnekleri yer alıyor.
Milas Müzesindeki eserler İ.Ö. 6-5 bin yıllarından başlayarak Roma dönemine kadar uzanan geniş bir dönemi kapsıyor. Sergilenme sırasında bu kronolojik sıra dikkate alınmış.
Müzenin bahçesinde büyük boyutlu taş, mermer ve pişmiş toprak eserleri görmek mümkün. Bunların kronolojisi İ.Ö. 6. Yüzyıldan başlayarak Osmanlı dönemine kadar uzanıyor. Bunlardan başlıcaları mermer lahitler, yazıtlar, sütun parçaları, mezar stelleri ve pişmiş toprak pithoslardır. Milas Müzesinde yaklaşık 4000 adet arkeolojik eser sergileniyor.














BERÇİN KALESİ

Milas Yatağan kara yolu üzerinde Milas’a yaklaşık beş kilometre uzaklıkta bulunan bir tepenin üzerindedir. Burada büyük bir kaleden başka Ahmet Gazi Medresesi’nin yer aldığı Türk yapıları da vardır.
Kalenin bulunduğu mevki aslında antik bir bölgedir. Kalenin hemen altında antik dönemden kalmış bir sura ait kısa bir uzantı görülür. Kale girişinin hemen altında görülen mermer podyumunda bir tapınağa ait olduğu düşünülüyor.
İ.Ö. 7. yy’dan kalan bazı seramik parçaları bulunması yerleşimin Arkaik ve Klasik Dönemde de kullanıldığının bir göstergesi. Araştırmalar Bizans Devrinde inşa edilmiş olan küçük bir kalenin, Menteşeoğulları Beyliği döneminde güçlendirilip büyütülerek Berçin Kalesi olarak bildiğimiz bu kale yapıldı. 1974 yılında ciddi bir tamir gördü. Kale içerisinde ve etrafındaki bölgelerde yapılması planlanan arkeolojik kazılar ile daha çok bilgiye ulaşılacağına kesin gözüyle bakılıyor.







ZEUS KARİOS KUTSAL ALANI

Zeus Karios kutsal alanı, Muğla Milas İlçesinde Hisar başı mahallesinde bulunan Hisar başı tepesinin üzerindeki bir podyum üzerinde bulunuyor. Zeus Tapınağı’nın içinde yer alan Menandros Anıtı’nın alt kısmında bulunan ve 2 bin 400 yıl önce yapılmış olan mezar odası, define arayanlar tarafından talan edildikten sonra fark edilerek koruma altına alındı. Mezarı ünlü Karya Kralı Maussolos babası Hekatainos için yaptırmış. Bu buluntu son yılların en büyük arkeolojik keşfi olarak kabul ediliyor.
Tamamı mermer olan lahit, 2 metre 75 santim uzunluğunda, 2 metre 15 santim genişliğinde ve 1 metre 85 santim yüksekliğinde. Lahit mermer üzerine yapılmış muhteşem kabartmalarla süslü bir mezar odasının içerisinde yer alıyor. Bir çok motifin yanı sıra aslan avı sahnesinin canlandırıldığı mermer kabartması buradaki en ilgi çeken buluntu olarak göze çarpıyor.

HEKATAİOS
Hekataios, Milas’ta yaşadı. Perslerin bu bölgeyi istilası sırasında İonları Perslere karşı savaşmaktan ve sorun çıkartmaktan vazgeçirmeye çalıştı. M.Ö. 494 yılında İonlar Persler anlaşma yaparak aralarındaki gerginliği bitirdiler. Barışın oluşmasını sağlayanlar arasında Hekataios’ta yer alıyordu. Onun sayesinde İonia kentleri yeniden eski yasal konumlarına kavuştular. Pers’lerin Anadolu’da hüküm sürdükleri yıllarda yerleşim yerlerini ve çevrelerini yönetmek için valilikler oluşturmuşlardı. Bu yerleşimlerin başına ise merkezden gönderilen Pers’li valiler atanırdı.
Fakat Karya bölgesi bu kuralın dışında tutularak Karya’lı Hekatomnit sülalesine bu bölgenin yönetimini verdi. Bu geniş ailenin bir ferdi olan Hekataios valilik göreviyle , Milas’ı idari başkent yaparak bölgeyi yönetti. Hekataios aynı zamanda iyi bir tarihçi, coğrafya yazarı aynı zamanda felsefi yönleri kuvvetli olan bir düşünürdü. Bilinen en önemli iki yapıtından biri olan Genelogiai (Soyağaçları) ve Historiai (Tarihçeler) dır. Eski Yunan tarihçileri Hekataios’un eserlerini kaynak olarak kabul edildiği biliniyor.

