PERGAMON etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
PERGAMON etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Eylül 2014 Perşembe

MENEMEN CİVARI KÜÇÜK ANTİK YERLEŞİMLER

 Neonteikhos :  Menemen Ovasının kuzey doğusunda dağların üzerindedir. Yerleşime ait bilgi olmamasına rağmen Yanık Köy civarında rastlanan ve antik dönemden kaldığı düşünülen taş döşemeli antik yol ve bir kaleye ait olan kısa duvar kalıntısı ile bazı seramik parçaları Neonteikhos kentinin burada olduğunu gösteren bulgular olarak kabul ediliyor. Herodotos’un saydığı 12 Aiol kentinden biridir.
Kentin kuruluşu ile ilgili efsaneden dönemin ünlü yazarı Strabon bahsediyor. Yazdığına göre Troia Savaşı sonrası bölgeye gelen Hellenler’in Kyme sahilinde Pelasglar’ın direnişiyle karşılaşınca Neonteikhos denilen yerde bir üs kurduklarından bahseder.
Kentin kuzeyinde bulunan düzlükte bulunan taştan bir pres ile değirmen taşlarının Roma döneminde yapılmış  bir zeytinyağı fabrikasına ait olduğu belirlenmesi o dönemde bu bölgede zeytin ağaçlarının çok bulunduğunun  bir göstergesidir. Serden Kayalıkları denilen bölgede görülen bir duvar kabartması dışında şehre ait başka bir bulguya rastlanmadı.  
Prof.Dr. Bilge Umar Aiolis adlı kitabında, Neon Teikhos Antik Kentinde  henüz arkeolojik kazı yapılmadığını ve  toprak altında arkeolojik önemi olan  kalıntılar bulunabileceğini yazar. Prof.Dr. Ersin Doğer’de bu görüşe katılır.

3 Ağustos 2014 Pazar

BERGAMA MÜZESİ



1936 yılında açılan  Bergama Müzesi yurdumuzun ilk müzelerinden birisidir.  Müzede Erken Tunç Döneminden  Bizans devrine  kadar uzanan bir süreci içine alan eserler  sergileniyor. Arkeolojik buluntuların büyük bir kısmı Pergamon Antik Şehri kazıları sırasında gün ışığına çıkartıldı. Bundan başka çevredeki ufak yerleşimlerde bulunan az miktardaki örneği de  görmek mümkün. Özellikle Pitane ve Gryneion'dan gelen Arkaik Dönem buluntuları ilgiyle izleniyor. Bergama Akropolü üzerinde bulunan ancak 1870 yılında yurt dışına  götürüldüğü için orijinali Berlin’deki Bergama Müzesinde sergilenmekte olan  Zeus Sunağı’nın sadece maketi bulunuyor. Müzenin bahçesinde mermer heykelleri, mezar taşlarını ve lahit şeklinde  mezarları görmek mümkün.                                                                                            

















BERGAMA-PERGAMON




 Bu günkü Bergama İlçemizin bulunduğu yerleşim  İ.Ö. 241- 133 yılları arasında bu bölge de hüküm süren Bergama ( Pergamon ) Krallığının başkentiydi.  





Kuruluşu : Şehir kuruluşu İ.Ö.334 yazında Çanakkale’yi geçerek Anadolu’ya giren   Büyük İskender’in  Pers’ler ile olan savaşında  elde ettiği savaş ganimetlerini Pergamos adlı hisara yerleştirmesiyle başladı.  Bu hazineyi  koruması içinde komutanlarından Philetarius’u görevlendirir. Kısa bir süre sonra kralın ölmesiyle Philetarius elindeki ekonomik güçle  150 yıl boyunca Helenistik dönemin en güçlü merkezi olacak olan  Pergamon Krallığını kurdu. Kurulduktan kısa bir süre sonra Suriye civarından bu bölgelere kadar uzanan büyük  bir imparatorluk kurmuş olan Seleukos’ları Magnesia Savaşında yenerek bu bölgeden uzaklaştırdılar. Ardından Glat’larıda yenilgiye uğrattıktan sonra imparatorun sınırları tüm Batı Anadolu’ya yayıldı. 
Şehir kurulduktan kısa bir süre sonra  antik  dünyanın en önemli  kültür merkezleri arasında yer almaya başladı.  Kentin  çok zengin bir kütüphanesi vardı.  Aynı  dönemde mimarlık, heykeltıraşlık ve sanatta çok gelişmişti. Kral  III.Attalos’un ölümünden sonra vasiyetiyle  Pergamon Krallığı Roma İmparatorluğunun sınırlarına dahil oldu.
Roma devrinde de yörenin en önemli yerleşimlerinden birisiydi. Kent  başta Hadrianus olmak üzere çok sayıda imparatorun saygınlığını desteklemek amacıyla  onlar adına yapılmış eserlerle donatıldı. Hristiyanlık döneminde önemli bir  piskoposluk merkeziydi.  İncil’de sözü edilen yedi kiliseden birisi buradaydı. Bizans zamanında şehrin etrafına yapılan surlarda  Helenistik ve Roma devrinden kalan  taş bloklar, heykeller ve kabartmalar kullanıldığı biliniyor. Kent  1330 yılında Türklerin eline geçti.

