KARYA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KARYA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ağustos 2014 Salı

LABRANDA

Milas yakınlarında bulunan Labranda, bu bölgede yaşayanlar  için önemli bir tapınım yani kült merkeziydi. Labranda   yaklaşık on dört kilometre uzaklıkta bulunan Mylasa    taş düşeli ve sekiz metre genişliğinde  kutsal  bir yol ile bağlıydı.  Karya valisi olan Kral Maussollos Labranda’ya  çok önem vererek buraya büyük bir Zeus Tapınağıyla birlikte birçok  gösterişli bina yaptırdı.  Büyük  giriş kapıları, teras, ziyafet salonları, anıtsal merdiven, stroa gibi yapıları  valiliği zamanında  şehre kazandırdı. Kutsal alanda her yıl beş gün süren dinsel toplantılar yapılıyordu. 355 yılındaki kurban şöleninde Mausolos  kendisine yapılan bir suikastten son dakikada kurtulduğu biliniyor. Helenistik dönemde  tapınak içerisine bir çeşme ve hamam yapıldı.
Kutsal alandaki en önemli yapı  Zeus Labraundos adına yapılmış olan tapınaktır. Tapınağın ön ve arkasında  altışar, yanlarda sekizer adet olmak üzere toplam yirmi sekiz adet iyon düzeninde sütun bulunuyordu.
Tapınağın Priene’deki Athena tapınağına benzediğini düşünen bazı yazarlar bu  iki tapınağın, Halikarnassos’taki Mausoleum’u inşa eden
Mimar Pytheos tarafından yapıldığını öne sürerler. İ.S. 4. yy’da   büyük bir yangın  sonrasında çok zarar gören bu bölge kült yeri olmaktan çıktıktan sonra terk edildi.

8 Ağustos 2014 Cuma

STRATONİKEİA


Karia Bölgesi’nin önemli iç şehirlerinden olan Stratonikeia, Muğla Yatağan ilçesi, Eskihisar Köyü yakınlarındadır. Antik yazarlardan Herodotos ve Strabon Stratonikeia’dan önce burada Khysaoris adında bir yerleşim olduğundan bahsederler. İÖ 3.yy’ da şehirde hakimiyet kuran Suriye kralı I. Seleukos eşi Stratonike'yi oğlu Antiokhos'la evlendirir. Antiokhos da önce üvey annesi sonra eşi olan Stratonike’nin adını bu kente verir. Şehir muhtelif akınlar sırasında el değiştirdi. Roma İmparatorluğu döneminde ticaretin artmasına bağlı olarak şehir çok gelişip, bölgenin en tanınmış şehirlerinden birisi oldu. Bu zamanda zenginliğinin göstergesi olarak tüm şehir mermer yapılarla donatıldı. Strabon, şehirdeki görkemli binalardan bahsederek burayı çok beğendiğini yazmış. Şehrin zenginliği pek çok göçmenin bu bölgeye akın etmesine yol açar. Bizans döneminde ise Aphrodisias’a bağlı bir psikoposluk merkezi olduğunu görmekteyiz. Türklerin bölgeye gelişleri 11. yy. sonlarıdır. Beylikler döneminden kalan hamam, 19.yy’dan cami, Osmanlı dönemine ait sokak dokusu ve muhtelif evler bulunmaktadır. Stratonekeia, antik dönem ve Türk yerleşimine ait bulguları birlikte görülebilen nadir bölgelerimizden birisidir.

Stratonikeia’dan günümüze ulaşanlar
Sur Duvarları : Kentin etrafı uzunluğu 3500 metreye varan surlar ile çevrilmişti. Bu surlar şehrin büyüklüğü hakkında fikir sahibi olunmasını sağlıyor.

Gymnasium : Şehrin büyük yapılarından birisidir. Gymnasiumlar Eski Yunan ve Roma devrinde gençlerin eğitildiği ve spor yaptıkları merkezlerdi. 180 metreyi bulan uzunluğu ile antik devirlerde Anadolu’daki en büyük gymnasiumun Stratonikeia’da olduğu biliniyor.