KRAL MAUSOLOS
Hekatomnit öldükten sonra başa yönetime oğlu Mausolos geçti. Yönetim merkezini Milas’tan Halikarnassos’a taşıdı. Maussolos çok başarılı bir yöneticiydi. Likya bölgesini sınırlarına dahil etti. Karya’da pek çok şehir kuruldu. , anıtlar inşa etti. Bölgeyi maddi zenginlik yanı sıra kültürel alanda da çok geliştirdi. Bodrum’da antik tiyatroyu, Halikarnas Mozelesi ve birçok kamusal bina ile şehri çevreleyen surlar onun zamanında yaptırıldı. Maussollos döneminin Karya bölgesinin en ihtişamlı zamanları olduğu biliniyor. O devirlerde yapılan Zeus Kutsal alanının altına babası için muhteşem bir mezar yaptırdı. Babası Hekatomnit sürekli Milas’ta yaşamış ve orada ölmüştü. O halde mezarı da burada olmalıydı. Milas’ın en görkemli kutsal alanı olan Zeus tapınağı babası için en uygun yerdi. Öyle düşünerek mezarını bu anıtın altına yaptırdı. Bu mezar odasında yer alan lahitin üstünde ve içerisindeki odanın duvarlarında yer alan mermer kabartmalar dönemin en iyi mermer ustalarına yaptırılmış.
Bu muhteşem mezarda ve Zeus Kutsal alanında kazılar devam ettiği için ziyarete kapalı. Mezarda bulunduğu düşünülen değerli ölü takıları ve mezar hediyelerinin hiç birisine ulaşılamadı. Mezar soyguncuları tarafından çalınan bu paha biçilmez eserlerin nerede oldukları bilinmiyor.





BARGİLYA

Bargylia, yerleşimi günümüz Bodrum Hava limanı yakınlarındaki Güllük Körfezinin güneyinde (Boğaziçi köyünün yakınındaki ) ufak bir tepenin üzerinde bulunuyor. Atina Dellos birliğinde şehrin adının geçmesi kentin İÖ 5.yüzyılda kurulduğu düşündürüyor. Bargilya şehrinin isminin   Karya lisanına göre yüksekteki yer anlamına geldiği gibi isminin mitolojik bir efsaneyle ilgili olduğu hakkında görüşler vardır. Bu mitolojik hikayeye göre Likya bölgesinde korku salan ve ağzından alevler çıkaran canavar Chimera’yı öldürdüğü için halk kahramanı olan Bellerophon’un , tüm kahramanlık hikayelerinde ona yardımcı olan bir ve sürekli bindiği kanatlı bir atı ( pegasus ) vardı. Bu kanatlı at bir gün çifte atarak en yakın arkadaşı olan Barglos’u öldürür. Buna çok üzülen Bellarophon yeni kurulan bu kente arkadaşının ismini hatırlatmak amacıyla Bargilya ismini verir. Bargylia paralarında pegasus’un yer almasını bu mitolojik hikaye bağlanır. Büyük İskender’in tüm bölgeyi hakimiyeti altına aldığı yıllarda bu kenti merkezi üs olarak kullandığı biliniyor. İÖ. III.yüzyıldan sonra kent büyük gelişim göstermiştir. Strabon bu dönemde kentte büyük bir Artemis tapınağı olduğundan bahseder. Bargylia bir müddet sonra Rodos şövalyelerinin daha sonrada Roma İmparatorluğunun hakimiyeti altına girer. Bu dönemde kentteki ticaretin çok geliştiği biliniyor. . Hristiyanlık devrinde küçük bir piskoposluk merkezi görünümündedir.

