EFSANE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
EFSANE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ağustos 2014 Cuma

ÇİNE ÇAYI EFSANESİ VE KARGI KEMERİ

Çine çayının ilginç bir mitolojik öyküsü vardır. İÖ 4000 yıllarında Tanrıça Athena Büyük Menderes çayının kenarında yetişen ince bir sazın üzerinde delikler açarak ilk flütü icat eder. Güzel sesler çıkar flütünü çalmak için tanrıların bulunduğu bir ziyafete katılır. Burada flütünü çalarken Tanrıça Aphrodite ve Hera onunla alay edince Athena sinirlenip toplantıyı terk eder. Kendisiyle neden alay ettiklerini öğrenmek için durgun bir su kaynağında kendi görüntüsüne bakarken flüt çalma sırasında yanaklarının şiştiğini ve çirkinleştiğini düşünerek flütü suya atar. O bölgede çobanlık yapmakta olan Marsiyas bunu bulur ve kimsenin yardımı olmadan flüt çalmayı öğrendiği gibi dinleyenlerin çok beğendiği nameler çıkartmaya başlar. Ünü müzik ve lir çalma konusunda kendisini üstün ve rakipsiz olarak gören Apollon'na kadar ulaşır. Tanrı Apollon Marsiyas’ın müzikteki başarısını kıskanır ve onu kendisi ile bir yarışmaya davet eder. Yarışma Frigya kralı Midas’ın sorumluluğunda ve halkın önünde yapılır. Tanrı Apollon’un gazabından korkan jüri Marsiyas daha başarılı olmasına rağmen onu yenik sayar. Buna rağmen kıskançlığını yenemeyen Apollon, Marsiyas’ın derisini yüzdürerek onu öldürtür. Yarışma sırasında Marsiyas’tan yana tavır takınan Kral Midas’ında kulaklarının iyi duymadığını söyleyerek onun kulaklarını eşek kulağına dönüştürür. Fakat daha sonraları Marsiyas’a haksızlık yaptığını düşünerek Marsiyas’ın bedenini ırmak şekline dönüştürür. Günümüzde Çine Çayı olarak bilinen bu ırmak antik dönemlerde Marsiyas ismiyle anılır.

KARGI KEMERLERİ
Çine ilçemize bağlı Kargı köyü yakınlarında Roma döneminde yapıldığı bilinen bir köprüye ait olan su kemerleridir. Günümüzde Çine Çay’ının kurumuş olmasına karşın su kemerleri binlerce yıl bozulmadan kalabilmişlerdir.

7 Ağustos 2014 Perşembe

İASOS

Yunuslu çocuk efsanesinin doğduğu şehir

Antik çağlarda Kayra bölgesinin en önemli yerleşimlerinden birisi olan İasos, Milas ilçesine 28 km uzaklıkta, günümüz Kıyıkışlacık Köyü yakınındadır.
Kentin kuruluşu hakkında fazla bilgi olmamasına karşın, kazılar sırasında bulunan seramikler kentin tarihinin çok eskilere hatta tunç devrine kadar uzandığını gösteriyor. Yunanistan’dan gelen Argos göçmenleri Milet’lilerle iş birliği yaparak bu şehre yerleştiler ve liderlerinin adını yani İasos ismini bu yeni yerleşime verdiler. Büyük İskender’in hükümdarlığı dönemi şehrin bolluk, bereket ve refah devri olarak biliniyor. Sanat çalışmaları, tiyatro ve festivallerle parlayan şehir, bu zaman sürecinde altın dönemini yaşamıştı. Günümüze ulaşan eserin büyük kısmının bu bolluk dönemlerinde yapıldığı biliniyor. Bizans devrine ise önemli bir psikoposluk merkeziydi. Bundan sonra şehir hızla önemini kaybetmeye başlayıp, bir müddet sonrada terk edildi. Kenti gezmeye başlamadan önce kuzey kapısını oluşturan taşların büyük bölümünün İstanbul’a taşınarak İstanbul Mendireğinin yapımında kullanıldığını belirteyim.
BALIK PAZARI
Kentin dışında mor mermerler kullanılarak yapılmış bir yapı dikkat çekiyor. Kazı çalışmalarının ilk yıllarında, burasının antik devirlerin
balık pazarı olduğu düşünülmüş. Ancak daha sonraki araştırmalarda bu binanın aslında zengin bir Romalıya ait olan anıt mezar olduğu belirlenmiş. Fakat herkes tarafından balık hali veya balık pazarı olması daha hoş karşılandığından günümüzde genellikle böyle biliniyor. Bu bina Selçuk ve Osmanlı zamanlarında ise han olarak kullanılmış. Günümüzde bu bölgeden çıkan bulguların sergilendiği bir müze olarak düzenlenmiş.









