MANİSA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MANİSA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Eylül 2014 Perşembe

MAGNESİA SPYLUM

Antik dönemde Magmesia Spylum adıyla bilinen Manisa’da, İÖ 4000 yılından  beri yerleşim  olduğu biliniyor.
Magnesia Spylum şehrinin kuruluşu hakkında değişik efsaneler üretildi.  Bunlardan en kabul edileni şehrin Tesalya Magnesia’sından gelen Magnetler tarafından kurulduğudur. Ve yine bu görüşe göre şehrin ismi de bu kurucularından gelmektedir. Bu kavimin Anadolu’da kurduğu iki şehir vardır. Bunlardan bir tanesi Söke yakınlarındaki Menderes vadisinde, diğeri de Manisa Dağı eteklerindedir. İkisini birbirinden ayırmak için Manisa’da  olana Magnesia Spylum ismi verildi. Başka bir görüş ise bu civarda çok bulunan mıknatıslı demir madenleriyle ilgili olabileceği şeklinde.
Şehir İÖ 7-6 yy arasında Lidya Krallığının bir şehridir. Bu esnada Yunanistan tarafından yoğun olarak göç edenler ile şehir kalabalıklaştırmış ve kültürel alanda gelişmesini sağlamıştı. Ünlü Pers Kralı Kyus’un Lidyalıları mağlup edince bölge Pers İmparatorunun kontrolüne  geçti. Pers İmparatorluğu esnasında Sardes Şehrinin Straplığına  bağlıydı. Daha sonra tüm Anadolu’da olduğu gibi Büyük İskender, onun ölümünden sonra ise Seleukos’luların yönetimine girdi.  Bergama  İmparatorluğunun bölgedeki hakimiyetin sırasında İmparatorluğa bağlı bir yerleşimdi. Bergama Kralı III. Attalos tüm Bergama İmparatorluğunu topraklarıyla birlikte Roma İmparatorluğa bağışlayınca şehir Roma hakimiyetinde kaldı.