ÜNLÜ ŞEHİRDEN GÜNÜMÜZE ULAŞANLAR
Bargylia’da ciddi kazı yapılmadığından kentle ilgili bilgilerimiz ve buluntular çok sınırlı. Günümüzde şehri çevreleyen surlar, tapınağa ait olduğu düşünülen bir alan , sadece yeri belli olan tiyatro , küçük bir stoa kalıntısı, Roma çağından kalan bir hamam kalıntısı ve Bizans dönemine ait olduğu düşünülen nekropol alanı belli belirsiz seçilebilir.



















11 Ağustos 2014 Pazartesi

GÜMÜŞKESEN ANITI

             
Milas Gümüşkesen mahallesinde yer alan bu muhteşem anıt Roma hakimiyetinin olduğu  İS 160 -180  yılları arasında inşa edildi. Bu anıt mezarın yapımında kullanılan mermerlerin tamamını Sandra Dağındaki  ocaklardan çıkartılıp buraya getirilen gri damarlı mermerler oluşturmuş.
Mimari özellikleriyle dünyanın yedi harikasından birisi olan Bodrum                     ( Halikarnossos )  da  ki  Mausoleionu’nun küçük  bir kopyası olarak kabul edilir. Milas (Mylasa ) şehrinin nekropol alanında yaptırılmıştı.  Anıtın şehrin zengin ailelerinden birisine veya önemli bir devlet yöneticisine ait bir  anıt mezar olduğu  düşünülüyor.
Gümüşkesen Anıtı gömülerin yapıldığı mezar odası, dinsel törenlerin yapıldığı sütunlu bölüm ve piramidal yüksek bir çatı katından oluşur.
Anıt iki basamakla çıkılan bir  yükseltinin üzerindedir. Mezar odasının  dışa açılan tek  kapısı batı tarafındadır. O devirlerde  mezar odasına   kişilere ait özel  eşyalarda bırakılırdı. Bunların günümüze ulaşmaması bu mezarın kaçak kazılar ile talan edildiğini düşündürüyor.
Odanın içerisinde çatı katının düzgün durmasını sağlayan dört sütun görülebilir. Anıtın en muhteşem bölümünü  dik dörtgen  mezar  odasıyla bu odanın üstünü kapatan sütunların taşıdığı piramit gibi gittikçe daralan  çatısı oluşturur.  Çatısı mermer kabartmalarıyla şekillendirilmiş. Bitki ve geometrik şekiller içeren  motifler  anıt mezarı süslemenin yanı sıra o dönemdeki mermer işçiliğinin çok gelişmiş olduğunun bir kanıtı olarak kabul edilir.  Alt katın duvarları düzgün kesilmiş blok mermerlerden inşa edilmiş. Duvar örgüsü yöreye ait motifleri barındırıyor.  Mezar anıtının  mermer işçiliğinin muhteşemliğini günümüzde de izlemek mümkün.
 Anıtın  tepesinde bulunduğu düşünülen  büyük bir heykelin buluntuları günümüze ulaşamadı. Karia bölgesinde geleneksel mezar tipleri arasında yer alan Gümüşkesen Anıt Mezarının içerisinde mezarın sahibi ve ailesine ait heykellerinde yer aldığı düşünülmekte. Ancak çatı kısmındaki heykeller gibi bunlarında de nerede olduğu bilinmiyor. Milas’tan geçerken aynı adı taşıyan büyük bir parkın içerisinde tüm ihtişamıyla yükselen yaklaşık 2000 yıllık  ‘Gümüşkesen Anıt Mezarını’ görmeyi ihmal etmeyin  derim.