                             GÜNÜMÜZDE    PERGAMON
AKROPOLİS :   Akropolis’te ilk karşılaşılan duvar dizisinin tarihi İ.Ö. 5.yy kadar gitmektedir. En altta yer alan duvarlar Pergamon Krallığından önce bu bölgede bulunan bir kente aittir. Daha sonraki duvar dizilerinde Pergamon, Roma ve Bizans dönemlerinde yapılmış duvar ilaveleri seçilmektedir. Pergamon krallarının konutlarının bulunduğu alan günümüzde çok belirgin olarak izlenemese de   akropolun doğu kısmında kralların evleriyle  askeri kışlaların yer aldığı bilinmektedir. Burada  sırasıyla Attalos I, Eumenes II, Attalos II’ye ait olan krallık konutlarının yan yana dizildiği bir çok kaynak tarafından doğrulanmaktadır.  Yine bu bölgede kente ait su sarnıçlarını görmek mümkün.  Akropolun ve en kuzey ucunda ise silah depoları ( arsenal ) olarak kullanıldığı düşünülen bazı bina kalıntılarını bulunuyor.    

        
 TRAİAN TAPINAĞI  :  Akropolun en yüksek yerindeki bir teras üzerinde  yer alıyordu. Üç tarafı stoalar ile çevriliydi. Hadrianus kendisinden önce Roma İmparatoru  olan  Markus Ulpius Nerva Traianus  için bu tapınağı yaptırmış. Helenistik dönemde önemsiz yapıların ortadan kaldırılmasıyla elde edilmiş bu alana, Marmara adasından sağlanan mermerlerle uzaklardan bile görülen bu büyük tapınak yapılmıştı. Tapınak yerden 18 metre yükseklikte olup, kısa kenarında 6, uzun kenarında ise 10 sütun bulunuyordu.   Tapınağın içinde Traian’ın ve Hadrian’ın  mermer heykellerinin  bulunması her iki imparator için bir kült yeri olduğunu düşündürür.  Bu kıymetli heykeller   Berlin Müzesi’nde sergilenmektedir.

 ATHENA  KUTSAL  ALANI : Trajan tapınağının alt tarafında yer alan 6x10 sütunlu bir tapınaktır. Tapınağın avlusunun ortasındaki yuvarlak kaidede Galatlar’ın yenilgisini simgeleyen bir heykel grubu vardır.
 
TİYATRO:  Bilinen antik tiyatroların en dik olanıdır. Helenistik dönemde yapılan bu tiyatro 10000 kişiliktir. Tiyatroya ulaşmak için Athena Tapınağının yamaç tarafında bulunan  tünelin kullanılması gerekir.    Sahne kısmı Dionysos Tapınağına  ulaşmak için kullanılan yolu engellememek için ahşap olarak yapılmıştı. Sadece oyun günleri kurulur, oyun bitince kaldırılırdı. 


DİONYSOS TAPINAĞI: Tiyatronun sahnesinin yan tarafında yer alan tapınak İon düzeninde yapılmıştı. Tapınak, sunağı ile birlikte günümüze  iyi olarak ulaşan kalıntılardır.  

ZEUS  TAPINAĞI :  Tapınak   69x77 metre ölçülerinde büyük bir anıttı. Yüksekte  ve dört bir yanı açık olduğundan her yerden  görülebilen bu yapı Eumenes II tarafından inşa edilmişti. Sunağın mimari parçaları ve tüm kabartmaları ile birlikte 1871 yılında buradan götürülen  sunak Berlin Müzesinde orijinaline uygun bir şekilde tamamlanarak ziyarete açılmıştır.  Bugün sunağın yerinde  sadece podyumu görülmektedir. Yapıyı çepçevre kuşatan kabartmalar tanrılarla devlerin çatışmalarını gösterirdi.
Öteki kutsal alanların aksine insanın yakından bakabileceği biçimde tasarlanmıştı. Sunağı bulan ve Almanya’ya taşıyan Carl Human vefat ettikten sonra  vasiyeti gereği  Bergama’daki bu sunağın güneyinde bir granit blok altına gömülmüştür.