16 Eylül 2014 Salı

MANİSA CİVARINDA KÜÇÜK ANTİK KENTLER

Agoeira ( Attaleia) : Akhisar İlçesine 9 km. uzaklıktadır. Pergamon ile Seleukos İmparatorlukları arasında bir sınır kenti olmasına rağmen yerleşimle ilgili fazla bir bilgi yoktur.
Gordos : Gördes yerleşkesinin bulunduğu alanda yer alıyordu. Arkeolojik araştırmalar yapılmadığı ve kaynaklarda adına rastlanmadığı için kent hakkında bilgimiz yoktur.
Hyrkanis : Yerleşkesinin Halitpaşa ile Alibeyli köyleri arasındaki bir ovada olduğu düşünülüyor.
Heira Kome : Akhisar ile Salihli arasındaki bir düzlükte yer alıyordu. Kent hakkında fazla bir bilgi olmamasına karşın Beyoba köyü çevresinde rastlanan bazı mimari parçaların bu kentten kaldığı düşünülüyor.
Hermokapelaia : Göl Marmara İlçesi civarında görülen kalıntıların bu kente ait olduğu düşünülüyor.
Kastalos : Antik kaynaklarda adı geçmeyen bu kentin yerleşkesi Bebekli köyü yakınlarındaydı.
Kalanda ( Kalamos ) : Gelenbe yerleşkesinin bulunduğu alanda yer alıyordu.
Bizans döneminde piskoposluk merkezi olduğu bilinmesine rağmen kent hakkında başka bir bilgimiz yoktur.
Koloena (Koloene) : Marmara gölünün güney kıyısında yer alan antik dönem yerleşimidir.
Trakhoula (Trakoula): Soma İlçesi yakınlarında bulunan antik dönem yerleşimidir. Bizans dönemi piskoposluk listesinde adı geçmesine rağmen kent hakkında başka bir bilgi yoktur.
Stratonikeia : Kırkağaç İlçesi Siledik Köyündedir. Selevkos İmparatorluğunun bölgede hakim olduğu İÖ 3.yy'da Selevkos Kralı Antiokhos önce üvey annesi daha sonra eşi olan Stratonikeia adına birisi Yatağan yakınlarında diğeri ise Manisa'da aynı isimde iki kent kurmuştur. Bu iki kenti birbirinden ayırt etmek için Yatağan'da bulunana Karia Stratonikeia'sı, yerleşkesi Manisa'da bulunana ise Mysia Stratonikeia ismi verilmektedir. Son zamanlarda ilgi çeken bu bölgede arkeolojik araştırmaların ve kazı çalışmaları başlayacağı düşünülüyor.
Silondos : Selendi'ye bağlı Kara Selendi köyü yakınlarında bulunan antik dönem yerleşimidir. Kentin İznik Konsülüne üye göndermesi o devirlerde dini bir merkez olduğu görüşünü kuvvetlendirmekte. Birkaç duvar kalıntısı dışında günümüze ulaşan bir bulgu yoktur.
Satala : Kula İlçesi Sandal Köyünün doğusunda olduğu sanılan antik kentin yeri tam olarak saptanamadı. Köy içerisindeki evlerin duvarlarında antik dönemden kalan taşları görmek mümkün.
Sasotra : Antik dönemden iz kalmayan yerleşim Kula Başıbüyük Köyü civarındadır.
Saitta : Demirci İlçesi İçikler Köyü yakınlarındadır.
Sandiana : Yerleşkesi Soma Yırcalı köyündedir.
Maionia : Yerleşimi Salihli ile Kula arasında bulunan Gökçeören Köyüdür. Strabon ve Herodotos bu kentten bahsetmelerine rağmen kent hakkında bilgi vermezler. Bizans döneminde ise Sardes Metropolitliğine bağlı bir psikopozluk merkezi olduğu biliniyor. Bölgede arkeolojik araştırma yapılmadığı için yerleşim hakkında fazla bilgi yoktur. Kentten günümüze ulaşan sadece bir tepe üzerinde bulunan ve şehrin kalesine ait olduğu düşünülen sur duvarlarıdır. Maionia hakkında araştırmalarıyla bilinen Duygu S.Akar Tanrıver kentin bazı kaynaklarda Meonia olarak isimlendirildiğinden bahseder. Aynı araştırmacı kentin sınırlarının Lidya'nın kuzey doğusunda yer alan ve Katakekaumene denilen volkanik arazi ile Phidelphia kenti arasında kalan bir bölgede olduğunu yazmış. Yerleşke Roma döneminde ticaretinin gelişip şehir kalabalıklaşmaya başlayınca şehir statüsü kazanmış. Bizans kayıtlarında şehrin adına rastlanması bu yıllardada şehir durumunu koruduğunun göstergesidir. Uzun yıllar boyunca verimli topraklarını değerlendiren Maionia halkı bereket ve bolluk içerisinde yaşadılar. Ticari hayatının zenginleşmesi sonucunda kent kendi sikkelerini basar duruma gelmiş. Bir yazıtta bu bölgede ağaç kesenlerin cezalandıracağı yönünde bir yazı bulunmuş. 
Persikai : Sarıçam Köyü yakınlarında bulunuyordu. Pers İmparatorluğunun bölgedeki hakimiyeti sırasında kurulan şehirlerden birisi olduğu biliniyor. Kent hakkında başka bir bulgu olmadığı gibi antik kaynaklarda da ismine rastlanmadı.

