1 Ağustos 2014 Cuma

İZMİR'İN KUZEYİNDE UFAK ANTİK YERLEŞİMLER.LEUKAİ,LARİSSA,MYRİNA,GRYNEİON,PİTANE

                                        LEUKAİ

Leukai, Çiğli İlçesi Sasalı Köyü ile Gediz Irmağı arasında kalan  Üçtepeler bölgesindedir. Yerleşim,  İzmir körfezinin kuzey kısmını ve  girişini kontrol eden stratejik bir konumdadır. Antik dönemlerde bir ada üzerinde yer almasına rağmen daha sonraları  Menemen Ovasına dahil oldu. Kent Pers Kralına karşı isyan eden komutan  Takhos tarafından İÖ 383 yılında kuruldu. Şehir daha sonraları Körfezin tam karşısında bulunan Klazomenai ile Leukai yakınında bulunan Kyme şehirlerinin  klonileştirme çabaları arasında kaldı. Bu iki şehrin hakimiyet kurma çabaları Delphoi’deki Apollon bilicilik merkezinden alınan görüşler sonucunda şehirde ilk kurban kesenin şehre hakim olması yönündeydi. Bunu başaran Klazomenai şehri ele geçirip kendi yönetimine aldı. İÖ 64 ile İS 24 yılları arasında yaşamış olan Strabon, ünlü coğrafya kitabında   Leukai’nın bu bölgedeki öneminden   bahseder. Roma zamanında  İÖ 70-50 yılları arasında Smyrna’ya bağlı bir statüsü vardı. Bizans Döneminde ise fazla popüler olmayan bu yerleşim zaman içerisinde terk edildi. Leukai Antik yerleşiminden günümüze ulaşan fazla bir bulgu yoktur. Çatı kiremitleri ve tarlalar arasında bulunan ufak seramik  ve bir kaç yerde görülen  duvar kalıntıları dışında arkeolojik değeri olan bir esere rastlanmadı.

                                                 LARİSA

Yerleşkesi Menemen  Buruncuk köyü  yakınlarındadır. Bu bölge civarında  kurulmuş olan  on iki Aiol şehrinden birisidir. Yunanistan’ın Lokris bölgesinden buralara  dalga dalga gelen Aiol göçlerine  bu bölgede oturan Pelasglar,  büyük direnç göstermelerine rağmen göçmenler   bölgeye hakim olup  buraya yerleşmişlerdi. İÖ 7 ve 6 yy’lar da Lidya’lıların egemenliği altında bulunan şehir, Lidyalıların Perslere yenilmesinden sonra Lidya ordusunda paralı asker olarak bulunan Mısırlı askerlerin bir sürgün yeri olur.  Peleponessos savaşları sonunda Larisa   çok zarar gördü. Büyük İskender döneminde biraz toparlansa da İÖ 279 yılında Galat’lar tarafından yağma edildi. Binalar tamamen yıkıldığı için yaşayanlar  göç etmek zorunda kalınca şehir   boşaldı.
Şehirdeki ilk yüzeysel araştırmalar 1902 yılında İsveçli arkeologlar tarafından  başlatıldı.  1932-1934 yılları arasında  Alman-İsveç ortak kazısı şeklinde devam etti. Bulunan pişmiş seramik eserler ve sütun başlıklarının  çoğu  Stockholm  daha azı ise İstanbul ve İzmir arkeoloji müzelerinde sergileniyor.
Buruncuk Köyünün hemen arkasından başlayarak tepeye kadar uzanan taş döşeli antik yol kısmen belirlidir. Bu yol surlarla çevrili olan antik kentin ana kapısına kadar uzanmaktaydı. Günümüzde mevcut olmayan bu ana kapıdan içeri girildiğinde ilk karşılaşılan yaklaşık 3-4 metreyi bulan sur duvarlarıdır. Bu bölgede ilk etapta birkaç eve ait olduğu düşünülen yapı temelleri görülebilir. Bölgede araştırmalar yapan Prof.Dr. Ersin Doğer bu temel kalıntılarından birisinin bir saraya diğer ikisinin ise iki ayrı tapınağa ait olduklarını saptadı. Bu tapınaklardan birisi ise baş tanrıça Athena’ya adanmıştı.

Akropolis’in doğusunda üç yel değirmeni kalıntısı görülür. Bu değirmenlerin yakınlarında tümülüs şeklinde yığma topraktan yapılmış mezarlar görülür.