GÜMRÜK BİNASI
Antik çağların gümrük binası koyun girişinde yer alıyor. Güllük (Mandarina) koyunun her iki yakası mendirek ile kapatılıp sağ ve sol yanında iki gümrük binası yer almaktaydı. Günümüzde bu binalardan sadece bir tanesini görmek mümkün. İki binanın arasında bulunan kalın bir zincir istenmeyen gemilerin limana girmesine engel olurdu.

AGORA
Şehrin agorasına iki sütunlu kapıdan girilirdi. Kapıdan girdikten sonra karşılaşılan geniş meydan aynı zamanda pazar yeri olarak kullanılıyordu. Agoranın hemen yanında halk meclisinin toplantı yeri olarak görev yapan bir odeion ile Artemis tapınağı yer alıyor. İki girişi bulunan odeion ufak bir anfi şeklinde düzenlenmiş. Dar bir geçit ile ulaşılan arşiv odası oldukça ilginç. Artemis tapınağındaki Artemis heykelinin yağmurda ıslanmadığına inanılırdı.
Şehir içesin de Zeus adına ayrılmış kutsal bir alan da yer alır. Helenistik çağda yapılmış olan tiyatro, Roma döneminde baştan aşağı yenilenmiş. Tiyatro duvarlarındaki yazılarda oyuncular, müzisyenler ile tiyatroya yardım eden kişilerin adlarına yer verilmiş. Küçük bir Roma hamamına ait kalıntı günümüze ulaşmış. Şehri çevreleyen dış surların yaklaşık 1.5 km uzunluğunda olduğu sanılıyor. Batıda kalan surların bir kısmını görmek mümkün. Hristiyanlık döneminde yapıldığı düşünülen kale, agoranın üst kısmında ve tüm yöreye hakim olan tepenin üzerinde yer alıyor. Bu bölgeden denize bakıldığında liman ile bir fener kalıntısı seçilebilir. Agoranın altından çıkartılan mezarlar ile şehrin etrafındaki kayalıklardaki bazı oda mezarlar bu şehirden günümüze ulaşan diğer antik bulgular .












SAAT KULESİ
Şehrin çıkışında, Roma Mezar Anıtına ait kule yapı olarak bazı şehirlerimizde olan saat kulelerine benzetilmesinden halk arasında saat kulesi olarak biliniyor.

YUNUSLU ÇOCUK EFSANESİ
Bu gün Selçuk Müzesinde sergilenen yunus balığı üzerindeki çocuk heykeli ve bununla bütünleşmiş efsanesi onlarca değişik anlatıma sahiptir.Bilinenlerden iki tanesi şu şekildedir. İasos kentinde geçen bu efsane Hermias adındaki bir çocuğun yunus balığı ile olan arkadaşlığını anlatır. Denizde yüzerken kaybolan Hermias günler sonra balıkçılar tarafından bir yunus üzerinde görülür. Yıllar boyunca devam eden bu dostluk sırasında Hermias çok mutludur. Karşılaştığı balıkçılara sürekli el sallayarak bu memnuniyetini belli eder. Bir gün Hermias’ın ölüsü arkadaşı olan yunus tarafından İasos’a getirilir. Hermias’ı kıyıya getiren yunus balığı da bir daha denize dönmeyerek yıllarca güzel günler geçirdiği dostuyla birlikte ölümü tercih eder.

Antik kaynaklarda yer alan başka bir efsaneye göre de Hermias’ın yunus balığı ile dostluğunu o bölgeden geçmekte olan Büyük İskenderîn dikkatini çeker. Genci yanına alarak Babil şehrine götürür. Burada adına büyük bir anıt bulunan denizler tanrısı Poseydon’un tapınağında ruhani görevli olarak çalışmasını sağlar. Babil’deki tüm yaşantısı rahatlık ve mutluluk içerisinde geçer. 

2 Ağustos 2014 Cumartesi

KEÇİ KALESİ




Halk arasında anlatılan bir hikaye nedeniyle Keçi Kalesi olarak bilinen kale, Selçuk İlçesi Belevi Köyü yakınlarında Alaman Dağı’nın zirvesindedir. Yaklaşık 300 metre yükseklikte bulunan kale, geniş görüş açısının sağladığı   stratejik konumu nedeniyle tarihin bir çok döneminde ilgi gördü.  Kalenin Helenistik Döneme denk gelen İ.Ö. 300 yılı civarında yapıldığı düşünülüyor. Daha sonraları Roma, Bizans, Selçuk ve Osmanlı Dönemlerinde de aktif olarak varlığını devam ettirdi. Menderes Ovasının tamamını görebilecek bir konumda olması bu civardaki ticaret yollarını kontrol etmesi yanında, askeri açıdan da  erken haber alma görevlerinde kullanılıyordu. 
 Kalenin yüksek surlarının yanında  yüksek olmayan ve  dış kale düşüncesiyle yapıldığı düşünülen  ikinci bir sur duvarı daha bulunuyor. Dört yanındaki  burç kuleleri gözetleme ve depo amaçlı kullanılmış. Bu kulelerin batı kısmında bulunanlar yuvarlak, doğu kısmındakiler ise kare şeklinde. Yuvarlak olan burçlar günümüzde izleniyor. Diğer  yöndeki burçların ise sadece konumları belli.  Dikdörtgen şeklinde olan kalenin sur duvarlarının yapımı sırasında  düzgün kesilmiş taş bloklar ile yığma taşlar, iç kısımlarında ise yöresel küçük taşların kullanıldığı görülüyor.  Taşların bir birine tutunabilmesi  için  ara dolgu  için  kireç ve yumurta akından faydalanılmış.  Kalenin Bizans döneminde restorasyon gördüğü biliniyor.Bu devirlerde duvarların güçlendirilmesi amacıyla  bazı yerlerine kiremit ile destek sağlanmış.      
  