15 Ağustos 2014 Cuma

MANİSA'NIN İKİ KALESİ

                                                       Manisa Kalesi
Manisa Spil Dağı’nın kuzey yamaçlarında bulunan kale, dış kale ve iç kale olmak üzere iki bölümdür.
İç kalenin ne zaman yapılandırıldığı hakkında bir bilgi yoktur. Dış kalenin İznik Rum İmparatoru olan İonnes Dukas Batatzes tarafından 1222 yılında yaptırıldığı biliniyor. Dış kalenin uzunluğu yaklaşık 4.5 kilometre, iç kalenin ki ise 1.7 kilometredir. Kale dönemin mimarisine uygun olarak tuğla ve taş kullanılarak örgü tekniği ile inşa edilmiştir.
Dış kalenin üzerinde belirli aralıklarla sıralanmış 13 gözetleme kulesi ( burç ) ve yedi tane kapısı vardı. Şehre açılan en büyük kapı surların kuzey tarafındadır. Bu kapı demir parmaklıklarla güçlendirilmişti.
Beşgen bir plana göre yapılmış olan iç kale “Sandık Kale” olarak adlandırılmış. İç kalenin surları üzerinde yedi kule bulunuyordu. Evliya Çelebi’nin ünlü gezi kitabı Seyahatname’de kalenin içerisinde otuz ev, ambarlar, iki sarnıç ve bir cami bulunduğundan bahseder.
Bu buluntulardan günümüze sadece sarnıç kalıntıları ulaşabildi.


                                                           Manisa Yoğurtçu Kalesi
Manisa’ya 21 kilometre uzaklıkta bulunan Muradiye Mahallesi Uzunburun Köyü yakınlarında, Gediz vadisine hakim bir kayalığın üzerinde bulunuyor. Kalenin ne zaman yapıldığı tam olarak bilinmemesine karşın, çok stratejik bir noktada bulunması nedeniyle gözetleme ve erken haber almak amacıyla inşa edildiğini düşündürüyor.
Kale kesme taş ve moloz kullanılarak kare şeklinde inşa edilmiş. Etrafını çeviren surları iç ve dış kale olarak bilinen iki bölümden oluşuyor. Günümüzde güney kısmının sur yapısı kısmen belirgin. Diğer yönlerdeki yapılaşmalar zaman içerisinde yıkılmış. Dış surlarda belirli aralıklarla dizilmiş gözetleme kuleleri izleniyor. İç sur duvarları ile kalenin içerisinde bulunan yapılardan günümüze çok az kalıntı ulaştı. Belirli bölgelerde seçilen dış sur duvarlarının çoğu yıkık durumda. Arkeolojik bir kazı yapılmadığı için kale hakkında bilinenler bu kadarla sınırlı.
Sosandra  Manastırı
Bizans İmparatorluğunun bölgede hüküm sürdüğü son zamanlar olan 12.yüzyıl sonları ve 13.yüzyıl başlarında kale manastır olarak kullanılmış. O zamanlardaki ismi Sosandra Manastırıdır. Üç tarafı sarp kayalıklar ile çevrili ve gözlerden uzak bir konumdadır. Ayrıca etrafının surlarla çevrili olması da manastır yerleşkesi için uygun bir konum yaratmaktadır.
Manastır top ateşine tutuldu
Manisa bölgesinin Osmanlı yönetimine geçtiği yıllarda bu yapının hristiyanların toplanma merkezi olmaması ve hristiyanlıkla ilgili eserlerin bölgeden silinmesi düşüncesiyle bina ağır top ateşine tutuldu. Bunun sonucunda ağır zarar gördü. Sur duvarlarının çoğu ve içerisindeki yapılar yıkıldı. Cumhuriyet ilanına kadar metruk durumda kalan yapı bu yıllarda bölgeye yerleşen yörükler tarafından yoğurt imali ve depolanması amacıyla kullanıldığından halk arasında ‘Yoğurtçu Kalesi’ ismi verilmiş ve bu isim günümüze kadar ulaşmıştır.





11 Ağustos 2014 Pazartesi

AĞLAYAN KAYA ( NİOBE )