Kuzey şehir kapısı ve çeşme : Kuzey sur duvarı üzerinde bulunan kapı Lagina Kutsal alanından gelen kutsal yolun kente ulaştığı yerdir. Kuzey şehir kapısının 42.4 metre genişliğinde ve 14.2 metre yüksekliğindeydi. Her iki yanında anıtsal kemerli girişler vardır. Kent içine bakan bu iki girişin arasına havuzlu bir çeşme yapılmıştı.
Sütunlu cadde ve anıt : Kuzey Şehir Kapısı önündeki meydandan başlayarak şehir merkezine doğru devam eden 8.70 metre genişliğindeki sütunlu bir caddedir. Caddenin başlangıcında kentin önemli kişilerinden birisine ait olduğu düşünülen bir anıt yer alıyordu. Caddenin etrafında dükkanların yer aldığı düşünülüyor.
Bouleuterion ( Meclis Binası ) : Kent merkezinde yer alan dikdörtgen planlı bir yapıdır. Yarım daire şeklinde oturma basamakları ve bunun doğusundaki alanda da avlusu vardır. Yapının iç cephesinde Grekçe, dışında ise Latince yazıtlar görülüyor. Bu yazılar şehirde satılan malların fiyatlarını gösteren listelerdi. Böylece kent içerisindeki satışlar kontrol altında tutularak enflasyon önlenmeye çalışılmıştı.

Roma Hamamı : Stratonikeia yazıtlarında kentte üç adet hamam olduğu yazmaktadır. Bunların bir tanesi de Roma Hamamı olarak bilinen yapıdır. Yapının içerisinde soyunma odaları ile soğuk, ılık ve sıcak yıkanma bölümleriyle çeşitli amaçlar için kullanılan altı adet oda bulunuyordu.
Tiyatro : Şehrin güneyinde bulunan doğal bir yamaca yerleştirilmiş 15000 kişilik bir tiyatrodur. Şehrin nüfusuna göre oldukça büyük olan tiyatronun oturma grupları o zamanki mimariye uygun olarak merdivenler ile dokuz parçaya bölünmüştü. Tiyatro Roma İmparatoru Augustus zamanında tamamen yenilenip sahne binası yeniden yapıldı.


Tapınak : Tiyatronun güneyindeki bir terasta yer alması tiyatro ile birlikte düzenlenmiş izlemini vermektedir. İon düzenine uygun üç basamaklı bir alt yapı üzerine inşa edilmiştir. A.Tırpan tarafından Augustus ve İmparatorluk Tapınağı olarak önerilen yapı, mimari elemanlarına göre Erken İmparatorluk Dönemi’ne tarihlenmektedir.
Gladyatör mezarları : Bugünkü kazı evinin yakınlarında bulunan gladyatör mezarları ve bunlara ait kabartmalar ile steller Muğla Müzesinde sergileniyor.


Su yapısı : Yatağan Milas karayolunun üzerinde görülen şehre su taşıyan kanlardan oluşan yapının Roma İmparatorluk döneminde yapıldığı düşünülmektedir. Blok taşların kullanıldığı bant şeklinde bir yapıdır. Karayolunun güney kenarında izlenebilir.