                                                     MYRİNA 

İzmir Aliağa ilçesi yakınlarında bulunan Güzelhisar çayının Çandarlı körfezine döküldüğü yerde bulunan antik bir şehirdir. Yerleşkesi iki tepe üzerinde yer alır. Antik şehre ait ilk bulgular o civarda yaşayan köylülerin rastlantı sonucunda şehre ait  nekropol  ( mezarlık ) alanını  bulması ile ortaya çıktı. İlk arkeolojik araştırmalar ise 1874 yılında  M.E.Baltezzi tarafından yapıldı. Bu süreçte sayısı binlerle ifade edilen mezarlar ve değerli eserler ile karşılaşıldı.  Şehir on iki  büyük Aiol kentinden birisi olmasına rağmen tarihi hakkında fazla bir bilgi yoktur. Adının Amazon kraliçelerinden olan Myrina ile ilişkili olduğu sanılmaktadır. Ünlü coğrafya yazarı Strabon’un ‘Antik Anadolu Coğrafyası’ adlı kitabında Myrina’nın adının Troia Ovasında mezarı bulunan bir amazondan aldığını yazar. Şehrin İÖ 454-425 yılları arasında Atina konfederasyonun üye olduğu ve bu süre içerisinde özellikle limanı yoluyla yaptığı ticaret sayesinde  popüler bir yerleşim olduğu biliniyor. Şehrin tarihi hakkında bilinen kısa bilgiler bir dönem Pers’lerin daha sonra Selevkosların yönetimi altında kaldığı şeklinde. Arkaios Savaşı sonunda ise Pergamon Kralı Attalos tarafından Pergamon sınırlarına dahil edildi.  Daha sonra bölgede hakimiyet kuran Roma ve Bizans İmparatorluğu yönetimi altına girdi.  İS.17 yılında olan büyük bir depremle yıkılmasına rağmen Roma İmparatoru Tiberius sayesinde kent baştan aşağı onarıldı. Bu dönemde şehir imparatorun kenti anlamına gelen Sebastopolis ismiyle bilindi. Bir müddet sonra  esas ismine döndü. Şehir bazı kaynaklara göre İS 30 bazı kaynaklara göre de 106 yılında  ilkinden çok daha şiddetli bir depremle yıkıldıktan sonra önemini kaybedip kısa bir süre sonrada  tamamen terk edildi.

                                           GRYNEİON  ( GRYNA )

Bu bölgede kurulmuş olan 12 Aiolis kentinden birisi olan Gryneion   Aliağa Yenişakran beldesi yakınlarındaki bir yarımada üzerindedir. Kentin kuruluş tarihi hakkında bir bilgi yoktur. Deniz kıyısında bulunmasına rağmen  limanı  büyük teknelerin yanaşmasına elverişli değildi. Buna rağmen kazılar sırasında bulunan  değişik uygarlıklara ait seramik parçaları,  kenttin başka şehirler ile ticaret yaptığının gösteriyor.  Antik devir yazarlarından olan Stabon ve Herodot kitaplarında bu kentten bahsederler.  Denize yakın bölgede yapılan araştırmalarda  bir dalgakıran ile küçük bir binaya ait yapılar görüldü. Büyük İskender Anadolu seferine çıkmadan önce ön hazırlık ve araştırma yapması için  komutanlarından Parmeion’u bu bölgeye yollar. Parmeion diğer kentlere örnek olması ve bir yerde de korku yaratmak amacıyla ani bir baskınla Gryneion’u ele geçirir. Şehri  yağmalayıp yıkar ve halkının büyük bir kısmını esir  alır. Bu dönemden sonra şehir önemini kaybedip   küçük bir yerleşim şekline döner. Şehrin aynı zamanda önemli bir kehanet merkezi olduğu biliniyor. Antik devirlerde çok ünlü olan Apollon tapınağından günümüze birkaç sütun dışında bir bulgu ulaşmadı.  Gryneion’da resmi bir kazı yapılmamıştır. Yüzey araştırmasıyla bulunan az miktardaki seramik eser Bergama Müzesinde sergileniyor.  

                                                PİTANE

Çandarlı, İzmir  ili Aliağa ile Dikili İlçeleri arasında kalan bir sahil beldesidir. Pitane  kenti şimdiki Çandarlı’nın bulunduğu yerde kurulu olan antik bir yerleşimdir. Kentin kuruluş tarihi hakkında fazla bilgi yoktur. Deniz kıyısında olması nedeniyle zaman zaman  büyük donanmaların sığınma yeri olmuş, bazı zamanlarda ise deniz üssü olarak kullanıldığı biliniyor.Pitane’de ciddi bir arkeolojik çalışma yapılmamış olmasına rağmen, yüzey araştırmalarında bulunan az miktarda olgu Bergama  Müzesinde sergileniyor. Pitane limanının Ceneviz’lilerin deniz üssü olduğu zamanlarda limanı korumak için yaptırdıkları  kale, Osmanlı sadrazamı Çandarlı Halil Paşa devrinde baştan aşağı restore edilerek sağlamlaştırıldı. 



                                                            NOTİON
Günümüzde eski Menemen olarak bilinen Asarlık Mahallesi yamaçlarında bulunan Boztepe üzerinde adı bilinmeyen bir yerleşime ait izler bulundu. Bu bölgede yaygın olarak görülen seramik kalıntılarının  incelenmesinde bu kalıntıların tarihinin  İÖ 7.yy ile 4.yy arasına ait olduğunu gösterdi.  Aynı tepenin yamaçlarında görülen sur duvarlarıyla bazı temel bulguları burada bir yerleşimin varlığını doğrulamaktadır.
Prof.Dr. Ersin Doğer bu kentin Herodotos’un 12 Aiol kenti arasında saydığı ve yeri günümüze kadar saptanmamış olan Notion olduğunu

söyler. Prof. Doğer ayrıca kentin Aiol birliğinin en güneyinde yer aldığını  ve  Notion isminin Helen dilinde güney anlamına geldiğini söyler.  Bu kentin aynı isimde bulunan ve Kolophon’un güneyinde bulunan İyonya kenti ile karıştırılmamasını gerektiğini de hatırlatır.