1 Ağustos 2014 Cuma

EUROMOS

Bafa gölü ile Milas yolunun ortasında yer alan  Euromos,  Milas’a 13 km uzaklıktadır. Antik çağlarda komşusu  Mylas ile birlikte yörenin  önemli şehirlerinden birisiydi. Kent  İÖ 5.yy’da Hyramos olarak biliniyordu.  Yunanlıların isimleri Helenleştirme politikası sonucunda yerleşimin ismini   güçlü anlamına gelen Euromos olarak değiştirdiler. Tarih içerisinde Helen ve Roma hakimiyetine giren  kent bu zamanlarda çok gelişti. Tarıma elverişli verimli toprakları ve  limanlara yakın olmasının sağladığı ticaret, şehirde yaşayanların refah düzeyinin yükselmesini sağladı.   
  
                                      ZEUS  TAPINAĞI
Kent kalıntıları zaman içerisinde çok yıpranmış olmasına karşın  günümüze ulaşan en önemli yapı, ünlü Roma İmparatoru Hadrianus döneminde ( 117-138) yapılmış olan Zeus Tapınağı’dır. 
Zeus eski Yunan mitolojisinde tanrıların kralı ve en güçlü tanırıdır. Zeus’tan tüm diğer tanrılar ve halk çok çekinirdi. Onun tek başına evreni yönetip, iyilikleri ödüllendirdiğine ve suçluları cezalandırdığına inanılırdı. Zeus aynı zamanda gökyüzünün de tanrısıdır. Fırtınaların, gök gürültülerinin  ve yıldırımlarında efendisidir. Elinde taşıdığı şimşek  onun  baş silahı ve aynı zamanda simgesidir.  Zeus’un gücünden korkan ve tarıma dayalı olan ekonomi ile geçinen bölge halkı, ona olan  bağlılıklarını göstermek için bu anıtı inşa ettiler. Onlara göre göklerin ve kainatın güçlü tanrısı  kızdığı taktirde yağmur, fırtına ve olumsuz hava koşullarıyla tarımı engelleyebileceği gibi, hiç yağmur yağmaması ve kuraklık ile de  verim alınmasını önleyebilirdi. Bu nedenle bölgede yaşayanlar, Zeus’a bağlılığını göstermek için bu anıt çevresinde  belirli zamanlarda   büyük törenler düzenleyip, çeşitli adaklar sunarak tanrıya olan bağlılıklarını gösterirdi. Tapınak ilk şekli ile Helenistik dönemde yapılmış olmasına karşın Hadrianus  zamanında tamamen yıkılarak daha büyük ve gösterişli olarak yeniden yapıldı.   Günümüze ulaşmış en iyi tapınaklardan birisi olarak kabul edilen bu yapının ön cephesi  altı ve yanları ise  dokuz  sütundan oluşmuş. Her birinin  farklı kişiler tarafından yaptırılarak buraya dikildiği anıt çevresinde bulunan kitabelerden   anlaşılıyor.  Her sütun üzerindeki yazıtlarda  bağışçıların adlarını görmek mümkün.  Tapınaktaki bazı sütunların üzerlerindeki işlemelerin eksik olması  tapınağın tam olarak tamamlanamadan yarım bırakıldığını veya geliri yeterli olmayanların ancak bu kadarını yaptırabildiğini düşündürüyor.





                      ŞEHİRDEN  GÜNÜMÜZE  ULAŞANLAR  
Zeus Tapınağı’nın kuzey kısmında beş sıralı bir oturma grubu görülen tiyatro ile agora kalıntıları izlenebilir. Şehri çevreleyen duvarların bir kısmını görmek mümkün. Tapınağı yola bağlayan bölümde ise birkaç tane mezara ulaşılmış. Şehirle ilgili bulgular ne yazık ki bu kadar. İlerde ciddi bir arkeolojik araştırma ile şehrin tamamen ortaya çıkartılmasının mümkün olduğunu düşünüyorum.