7 Ağustos 2014 Perşembe

GERGA

Gerga, Çine ilçesi Aladağ Köyü yakınlarında yer alan antik bir yerleşimdir. Bu ufak Karya yerleşiminin tarihi hakkında fazla bir bilgi bulunmamasına rağmen şehrin içerisinde yaklaşık yirmi yerdeki kayalara kazınmış ‘Gerga’ veya ‘Gergakom’ yazısı şehri tanımlayan bulgular olarak kabul ediliyor. Bu yazılardan ilkini şehrin girişinde yerden yaklaşık 90 cm yüksekliğinde bulunan bir kaya üzerinde görmek mümkün. Buradan tepenin üzerine doğru kuzeydoğu istikametine devam edilirse şehrin merkezi olduğu düşünülen geniş bir alana ulaşılır. Bu bölgede çevreye dağılmış pek çok taş, heykel kaidesi, mezar ve duvar kalıntıları görülüyor. Şehirden kalan bu az miktarda bulgunun Roma Dönemi ile bağlantılı olduğu sanılıyor. Yerleşimde Helenistik yapılaşmanın izleri görülmüyor. Gerga’daki anıtsal görünümdeki yapıların antikçağ izlerini taşıyan gizemli yapılar oldukları düşünülüyor.
Antik çağın ünlü yazarları Stabon, Plinius ve Herodotos bu yerleşimden söz etmemişler. Sarp kayalar üzerinde kurulu günümüzde bile güçlükle ulaşılan kent hakkında az miktarda bilgiyi Fransız gezgin Cousin’den almaktayız. O tarihlerde yerleşim bölgesinde büyük heykeller olduğundan bahsetmesi burasının anıtsal bir bölge olduğunu veya anıtsal bir mabetin çevresinde kurulmuş küçük bir yerleşimin varlığını düşündürüyor.
Yurdumuzun gizemli yerleri arasında kabul edilen Gerga Antik Kenti, Karya bölgesinde yer almasına rağmen, şehrin kalıntılarının Karya bölgesinde yer alan diğer antik kentlerden çok daha farklı özellikleri olması bu gizemi arttırıyor. Normal insan boyutunu çok fazla aşan heykeller , bu heykellerin baş kısmının insana benzememesi, bazı yapıların kayaların oyulmasıyla yapılmış olması da ilginç.
Kutsal alana ilk girişte karşılaşılan ve kapısının üzerindeki alınlıkta Gerda yazısının yer aldığı bir podyum üzerinde bulunan yapı ana tapınak binasıdır. Burada yaşayanların ise gözlerden uzaktaki bu yerleşim yerinde bulunan tapınağın çevresinde toplandıkları ve tüm yaşamlarını bu tapınakla bütünleştirerek sürdürdükleri düşünülüyor.
GERGA’YA GİTTİK
Antik yerleşime ulaşımın zor, sıkıntılı hatta dağlarda kaybolma riski nedeniyle tehlikeli olduğu hakkındaki yayınlar nedeniyle Gerga’ya gitme konusu bizde uzun süreden beri endişe yaratıyordu. Tüm bu zorluklara rağmen arkeolojiye meraklı arkadaşlarla hafta sonu istikametimizi Gerga olarak belirledik. Gözlerden uzak, çok bilinmeyen bu esrarengiz yerleşim hakkında fikir sahibi olabilmemiz için burayı mutlaka görmemiz gerektiğini düşünerek yola koyulduk.
İlk durağımız Savrandere. Kısa bir kahvaltı molasından sonra Çine yönünde yolumuza devam ediyoruz. Çine’yi geçtikten sonra sol tarafta Gerga 14 km. yazısı fazla bir yol kalmadığını düşündürüyor. Ama yol dar virajlı ve sürekli yokuş yukarı olunca beklenenden daha uzun bir sürede yol üstündeki ilk yerleşim olan Ovacık Köyüne ulaşıyoruz. Gerga’yı sorduğumuzda ‘Daha ilerde’ yanıtıyla yolumuza aynı yolda devam ediyoruz. Bir sonraki yerleşim Kırksakallar Köyü. Burada yolu sorduğumuz kişi hafif tebessüm ederek ‘Siz orayı bulamazsınız’ dedikten sonra yeğeni Ali’yi bizim yanımıza rehber olarak veriyor. Rehberimizle  birlikte yakınlardaki diğer köy olan Aladağ Köyüne kadar arabamızla gidiyoruz. Köyün girişinde aracımızı  bıraktıktan sonra sağ taraftaki dar bir patika yola sapıyoruz. Esas zorluk bundan sonra. Rehberimiz olmadan bu bölgeden sonra yolu bulmak oldukça güç. Yaklaşık 1.5 saat süreyle hiçbir yerleşimin yer almadığı çevresinde maki tarzı bitkilerin yer aldığı bir patika yolda genellikle yokuş aşağı Çine Baraj Gölü istikametinde yürüyoruz. Gerga’ya yaklaşırken ayrı bir heyecan duymamak mümkün değil. İlk olarak Gerga’nın simgesi olmuş taş bina bizi karşılıyor. Genç rehberimiz , bize çevreyi tanıtıyor. Kutsal mekanı çevreleyen sur duvarları, zeytinyağı elde edilen işlik, bazı ev kalıntıları ve devrilmiş büyük bir heykel Gerga antik alanında gördüğümüz diğer bulgular. Fotoğraf çekiminden sonra dönüş yolculuğumuza başlıyoruz. Tam öğlen vakti, havada oldukça sıcak birde makilik alanda patika bir yoldan sürekli yokuş yukarı çıkmak oldukça yorucu olup, uzun bir süre almış olsa da Gerga’yı görmüş olmak tüm yorgunluğumuzu unutturuyor. Köyün yakınlarındaki tarihi köprü bu bölgede göreceğimiz son yer. Genç rehberimize  teşekkür ederek Aladağ Köyünden ayrılıyoruz.