İZMİR'İN GÜNEYİNDE ANTİK YERLEŞİMLER. KOLOPHON,KLAROS,NOTİON,LEBEDOS



                                         K O L O P H O N

Kolophon İonya’nın  önemli,  Anadolu’nun ise en eski antik kentlerinden birisidir.   Kentli ozan Mimnermos bu şehri‘Asya’nın büyüleyici ve sevimli bir beldesi’olarak tanımlar. Antik çağ  tarihçileri  şehir halkının  sürekli bolluk ve refah içerisinde yaşadıklarından  söz etmekte. Strabon, ‘Kolophon’luların önemli bir donanmaları ve atlı birlikleri olduğundan söz eder. Özellikle atlı birlikleri savaşlarda çok önemli başarılar ettiği için, komşu devletler savaşlarda zorlanınca, Kolophon’luları yardım için çağırır ve bu atlı birlikler sayesinde savaşı kazanırlardı’ diye söz eder.
Kent ilk  Persler’in  ardından  Büyük İskender’in işgaline uğrar. Büyük İskender’in ölümünden sonra  kurduğu birliğin dağılmasıyla  ortaya çıkan  Helen devletlerinden biriside  Lysamaksos’un kurduğu krallıktı. Kolphon’u elinde bulunduran Antigonasla girdiği savaşı kazanarak şehri  topraklarına ekler. Bölgeyi ele geçirdikten sonra Efes’i bölgenin en büyük şehri yapma sevdasına kapılıp, Kolophonda yaşayanları Efes’e göç etmeye zorlar. Bunun  sonucunda  şehir tamamen terk edilerek tarih sahnesinden çekilir
 Değirmendere köyünün doğusunda kalan  Kolophon,12 İon kenti içerisinde   denize kıyısında olmayan tek şehirdir. Büyük bir yerleşim olduğu söylenmesine  rağmen  bir iki ev kalıntısı ve sur duvarı haricinde ciddi bir bulguya rastlamadık.

                                   K L A R O S     

Klaros bugünkü Ahmetbeyli’nin 2 km kuzeyinde ve antik kent Notion’un
yakınında  bir yerleşim alanı olup aynı zamanda önemli bir kehanet merkeziydi. Çeşitli araştırmaların  doğruladığına göre Asya’nın en tanınmış bilicilik merkezlerinden birisiydi. Klaros’un kazı alanında bu görüşü doğrulayan çok sayıda, armağan, adak ve yazıt bulunmuştur. Kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemesine karşın, MÖ 7 veya 6 yy olduğu düşünülüyor.  Klaros’taki Apollon tapınağı  Roma döneminde çok ünlüydü. Bu tapınağa giden yolun her iki tarafında bulunan sütun ve heykelciklerin çok ihtişamlı olduğundan bahsedilir.Anıtsal sunak ile  Artemis tapınağı Klaros’tan günümüze ulaşan diğer kalıntılar. O zamanlarda buradaki  Apollon tapınağın altında bulunan koridorlarda fal bakan rahibelerin bulunduğu bölmeler olduğu söylenir .Klaros  bir kent olmayıp  Kolophona bağlı  falcılık ve ibadet merkeziydi. Klaros’taki kazılar günümüzde de devam ediyor.Bulunan eserler İzmir Arkeoloji Müzesinde görülebilir.








                                       N O T İ O N

Kolophon şehrinin MÖ 302 de Lysmakhos tarafından yıkılmasından sonra onun komşu kenti Notion önem kazanır. Bir liman şehri olan Notion, bugünkü Ahmetbeyli köy sınırları içerisindedir.Günümüzde  köylülerinin kale dedikleri şehrin Akropolu (iç kalesi)  denize hakim bir tepenin üzerindedir. Şehrin etrafını çeviren  surların limana açılan iki kapısı bulunur. Surlar günümüzde yer yere şeçilmekte.
 Bu bölgede egemenlik kuran Büyük İskender’in ölümünden sonra  Helen kentleri arasında karmaşık ve  kanlı bir süreç başlamıştır. Bu tarihlerde Notion ile Kolophon arasında ortak bir vatandaşlık anlaşması yaparak politik bir  birlik oluşturuldu. Daha sonraları bu bölge Roma İmparatorluğu sınırları içerisine girer. Notion bağımsız bir kent olmasına karşın, daima Kolophon kentiyle birlikte anılır. Kolophonun askeri ve sosyal işlevleri açısından güçlü   olmasına karşın, Notion daha güçsüz ve ekonomik anlamda sönük bir durumdaydı.Notion Bizans döneminde kısa bir süre   psikoposluk merkezi olmasının ardından tamamen terkedilmiştir.