  Ağlayan Kaya,  Manisa’dan   Spil Dağı istikametine  giderken yol üzerindedir.  Niobe, bölgede hüküm sürmüş olan yerel bey olan  Tantalos’un kızıdır. Tantalos,  Frigya krallığı zamanında merkezi Sipylum ( Manisa ) kenti olan, Spil dağı ile Yamanlar Dağına kadar uzanan bir bölgede hüküm sürmüş yerel bir beydir.
Mitolojiye göre Niobe Thebes kralı Amphion ile evlendi. Yedisi kız yedisi oğlan olmak üzere on dört tane çocuğu oldu. Niobe’nin  tanrılar ile olan konuşmalarında   sürekli çok çocuk doğurduğundan bahsedip, bu konuyu   övünç kaynağı yapar. Bu duruma sadece bir erkek ( Apollon ) ve bir kız (Artemis ) doğuran büyük tanrıça Leto çok alınır. Annelerinin üzüldüğüne sinirlenen Apollon ve Artemis Niobe’nin tüm çocuklarını ok atarak öldürürler. Evlatlarını acısı ile yurduna dönen Niobe'nin, Spil Dağı eteklerinde  taş kesildiği ve günümüzde "Ağlayan Kaya" olarak bilinen taş oluşumuna dönüştüğüne mitolojide  bahsedilir.


 

MANİSA MÜZESİ

                              
Manisa Müzesine giderken  büyük bir arkeoloji müzesiyle karşılaşacağımı sanmıştım.  Bir çok medeniyetinin gelip geçtiği onlarca antik şehrin yer aldığı Manisa, bana göre tam bir kültür hazinesiydi. Manisa Dumlupınar caddesinde bulunan müzenin içerisine girerken heyecanlıydım çünkü Kültür Bakanlığımızın resmi internet sitesi
Manisa  Müzesinde sergilenen eserlerin büyük  bölümünün  Sardes, Thyateira, Aigai  antik kentlerinden getirildiği ve  Manisa civarındaki bazı höyüklerden sağlanan buluntulara  yer  verildiğinden bahsediyordu.  Müzedeki eserlerin Tunç Devrinden başlayarak Bizans döneminin sonuna kadar uzanan  bir süreyi kapsadığı anlatılıyordu.  Müzenin heykel bölümünd e başka yerde görülmeyecek kadar muhteşem eserler yer alıyordu. Anadolu Tanrıçalarından Kybele ve Athena ile önemli tanrılardan Dionysos ve Hermes’in kült alanlarından getirilmiş heykelleri müzenin en değerli eserleri olarak göze çarptığından bahsediliyordu.  Roma Devrine ait heykel ve büstleri de  görmenin mümkün olabileceğini düşünüyordum.  Çeşitli yayınlarda Meryem ve İsa ile  Cebrail ve Mikail'in mermer rölyefi, tavus kuşlu mezar freski, gümüş incil muhafazası  ile değişik  dönemlere ait  Bizans eserlerinin bu müzede olduğu yazılıydı. Aynı kaynaklar müzedeki nümizmatik  koleksiyonun çok özel olduğundan bahsediyorlardı.  
Tüm bu düşünceler içerisinde müzenin kapısından içeri girdiğim zaman     ‘Müzenin arkeoloji salonu ziyarete kapalıdır.’ yazısını görünce bir anda çok şaşırdığımı hatta şok olduğumu söyleyebilirim. Bunun geçici bir tadilat ile ilgili olduğunu düşünerek oradaki görevlilere bu salonun ne zaman açılacağını sordum.  Aldığım yanıt daha da şaşırtıcıydı. ‘Arkeoloji salonunun yıllardan beri kapalı olduğunu ve açılmasının bu günlerde mümkün olmadığını ‘söylediler. Nedenini sordum. Yakında yeni bir müze yapılacakmış oraya taşınınca arkeoloji salonunun açılabileceğinden bahsettiler.  ‘Yeri nerede ?’ diye sordum.  Özel İdare Binasının yakınlarında bir yerin düşünüldüğünü ama daha  planlarının bile çizilmediğinden bahsettiler. Durum anlaşılmıştı.  Arkeoloji salonunu görmek mümkün değildi.  
                                      ETNOGRAFYA  BÖLÜMÜ
Etnografya salonları, müzenin giriş kısmının sağ tarafında yer alıyor.  Yöresel kıyafetler ile  Osmanlı döneminden kalmış eşyalar odalar şeklinde düzenlenmiş bölümlerde  sergileniyor. Günlük mutfak eşyalarının yanı sıra bayanların kullandığı süs eşyalarına da yer verilmiş. Eski tüfek ve tabancalar ayrı bir vitrinde  sergileniyor. Bir oda da ‘Kula Evi ‘ olarak düzenlenmiş. Kula’daki yaşamı anlatan eşyalarla güzel bir dekor oluşturulmuş. ‘Başka görecek bir bölüm yok mu ? ‘diye sorunca  görevliler ara bölümü  ve müzenin ön tarafındaki bahçeyi gezebileceğimi söylediler. Her iki yerde de  taş ve mermer eserler sergileniyor. Taş üzerine yazılmış  yazıtlar ve   steller  ile Roma devrinde şehirler arasındaki mesafeleri gösteren mil taşlarını görmek mümkün. Ayrıca mozaik duvar panoları da ilginç. Bazı taşların üstünde bulunan  yazıtlar ile Lidya bölgesinin tarihi hakkında fikir veren  kabartmalar  birer araştırma konusu olabilir. Buradaki  ilginç bir buluntuda çok dikkatimi çekti. Salihli İlçesi Çakallar Tepesinde bulunarak buraya getirilen ve İÖ.25000. yıla ait Neandertal İnsanının ayak izi. Bu kadar sene nasıl bozulmadan kaldığına şaşırmamak mümkün değil.   Mermer mezarlar, uma kutular ve çeşitli mermer heykeller de bu sunumda  yer alıyor. Osmanlı Döneminden kalan pek çok mezar taşı da ayrı bir bölümde sergileniyor. İç bahçedeki minik aslan heykeli ile kapalı olan arkeoloji bölümünün kapısının her iki tarafında yer alan mermer kuş kabartmalarını çok beğendim. Bu güzel eserleri görmek moralimi  biraz  düzeltmesine rağmen arkeoloji bölümü niye kapalı olduğunu çözemeden   müzeden ayrıldım. Şimdi de yetkililere soruyorum. Bu kadar değerli eserin yer aldığından bahsedilen  arkeoloji bölümü neden ziyarete kapalı?