HEROON:  O devirlerde kralların tanrılara yakın olduğuna inanılarak krallara da tanrı gibi önem verilir onlar için  büyük anıtlar  yapılırdı. Burası içerisinde mezar bulunmasa da bir kült yeri olarak kullanılmıştı.
SU YOLLARI:  Roma İmparatorluk devrine  ait olan  su yolları  240 bin kadar toprak künkten oluşuyordu. Kuzeyde Madra Dağı'nı  45 km aşan su yolları  büyük bir  depoya  uzanıyordu. Buradan da toprak altına döşenmiş  kurşun borularla şehre dağılmaktaydı.
 AGORA:  Zeus Sunağının yakınlarındadır.  Agoranın çevresi stoa ile çevriliydi. Agoranın sunağı meydanın batısındaydı. Bugün tapınağın  yalnız temelleri görülüyor. 

DEMETER KUTSAL ALANI: Demeter’e adanmış  kutsal alan aşağı kentin ana yapısıdır.   Dikdörtgen bir teras üzerinde yer almaktadır. Bulunan yazıtlarda tapınağın Philetairos ve kardeşi Eumenes tarafından anneleri  için yaptırıldıklarını yazmaktadır.  Demeter kültünün gereklerinden olan bir çeşme ile kurban çukuru bulunmaktadır.

BERGAMA KÜTÜPHANESİ :  Kütüphane, II.Eumenes zamanında yapılmıştır. Kütüphanenin  büyük bir salondan oluşan okuma salonu doğu bölümündeydi.  Rafların duvara dayanmadan durmaları için raflar ile duvar arasında boşluklar vardı.  Bu önlem aynı zamanda kitapların rutubetten koruyordu. Salonda binlerce el yazması eser yer  vardı.  Bugünkü kitaplar şeklinde ya da katlanmış halde raflara dikine konuluyordu. Antik devri yazarları  Bergama kütüphanesinde 200.000 cilt eser bulunduğundan bahsederler. 







2 Ağustos 2014 Cumartesi

KIZIL AVLU (BERGAMA-PERGAMON)



Avlusunun büyük bir kısmı bu günkü Bergama yerleşiminin altında kalmasına rağmen Pergamon Antik Şehrinin en büyük ve en gösterişli yapısıdır. Yüksek tuğla duvarları nedeniyle halk arasında Kızıl Avlu olarak bilinir.  Bina  İ.S. 2.yy da Roma İmparatoru  Hadrianus zamanında  Mısır tanrıları olan İsis, Serapis, Harpokrates adına yaptırıldı.  İçinden dev bir Serapis heykeli çıkması bunu doğrulayan bir bulgu olarak kabul ediliyor. 




Burası büyüleyici atmosferi ile gelecekten haber almak isteyenlere hizmet veriyordu. Yapının inşa edilmesi sırasında Marmara Adasından getirilen beyaz mermerlerin yanı sıra, duvarlarının inşaatı içinde  bol miktarda tuğla kullanılmıştı. Yüksekliği 18 metre olan  duvarlarının üst kısmında  mekanı aydınlatmak  amacıyla oluşturulmuş bir metre çapında bir delik bulunuyor. 
 Hristiyanlık döneminde bina kiliseye  çevrilerek Havari Yuhanna Kilisesi ismi verildi. Bu Bizans kilisesine ait mermer yer döşemesi, havuzlar ve kült heykelin kaidesi gibi kısımları günümüzde de izleniyor. Son zamanlarda  ortaya çıkartılan  özel bir geçiş ile  rahibin kült heykelinin içerisine girebildiğini saptandı. Rahip bu geçiş sayesinde heykelin içerisin girerek   tanrının ağzından konuşup insanları etkiliyordu.  Binanın yapıldığı yıllarda tüm duvarları mermer ile kaplı olmasına rağmen   değişik kullanımların getirdiği restorasyonlar bunların zamanla kaybolmasına yol açtı.  Hatta binanın 19. ve 20 yy’da yağhane olarak kullanıldığı biliniyor. 


Kulenin yan tarafında bulunan oda  müze deposu olarak düzenlendiğinden  Kızıl Avlu’dan  çıkartılan arkeolojik değeri olan eserler ile  çevredeki Musevi mezarlığından getirilmiş bazı mezar taşları burada bulunuyor. Kuzey kulesi günümüzde  mescit olarak kullanılıyor. Mescidin yan tarafında bulunan bir taşın üzerinde  Osmanlıca ve  İbranice  yazıtlar görülüyor. Bu taş  iki lisanın birlikte yer aldığı nadir bir belge olarak kabul ediliyor.   