                                   L E B E D O S

Lebedos Gümüldür ile Ürkmez arasında bulunan Kısık denilen yarımadanın üzerinde kurulmuş olan ve Antik çağda İon birliği içerisinde yer alan 12 şehirden birisidir. Lebedos antik kenti kayalık bir yarımada üzerindedir. Bu yarımada yaklaşık 20 metre genişliğinde bir kara parçasıyla karaya bağlanır. Coğrafi konumu  iyi bir liman olmadığını düşündürür. Ayrıca çevresinde çok zengin kentler olması Lebedos’un gelişmesini engellediğinden İon kentleri içerisinde  en zayıfıdır.Heratius burası için  terkedilmiş köy der.  Günümüzde sadece az miktarda toprak üstü kalıntıları gözlenir. Tiyatrosu olmaması  ilginçtir.Ege bölgesinde oluşan büyük bir depremle yıkıldığı düşünülen Lebedosta arkeolojik  araştırma yapılmadığı için  şehir hakkında bilgi çok azdır.

A İ G A İ

Aigai Antik Kenti Manisa Yunt Dağı Köseler köyünün iki kilometre güneyinde bulunan Gün Dağının üzerindedir. Ulaşım için gerekli  yol işaretleri belli değil. Buna rağmen  Aliağa İlçesi  Yenişakran Beldesi içerisindeki   levhalarını izleyerek ulaştığınız cezaevi yerleşkesinin önündeki dar asfalt yol sizi Aigai’ye ulaştırır.

Antik devirlerde orta Yunanistan’dan gelen Aioller’in Aiolis diye adlandırılan      ( Kuzey Ege’de Gediz ile Bakırçay arasındaki) bölgede kurduğu 12 kentten birisidir. Arkeolojik araştırmalar kentin İ.Ö. 7.yy’ın ikinci yarısında  kurulduğunu gösteriyor. Kent İ.Ö. 3. yy başlarından itibaren Pergamon Krallığının desteğiyle ekonomisi gelişmiş ve kültürel  bir  çekim merkezi olmuştu. Şehirdeki tüm görkemli yapıların bu dönemde yapıldığı biliniyor.  Kıyıdan uzak dağlık bir arazide yer alması tarih içerisinde zaman zaman askeri üs olarak kullanılmasına olanak vermiş, bazı zamanlarda ise gözlerden ırak oluşunun verdiği rahatlıkla kendi içerisindeki sakin yaşantısını sürdürmüştü.
 Aigai Antik Kentinde arkeolojik kazı ve restorasyon çalışmaları 2004 yılından beri E.Ü. öğretim üyesi Prof. Dr. Ersin Doğer tarafından başarıyla sürdürülüyor.

                      AİGAİ  ANTİK ŞEHRİNİ GEZERKEN

Nekropol :  Antik Kentin kuzey yamaçlarını oluşturan ve şehri gezerken ilk karşılaşılan  geniş bir nekropol ( mezarlık ) alanıdır. Küçük Tümülüs veya sandık mezarlar ile  toprağa gömülü lahitler  görülebilir. Tarihi eser yağmacılarının talan ettiği bu bölgenin bitiminde düzgün taş döşemesiyle karakterize şehrin ana yollarını görmek mümkün. 


Kuzey Hamamı :  Nekropol alanının hemen yanında yer alan büyük bir bina şehirde bulunan iki hamamdan birisidir. Hamamda kullanılan su, yağmur sularının büyük sarnıçlarda biriktirilmesiyle sağlanıyordu.  Hamamın önünde devam eden dar yol  şehrin ana giriş kapısına ulaşır. .

Tiberius Kapısı :  Roma İmparatoru Tiberius’un şehrin gelişmesine yaptığı yardımlardan dolayı şehrin ana giriş kapılarından birisine onun ismi verilmiş. Üstü kemerli olan kapının üzerinde Tiberius’a bir şükran yazısı bulunmuştur.

Odeon :  Şehir meclisinin toplantı salonu yüz elli kişilik kapasiteli ve on iki basamaklıdır. Oturanlara görüş kolaylığı vermek amacıyla  eğilimli bir arazide inşa edilmiş. . Oturma sıraların her iki yanından ve tam orta bölümünde  alt sahneye  ulaşan üç ayrı merdiveni vardı.  Odeonun  duvarlarını süsleyen   bronz heykeller buraya   ayrı bir güzellik verdiğinden bahsedilir. 


Batı Stoa : Agoranın batısında kalan stoa, agoranın yapısına uygun olarak  L şeklinde bir kıvrım göstermektedir. Ön yüzündeki sütunlar Dor, iç bölümündeki sütunlar ise İon düzenindedir. Agora ile aynı zamanda yapıldığı düşünülüyor.