                       

8 Ağustos 2014 Cuma

SART ( SARDES- SARDEİS )

Sart antik kenti Manisa’nın  Salihli ilçesi yakınlarındadır.  Şehrin İÖ 1300 yılında  Atys’ler tarafından kurulduğu biliniyor. Lidyalı tarihçi Khanthos’a göre Sardeis kelimesi ‘yıl’ anlamına geliyordu. Şehre bu isim güneş tanrısı Helios’un şerefine verilmişti. Antik dönem yazarlarından Nikanor ve Strabon şehrin ilk isminin Hyde olduğundan bahsederler. 
Sart  İÖ 7.yy’dan İS 7.yy kadar olan yaklaşık 1500 yıllık bir  dönemde bölgenin en önemli şehriydi.  Paktolos ( Sart) çayından sağlanan bol miktarda su ile beslenen Gediz Ovasının bereketli toprakları sayesinde tarım çok gelişti.  Paktolos Çayından elde edilen altınlar ve bölgeden çıkartılan diğer madenler ticareti arttırarak şehirde yaşam düzeyini yükseltip şehrin büyüme ve gelişmesine katkıda bulundular. Sart’ın kuzeyinde bulunan ve İzmir Ankara kara yolundan  görülebilen kral mezarları ( Bintepeler ) Lidya servet ve gücünün simgesiydi. Sart ve civarında hüküm süren  Mermnad hanedanlığına mensup Lidya kralları, dünyada ilk parayı icat ettiler.  Dönemin en tanınmış kralı ‘Karun kadar zengin ‘ deyimiyle özdeşleşmiş olan Kral Karun’dur. Anadolu’nun  Pers’lerin hakimiyetine geçtiği İÖ 6.yy’da Sart, Perslerin önemli bir ticaret ve idari merkezi oldu. Özel valilere ve straplara ev sahipliği yaptı. Pers’ler  zamanında yapılan  ünlü Kral  Yolu sayesinde ticaret çok canlandı.  Kral Yolu , Pers kralı  I. Darius zamanında Asur’lular tarafından yapılmış olan Altın Yol’un onarılmasıyla  İÖ 5.yy’da kullanılmaya başlanılan  antik zamanların önemli bir karayoluydu. Bu yol yapıldıktan sonra Sart, Efes ve  Persepolis arasındaki ticaret çok canlandı. Şehir İÖ 334 de Büyük İskender’in işgaline uğrar. Bu dönemde şehir Artemis tapınağı, gimnasyum, tiyatro ve diğer kamu binalarıyla hızla helenleştirildi. Şehir İ.Ö. 180 yıllarında  Bergama Krallığının daha sonra ise Roma ve Bizans yönetimine  girer. Roma döneminde şehri çeviren sur duvarları 1500 dönümlük büyük  bir alanı çevrelemekteydi. Bizans yönetimi altındayken aynı zamanda önemli bir psikoposluk  ve  uç savunma merkezidir. 1400 yılında Timur yönetimine girdikten sonra  önemini kaybederek ufak ve önemsiz bir kasabaya dönüştü.