                                    KEÇİ  KALESİ  EFSANESİ
Keçi Kalesi hakkında anlatılan hikaye dinleyenlerin ilgisini çektiği gibi kalenin önemini de vurguluyor. Yüksek bir dağın  zirvesinde yer alan bu kale, konumu nedeniyle bir türlü fethedilemez. Bu kaleyi ele geçirmeyi düşünen bir komutan  çok miktardaki keçinin boynuzlarına fenerler bağlayarak gece olunca askerleriyle birlikte kalenin bulunduğu tepeye doğru tırmanışa geçer. Kale görevlileri büyük bir ordunun kendilerine doğru geldiğini sanıp  kaleyi terk ederler.  Böylece kale hiç kan dökülmeden fethedilir. Efsaneye göre bu olay sonrasında kalenin ismi Keçi Kalesi olarak kalır.

                                        MANASTIRMIYDI ?
Son zamanlarda Keçi Kalesi için yapılan arkeolojik araştırmalar, burasının   bir manastır olabileceği yönünde yoğunlaşıyor. Bu kadar yüksekte bulunan bir kalenin fonksiyonel olarak bir işe yaramayacağını savunanlar,  manastır  konumunun daha uygun olduğunu düşünüyorlar. Bilindiği gibi manastırlar gözden uzak ve  ulaşımı zor  yerlere yapılırdı. Çevreden topladıkları fakir ve kimsesiz çocukları alır bu mekanda eğitip   din adamı olarak yetiştirdikten sonra çevreye yollayarak, Hristiyanlığın yayılmasına katkıda bulunurlardı.

                        KEÇİ   KALESİNE  YOLCULUĞUMUZ
İzmir Aydın Otobanının Selçuk çıkışına yaklaşırken uzaktan görülen Keçi Kalesine çıkmanın zor olduğunu düşünür, aynı zamanda yüksek bir dağın üzerindeki  bu kaleyi çok merak ederdim. Gitme düşüncesi yoğunlaşmaya başladığında bu yolculuğa katılmak isteyen arkadaşlarımla birlikte   internette  araştırma yaptık.  Bazı yazarlar çıkışın çok zor, hatta imkansız olduğundan bahsetmeleri    kaleye gidip gitmeme ikilemine düşmemize yol açtı.  Ama daha sonra yukarıya kadar çıkamazsak bile hiç olmasa çevreyi tanımış oluruz diye düşünüp gitmeye karar verdik. Bunu gerçekleştirmek içinde yolculuğa gönüllü olan Nevin Atılgan Tasasız eşi Okcan Tasasız ve Gökhan Duymaz ile Belevi’de buluştuk.  Daha sonra  İzmir Aydın  Otobanın altından geçen ve  sağ tarafta kalan  küçük bir işletmeye kadar devam eden  yolu izledik.  Bu iş yerinin önünde  arabanızı bıraktıktan sonra  bulunduğumuz yerden küçücük görülen kaleye gitmek için yolculuğumuza  başladık.  Keçi Kalesine çıkmak isteyenlere küçük bir ip ucu vereyim. Dağı karşınıza aldığınızda sağ tarafınızda diğerlerine göre daha altta  bulunan bir elektrik direği göreceksiniz. Bu istikamete doğru yürürseniz  bir tanesinin üzeri başlangıç yolunu belirtmek için kırmızı boya ile işaretlenmiş olan  iki adet  beyaz taş uzun bir patikanın başlangıcını gösteriyor. Bu patika ve devamında  antik taş döşemesi ile devam eden yol kaleye kadar uzanıyor. (Biz bu yolu   geri dönüşümüz sırasında saptadık.) Ara yollardan bir müddet  yukarıya doğru çıktıktan sonra   antik yolu bulmamız  yolun devamında  kolaylık sağladı. Yaklaşık iki saat sürmesine rağmen  yorucu olamayan bir yolculuktan sonra zirveye ulaştık. Enfes bir  panoramik manzara eşliğinde  kalenin her tarafını gezdik. Dönüş yolculuğumuz sırasında  önce antik yolu daha sonra patikayı izleyip   kırk beş dakika sonra başlangıç noktamıza ulaştık. Güzel bir geziydi meraklısına tavsiye ederim.