Agora : Şehrin en ilginç bölümüdür. Antik şehirlerde pek görülmeyen  üç katlıdır.  Birinci kat dükkan olarak kullanılan  on dört adet küçük odadan oluşmuştu. İkinci kat buğday stoklarının yer aldığı muhtelif depolar yer alıyordu. Üçüncü katın üzeri  çift katlı sütunların taşıdığı bir çatı ile örtülüydü. Agora günümüzde şehri gezenlerin en çok ilgisini çeken yapıdır.  




 Et pazarı : Şehirdeki ilginç yapılardan bir tanesi de Helenlerin Makellon, Romalıların Macellum dedikleri et pazarıdır. Zemini ıslak  olarak kullanıldığı için düzgün blok  taşlarla döşenmişti. Bu mekan  kesilen hayvanlarının kanının akması için hafif eğimli olup yan taraflarında oluklar vardır.

Gymnasion : Gençlerin spor yapıp eğitim aldıkları Gymnasion,tiyatro ve tapınaklar ile birlikte  tasarlanmış bir yapı grubunun içerisinde yer alıyor.  Yapıya olasılıkla bir anıtsal kapıdan girilmekte ve ortada açık hava eğitimi için boş bir alan bulunmaktadır. Yetenekli şehirli gençlerin daha ileri  eğitim için Pergamona’da gönderildikleri burada bulunan bir yazıttan anlaşılmıştır.


Gymnasion Hamamı : Şehirdeki ikinci hamam yapısıdır. Eğimli bir arazide yer aldığı için tonozlu bir sistemle desteklenmiştir. Bir Roma hamamı ile Yunan gymnansion’unun aynı yapıda birleştirmesi antik şehirlerde görülmeyen   ilginç bir komplekstir. 


Tiyatro  : Henüz kazı ve restorasyon çalışması yapılmamış olan tiyatronun, seyirci giriş kısmını oluşturan kubbeli yapılar dikkat çekiyor.

Athena Tapınağı :  Tiyatronun üst bölümünde yer alan düzlükte bir tapınak alanı bulunuyor. Konumu itibarıyla Pergamon’da bulunan Athena Tapınağını anımsatması nedeniyle Athena Tapınağı olarak değerlendirilmiştir.


Şapel :  13.yy’da yapıldığı düşünülüyor. Şapel içerisinde, Aigai  halkının Seleukos Kralına yazdığı  bir yazıt bulunmuştur.  Şapelin çevresinde mezarlar bulunması bu yapının bir mezar şapeli olduğunu düşündürüyor.

Demirkapı : Aigai Kentinin önemli  giriş kapılarından  birisidir.Buna rağmen daha sonraları bilinmeyen bir nedenden dolayı bu kapının kapatıldığı biliniyor. Demirkapıdan  başlayarak kent içine doğru giden büyük plaka taşlarla döşenmiş  düzgün bir yol  izleniyor.  

  

Yazılarım hakkında

Değerli okurlar. Bana göre yurdumuzun en önemli kültürel zenginliklerinden olan antik kentlerimiz, ne yazık ki tarihimiz boyunca gerekli  ilgiyi görmedi. Antik kentlerden sökülen taşlar yeni köy evlerinin yapımında kullanıldı. Define bulmak ümidiyle tüm yerleşimler kaçak kazılarla talan edildi. Padişahlar devrinde bu kültürel değerlerimiz dış ülkelere bağışlandı. Gemilere doldurulup o ülkelere götürüldü. Bunlara üzülmemek mümkün değil. Ama günümüzde  bu değerlere sahip çıkmaya başladık. Çoğu antik şehirde ciddi kazılar ve restorasyon çalışmaları  devam ediyor. Ben bu kültürel değerlerimizi  ilgi duyan okuyucularımıza tanıtmak amacıyla hazırladım. Arkeolog olmadığım için bir arkeolog gözüyle değilde herkesin daha doğrusu kendi anladığım gibi yazmaya çalıştım.
Antalya gezim sırasındaydı. Termessos Antik Kentini görmek istedim. Antalya otobüs terminalinden Korkuteli otobüsüne bindim. Yol üstünde bir yerde otobüsten inip orada beklemekte olan taksiye binerek yerleşimi dağın üstünde olan Termessos Antik Kentine ulaştım. Şehir çok dik bir yamaç üzerine kurulmuş. Kazı yapılmadığı için yolları belirsiz.Gezmek çok zor.. .Havada sıcak. Bende başka kimse olmadığını düşünürken iki yaşlı Alman turıst gördüm. Her ikisininde ellerinde ikişer baston. Zor yürüyorlar ama burayı gezmekten dolayı çok memnunlar. İşte arkeolojiyi sevmek bu diye düşündüm.Bu düşünceyle bu blogu açtım. Gezi izlenimlerimi sizlerle paylaşmak istedim. Müzelerimize gelince bu ilgisizlikten onlarda nasibini almış durumda. Müzeleri gezerken çoğunun ziyaretçisi olmadığı  gördüm.Yazılarımda müzelerimize tanıtmaya çalışacağım.
Birde diğer yazdığım yazılarımı bu blog içerisinde toplamak istedim.
Okuduğunuz için ilginize teşekkür eder,öneri ve dileklerinizi mail adresime yazabilirsiniz.
                                                                                                    Dr. Cem Aydemir
                                                       