  SARDES’TEN ÖNEMLİ KALINTILAR
Gymnasion : İzmir Ankara karayolu üzerinden görülebilen en görkemli yapısı  gymnasion hamam kompleksidir. (Antik çağlarda gymnasionlar gençlerin spor yapıp eğitim aldıkları yerlerdir. Genellikle yanlarında bir hamam bulunur.) Restorasyonu tamamlanmış olan bu yapı,  geceleri aydınlatıldığından  güzel  bir görsellik sunar. Avluyu  çevreleyen sütunlar restore edildikten sonra  yerlerine konulmuştur. Bina kompleksi 3.yy başlarında İmparator Geta ve Caracalla döneminde yapıldı. 
Kentin ana yolu : Kentin ana yolu sinagog ile gymnasion kenarı boyunca uzanan mermer bir yoldur. Yolun her iki tarafında dükkanlar yer alıyordu. Bu dükkanların çoğunun Bizans döneminde aktif olarak kullanıldığı  biliniyor. 
Kilise : Tapınağın arkasında küçük bir kiliseye ait olan kalıntılar görülüyor.  Bu kilise putperestliğin terk edilmesinden sonra İ.S. 400 yıllarında inşa edilmiş. 
Bintepe Mezarlığı : Gediz ovasının kenarında yer  alan bu nekropol alanında doksan kadar tümülüsün bulunduğu büyük bir  mezarlık alanıdır. Herodot, Kral Alyetes’e ait tümülüsün yapımı sırasında Sardeis halkının gönüllü olarak çalıştığından bahseder. Bu mezarlıktan başka karşı tarafta bulunan dağlarda bol miktarda Lidya kaya mezarı olduğu biliniyor.
Bronz Ev : Bizans döneminde yapıldığı tahmin edilen bu evin içerisindeki odalarda zeytinyağı yapımında kullanılan havanlar ve küpler bulundu. Binanın bodrum katlarında ibadet törenlerinde kullanılan bronz eşya ele geçirildi. Bu evin zengin bir kişiye veya bir rahibe ait olduğu düşünülüyor. 
Piramit  Mezar : Sart çayı vadisi yakınlarında Piramit Mezar diye bilinen basamaklı bir yapı vardır. Bu yapının ünlü  çift Abradatas ile karısı Pantheia ‘ya ait mezar olduğu sanılıyor. Ksenophon’un yazdıklarına göre Abradatas Pers’ler için çarpışırken ölür. Karısı da onun acısına dayanamayıp onun cesedi üzerine kapanarak intihar eder. Olaydan çok etkilenen Pers Kralı Kyros  onların anısına bu mezarı yaptırdı. 
Altın işlikleri : Paklotos  çayı kıyısında Lidya’lıların altın işlikleri bulunuyordu. Civa ile karışık olan altını Paklotos çayından koyun postlarıyla  toplayıp tuz kullanılan özel bir yöntemle ayrıştırarak saf hale getiriliyordu. 
Akropol : Artemis Tapınağının yukarısında bulunan akropolde yapılan kazılarda İ.Ö. 7. yy ait seramikler bulunmasına rağmen ortaya çıkan yapılar Bizans Dönemini işaret eder. Akropole ulaşan yollarda bir çok gizli geçidin ortaya çıkarılması  ilginç bir arkeolojik buluş olarak değerlendirildi. 