EUROMOS

Bafa gölü ile Milas yolunun ortasında yer alan  Euromos,  Milas’a 13 km uzaklıktadır. Antik çağlarda komşusu  Mylas ile birlikte yörenin  önemli şehirlerinden birisiydi. Kent  İÖ 5.yy’da Hyramos olarak biliniyordu.  Yunanlıların isimleri Helenleştirme politikası sonucunda yerleşimin ismini   güçlü anlamına gelen Euromos olarak değiştirdiler. Tarih içerisinde Helen ve Roma hakimiyetine giren  kent bu zamanlarda çok gelişti. Tarıma elverişli verimli toprakları ve  limanlara yakın olmasının sağladığı ticaret, şehirde yaşayanların refah düzeyinin yükselmesini sağladı.   
  
                                      ZEUS  TAPINAĞI
Kent kalıntıları zaman içerisinde çok yıpranmış olmasına karşın  günümüze ulaşan en önemli yapı, ünlü Roma İmparatoru Hadrianus döneminde ( 117-138) yapılmış olan Zeus Tapınağı’dır. 
Zeus eski Yunan mitolojisinde tanrıların kralı ve en güçlü tanırıdır. Zeus’tan tüm diğer tanrılar ve halk çok çekinirdi. Onun tek başına evreni yönetip, iyilikleri ödüllendirdiğine ve suçluları cezalandırdığına inanılırdı. Zeus aynı zamanda gökyüzünün de tanrısıdır. Fırtınaların, gök gürültülerinin  ve yıldırımlarında efendisidir. Elinde taşıdığı şimşek  onun  baş silahı ve aynı zamanda simgesidir.  Zeus’un gücünden korkan ve tarıma dayalı olan ekonomi ile geçinen bölge halkı, ona olan  bağlılıklarını göstermek için bu anıtı inşa ettiler. Onlara göre göklerin ve kainatın güçlü tanrısı  kızdığı taktirde yağmur, fırtına ve olumsuz hava koşullarıyla tarımı engelleyebileceği gibi, hiç yağmur yağmaması ve kuraklık ile de  verim alınmasını önleyebilirdi. Bu nedenle bölgede yaşayanlar, Zeus’a bağlılığını göstermek için bu anıt çevresinde  belirli zamanlarda   büyük törenler düzenleyip, çeşitli adaklar sunarak tanrıya olan bağlılıklarını gösterirdi. Tapınak ilk şekli ile Helenistik dönemde yapılmış olmasına karşın Hadrianus  zamanında tamamen yıkılarak daha büyük ve gösterişli olarak yeniden yapıldı.   Günümüze ulaşmış en iyi tapınaklardan birisi olarak kabul edilen bu yapının ön cephesi  altı ve yanları ise  dokuz  sütundan oluşmuş. Her birinin  farklı kişiler tarafından yaptırılarak buraya dikildiği anıt çevresinde bulunan kitabelerden   anlaşılıyor.  Her sütun üzerindeki yazıtlarda  bağışçıların adlarını görmek mümkün.  Tapınaktaki bazı sütunların üzerlerindeki işlemelerin eksik olması  tapınağın tam olarak tamamlanamadan yarım bırakıldığını veya geliri yeterli olmayanların ancak bu kadarını yaptırabildiğini düşündürüyor.





                      ŞEHİRDEN  GÜNÜMÜZE  ULAŞANLAR  
Zeus Tapınağı’nın kuzey kısmında beş sıralı bir oturma grubu görülen tiyatro ile agora kalıntıları izlenebilir. Şehri çevreleyen duvarların bir kısmını görmek mümkün. Tapınağı yola bağlayan bölümde ise birkaç tane mezara ulaşılmış. Şehirle ilgili bulgular ne yazık ki bu kadar. İlerde ciddi bir arkeolojik araştırma ile şehrin tamamen ortaya çıkartılmasının mümkün olduğunu düşünüyorum.





TÜMÖRLERİN BELİRLENMESİNDE KAN ANALİZLERİ

Tümör belirleyicileri  veya diğer isimleriyle  markerler organizmada  tümör dokusunun  varlığında  kanda saptanan  çeşitli biyokimyasal parametrelerdir. Bu markerler  ya tümör dokusundan salgılanır veya onun  neden olduğu metabolik değişimler sonucunda oluşurlar. Saptanan  yüksek  değerler  genellikle malign bir oluşumun ( kanserin ) göstergesidir. Yaklaşık bir saat sonra sonucunu alabileceğiniz bu analizleri yılda bir kere baktırmanızı tavsiye ederim.

                            Başlıca tümör belirleyicileri

CEA  ( Karsino Embriyojenik Antijen ) :  İyi tanımlanmış bir tümör belirleyicisidir. İlk olarak kalın bağırsak kanseri olan bir hastanın serumundan izole edilmiştir. Günümüzde başta bağırsak kanseri olmak üzere sindirim sisteminin tüm kanser olgularında, rahim kanserleriyle bazı  akciğer kanserlerinin erken teşhisinde faydalı bir teşhis aracıdır. 
Analiz sonucunda sigara kullanan kişilerde kısmi bir yükseklik görülür. Bu nedenle analizden önce sigara içilip içilmediğinin bilinmesi normal değerlerin saptanması açısından çok önemlidir.

CA 125  :  Kadınların kan analizlerinde   rahim,  yumurtalık ve fallop tüplerinin kanserlerinde yüksek olarak seyreder. Erkeklerde bakılması anlamlı değildir.

CA 19.9 : Genellikle sindirim sisteminin kanserlerinde  yüksek değerler saptanır. Yemek borusu, bağırsak, pankreas ve mide tümörlerin saptanmasında veya hastalığın izlenmesi sırasında kullanılan değerli bir tümör belirleyicidir.

CA 15.3 :  Kadın ve erkeklerde meme kanserlerinin saptanmasında faydalanılan kan testidir. Bu tahlil yapılacaksa önce kan alınmalı daha sonra meme muayenesi yapılmalı, analizi yaptıracak olanın son iki gün sıkı sütyen giymemesi gereklidir.

AFP : (Alfa Feto Protein ) Anne karnındaki bebeklerin karaciğerinden imal edilen  bir proteindir. Bebekten anneye geçebildiğinden hamilelikte yüksek değerlerdedir. Hamilelikte ölçümlerinde normal değerlerin belirlenmesi için hamilelik haftasının da bilinmesi gerekir. AFP’nin hamiler de beklenenden yüksek çıkması bebekte  bir anomali olduğunun bir göstergesi olabildiğinden bu tür bulgularda ileri tetkik gereklidir. Erişkinde yüksek çıkması erkeklerde testis, kadınlarda ise yumurtalık kanserinin bir göstergesi olabileceği bilinmelidir.

PSA  : ( Prostata spesifik antijen )  Prostat hücrelerinden salgılandıktan sonra kana geçen protein yapısında olan bir tümör belirleyicidir. Prostata özgü iltihabi hastalıklarda serumda az miktarda yükseldiği gözlenmiştir. Prostat kanserinde ise  çok yüksektir. Normalin on mislinden yüksek olan değerler prostat kanseri tanısı koymak için yeterlidir. Kanda serbest ve bağlı olmak üzere iki şekilde bulunur. Serbest PSA / Total PSA oranının 0.25 ten düşük, özellikle 0.10 dan küçük olması prostat kanseri tanısı için bir ipucu verir.

KALSİTONİN : Tiroit bezinin hücrelerinde sentez edilen bir hormondur. Kemik dokusuna etki ederek kalsiyumun kemik tarafından tutulmasını sağlar. Tiroit kanserlerinde   kan değeri yüksek olarak saptanır. Ameliyat olmuş hastalarda kalsitoninin artmaya devam etmesi tümörün aynı bölgede tekrar oluştuğunun bir göstergesi olarak kabul edilir. 

HCG  :   Normal kişilerde hamilelik sırasında kan ve idrarda yüksek olarak saptanan protein yapısında olan bir hormondur. Hamilelik haftası arttıkça  değerleri yükselir. Hamilelik testi olarak ve hamilelik haftasının belirlenmesinde  kullanılan bir testtir. Bunun haricinde kadınlara ait bazı rahim hastalıklarıyla bu bölgedeki kanserler ile erkeklerde testis tümörlerinde yüksek değerlerdedir. 

ANTANDROS

Antandros  Kenti, Edremit İlçemiz yakınlarında ve Kaz Dağlarının yamaçlarına doğru yayılmış olan antik dönem yerleşimidir. Bu bölgedeki en eski yerleşim  yerlerinden birisi olan Andrandros'un  İÖ 8. yy’da kurulduğu biliniyor. Şehir  6.yy’da önce  Pers’lerin ardından bu bölgeyi tamamen ele geçiren Büyük İskender’in yönetimine girdi.  Büyük İskender’in ölümünden sonra  kısa bir süre Bergama Krallığının, daha sonra  Romalıların  işgaline uğrar. Hristiyanlığın yayılma zamanlarında önemli bir dini merkez olarak bilinen kent,  yoğun Arap akınları nedeniyle önemini kaybettikten sonra   tamamen terk edilir.


       ŞEHRİN  ZENGİN  ZAMANLARI
Şehrin Kaz Dağlarının yamacında  olması  gemi yapımında kullanılan kaliteli kerestelerin elde edilmesine olanak veriyordu. Kaz Dağlarının ormanlarından  elde edilen kerestelerin büyük çoğunluğu  tersaneler de  gemi yapımında kullanıldığı biliniyor. Geri kalan keresteler ise  bugünkü Avcılar İskelesi yakınlarında bulunan Aspeneus adı verilen çarşıda dış ülkelerden gelen tüccarlara  satılırdı.  Özellikle dayanıklı savaş gemilerinin yapıldığı tersanelerin ününün,İÖ 5.yy’da önem kazandığı görülüyor. Bu yıllarda Ege Denizinde gerçekleşen  Peloponnesos savaşları sırasında  yeni gemiler yaptırmak için Antandros’a gelenler  şehrin önemini arttırarak halkının refah seviyesini yükseltti.
Pek çok doğal felaket sonucu  tamamı toprak altında kalan bu şehri ortaya çıkartmak amacıyla 1892 yılından beri kazılara devam ediliyor. Günümüzde de bu çalışmalar Ege Üniversitesi Arkeoloji bilim dalı tarafından sürdürülüyor.