PHİLADELPHİA

Alaşehir İlçemiz, Philadelphia antik şehrinin üzerinde kurulmuştur.
Kent hakkında sınırlı bilgi olmasına rağmen arkeolojik incelemeler kentin tarihinin Helenistik Çağ’a kadar uzandığı gösteriyor. Bergama Kralı II.Attalos zamanında kentin önem kazandığı ve birçok yeni bina yapıldığı biliniyor. Bu kral ‘Philadelphos’ ismiyle bilindiğinden onun anısına şehre Philadelphia ismi verilir.
Şehrin Bizans çağında önemli bir dinsel merkez olduğu biliniyor. Hristiyanlık döneminin başlangıcında Batı Anadolu’da kurulan ilk yedi kiliseden birisi olan ve bu gün için Alaşehir merkezinde bulunan Ayios İoannes St Jean kilisesi bu şehirdeydi. Philadelphia kenti ana ticaret yolları üzerinde bulunmadığından pek ilgi çekmemiş ve savaşlardan uzak kalmıştı. Bu nedenle şehrin etrafında 11.yy kadar sur yapılmamıştı.
Antik çağların gezgin ve yazarı Strabon, ünlü coğrafya kitabında Philadelphia’nın depremler ile pek çok kez yıkıldığını yazar. Kentte sık sık meydana gelen sarsıntılardan evlerin duvarlarının her gün çatladığını ve deprem korkusu nedeniyle şehirde çok az insan bulunduğunu, hatta bu bölgede yaşayanların çoğu kent dışında kalan verimli topraklarda çiftçilik yaptıklarını yazmış. Aynı yazar depremler nedeniyle yıkılan kentin, Büyük İskender ve Kral Mithridates tarafından baştan aşağı yenilendiğinden bahseder.
Şehir 1075 yılında Türkler tarafından işgal edildi. Birinci Haçlı seferi sırasında Aleksios Komnenos şehri geri aldı (1089). Bizanslılar şehri sağlam bir kale haline getirerek Türk akınlarına karşı koydular. Şehir 1391 yılında Yıldırım Bayezid tarafından Osmanlı topraklarına katıldı.
Philadekphia’dan günümüze ulaşanlar
Şehrin surları : Şehrin etrafını çeviren dış surların bir kısmını günümüzde izlemek mümkün. Geç dönemde yapıldığı için bu kadar uzun süre yıkılmadan kalmışlar. Yükseklikleri yer yer 6-7 metreyi bulan surlar şehrin içerisinde değişik yerlerde karşınıza çıkabilir.





Ayios İoannes St. Jean Kilisesi : Kilisenin yüksek tavanını taşıyan sütunları belli olduğundan kilisenin büyüklüğü hakkında fikir sahibi olunabiliyor. Bahçesinde sergilenen az miktardaki taş ve mermer eseri görmek mümkün. Kilisenin İncil’de yer alması ve hristiyanlığın ilk kabul edildiği yıllarda Batı Anadolu’da yapılan yedi kiliseden bir tanesi olması nedeniyle özellikle yurt dışından gelen pek çok ziyaretçisi oluyor.








Şehrin tiyatrosu : Kazısı yapılmamış olan tiyatroyu Toptepe’ye çıkan yol üzerinde görmek mümkün. Oturma sıralarının ve sahnesinin yerini belirlemek amacıyla yapılmış birkaç sondaj araştırması dışında bir arkeolojik çalışma yapılmamış.



Tapınak : Şehrin en yüksek yeri olan Toptepe’nin üst kısmında bulunan tapınaktan günümüze fazla bir bulgu oluşmamış. Bu tapınaktan kaldığı düşünülen az miktardaki sütun ve mermer blok bu alanda sergileniyor.
Toptepe’ye çıkarken görülen küçük kalıntının bir çeşmeden veya tapınağın alt kısmını oluşturan yapılardan kalmış olabileceği hakkında görüşler bulunuyor.




]