      ANDRANDOS’TAN  GERİYE  KALANLAR
Antandros Kentinin kurulu olduğu tepenin en üst kısmında   şehrin kalesine ait kalıntıları  görmek mümkün. Arkeologlar bu tepeye Kaletepe ismini vermişler. Kazılar sırasında Kaletepe’nin yamaçlarında  Geç Roma Dönemine ait  pek çok ev ortaya çıkarıldı.  Bu bölgede bulunan yedi  odalı bir Roma villası  civardaki en büyük ev olarak biliniyor.  
4.yy’da yapıldığı düşünülen bu evin duvarları  kireçli su içerisine toz boya katılarak oluşturulan  freskolar ile süslü. Tabanını ise özellikle sarı, kırmızı ve gri renklerin  hakim olduğu  geometrik şekilli mozaiklerden  oluşmuş.  Bu motifler arasında yer alan panter figürü çok ilginç. Evin  30 metreyi bulan koridoru da mozaikle kaplı. Yedi odanın en güzeli olan  birinci  odanın duvarlarında   ellerinde su kapları taşıyan kadın freskoları  ile tabanında bulunan mozaikte görülen aynı kaptan su içen iki kuş motifi bunların yetenekli bir ustanın elinden çıktığını gösteriyor. 



Bu evin yakınlarında yer alan ve her tarafı mermerle kaplı olan   hamamın, doğal sıcak su kaynaklarından faydalandığı düşünülmekte. Evin mermerleri günümüze kadar ulaşmadı. Göç zamanlarında, o zamanlar çok kıymetli olan mermerleri buradan  ayrılanlar   yanlarında götürmüş. Bu bölgede ortaya çıkarılan kanalizasyon hattının evin ihtiyacından daha büyük olması (1.20m yüksekliğinde ve 0.80 m genişliğinde ) bu sisteminin yalnız bu ev  için yapılmadığını etrafta  başka büyük  konutlarında  bulunduğunu gösteriyor. Örülerek kapatılan kapılar ve derme çatma duvarlarla elde edilen yeni mekanlar, şehrin son dönemlerinde refah düzeyinin düşmesi nedeniyle birkaç aile tarafından ortak olarak kullanıldığını işaret ediyor.

                                               MEZARLIK ( NEKROPOL )
Kazılar sırasında Kaletepe’nin   batı yamacında şehre ait büyük bir mezarlık ( nekropol ) bulundu. Yaklaşık 300 metrekarelik bir alanda gerçekleştirilen kazı çalışmalarında bu güne kadar 277 mezar belirlendi. Bazı mezarlarda zenginlere ait olduğu düşünülen  ölü hediyelerine rastlandı.  Bunların  seramik ve bronzdan yapılmış olması dikkat çekiyor. Ayrıca Roma ve Bizans dönemine ait sikkeler ile yakılan cesetlerden arta kalan küllerin saklandığı urna kaplarına da bulgular arasında. Bebek ve çocukların cenazeleri  amforalar içerisine yerleştirildikten sonra onlara ait eşya ve oyuncaklarıyla birlikte gömülmüş. Büyük insanlar  ise yakıldıktan sonra mezarlarına sadece külleri  konulmuş. Buradan çıkartılan arkeolojik  bulguların tamamı  Balıkesir Müzesinde sergileniyor. Antandros’un tiyatro, agora ve mabetlerini yeri henüz belirlenmemiş olmasına karşın akropolü çevreleyen oldukça sağlam kalmış olan sur duvarları günümüze kadar ulaştı.  4.yy’da yapıldığı düşünülen 2.70 m genişliğindeki bu surlar akropolun çevresini tamamen çevirmiş. Antik devirden beri kullanılan patika yollar ve şehrin muhtelif bölgelerinde karşımıza çıkan su sarnıçları bu büyük şehirden günümüze ulaşan diğer bulgular.
                      
   İLK  GÜZELLİK YARIŞMASI
Efsaneler  dünyanın ilk güzellik yarışmasının bu kentin yakınlarında yapıldığından bahsediyorlar.  Arkeologlar bölgedeki kazılarının tamamlanmasından sonra  büyük bir şehrin ortaya çıkacağından eminler.
Arkeolojiye meraklı olanların  Antandros’u görmelerini tavsiye ediyorum. Bu arada dönüşte  Gömeç İlçesi yakınlarında bulunan Keremköy’de  yüz yıl kullanıldıktan sonra yaklaşık elli yıl önce terk edilen yörenin en büyük zeytinyağı fabrikasını ziyaret etmeyi unutmayın derim.