BERGAMA ASKLEPİON



Antik Pergamon (Bergama ) kentinin yakınlarındaki   sıcak su kaynaklarının yanında bulunan  Asklepion, antik dünyanın ilk sağlık merkezlerinden birisiydi. Pergamon kentine yaklaşık bir kilometre uzunluğunda bir yolla bağlıydı. Her iki tarafı sütunlu olan bu caddenin büyük bir bölümü ortaya çıkarılmıştır.   


 Bu devirlerde Asklepion’a  ulaşanlar geniş alınlıklı  büyük bir kapı ile karşılaşırlardı. Buradan içeri girenler   çevresi sütunlarla çevrili bir avlu ile karşılaşıldı. Bu avluda  o günlerden kalan  ilginç bir taş görülür.  Avlunun ortasında bulunan bu taşın üzerindeki yılan motifleri, ilk ilacın elde edildiği yılanın,  eski çağlardan beri tıp mesleğinin simgesi  olduğunu gösteren güzel bir bulgudur.


 Avlunun köşesinde küçük bir kütüphane binası görülüyor.  Parşömenler üzerine   yazılı  kitapları nemden korumak amacıyla binanın duvarları çift sıralı olarak inşa edilmiş.  Kütüphane binasına  Hadrianus’un bir heykeli konularak imparator onurlandırılmıştı.  Avluyu çevreleyen sütunlu galerinin kuzey tarafında yer alan sütun dizisi büyük bir deprem ile yıkılmasına rağmen Roma döneminde  onarıldığı için günümüze ulaşma imkanı buldu.  Burada sağlık tanrısı Asklepios ile  onun zamanında burada rahiplik yapmış kişilere ait heykeller yer alıyordu. Asklepion’da  o devrin sağlık merkezlerinde pek rastlanmayan bir tiyatro yer alıyor. 3500 kişilik olan bu tiyatronun oturma sıraları ve sahnesi onarım sayesinde çok düzgün olarak  izlenebiliyor.  Sahnesinin üzerinde  tiyatronun sağlık tanrısı  Asklepion’a adanmış olduğunu bildiren bir yazıtı görmek mümkün.  Tiyatronun İmparator Hadrianus döneminde yapıldığı düşünülüyor. 
 Avlunun diğer tarafında  tuvaletler yer alıyordu. Bunların kadınlar ve erkekler için ayrı ayrı yapılmış olmaları ilginç bir ayrıntıdır.    


Sağlık ve tedavi  amacıyla  yapılmış olan havuzlardan yararlanan hastaların üşümeden diğer bölümlere ulaşabilmeleri için  yer altından geçişe olanak veren galeriler bulunuyordu.  Bu galerileri   günümüzde de izlemek mümkün. 
  Asklepion’da bulunan yuvarlak ve çok katlı olan yapı  hastaların tedavi edildikleri bir klinikti.  Zamanının en tanınmış  doktorlarından olan  Galenos başta olmak üzere  Bergamalı bir çok ünlü doktor  hastalarını bu klinikte muayene ve tedavi ediyordu. 


  Asklepion’da  fizyoterapi, sıcak su ve çamur banyoları, şifalı otların yanı sıra uyku tedavisi ve telkin  tedavi metotları içerisinde yer alıyordu. Ayrıca rüya yorumlarıyla psikoterapi seanslarına da çok önem verilirdi.  Asklepion’a  gelen hastalar önce şifalı olduğundan bahsedilen sularla yıkanır, isteyenler adak adadıktan sonra uyku odalarında uyutulurdu. Rüyaların yorumlanması ve telkin tedavisi ile iyileşmesine yardım edilirdi. Bitkilerden elde edilen  ilaçların yanı sıra moral yükseltmek için müzikli gösteriler  ve tiyatro temsilleri yapılırdı.    Asklepion’un en ilgi çeken yapılarından biriside yuvarlak planı ile dikkat çeken bir tapınaktır. Tanrı Asklepios adanmış olan bu yapının yarım küre kubbesi o devirler için bir yenilikti. Zamanın en önemli sağlık kuruluşu olan Asklepion, antik çağlardan  günümüze ulaşan  en iyi  korunmuş olan sağlık tesisidir. 

BERGAMA ÇEVRESİNDE ANTİK ŞEHİRLER




ELAİA
Şehrin yerleşimi Bergama İlçesinin sahil kısmında bulunan Kazıklı Bağlar’ın yakınlarındadır. Yerleşim zamanında deniz kıyısında bulunmasına rağmen Bakırçay’ın getirdiği alüvyonların sahilini kapatması sonucunda denizden içerlerde kalmıştır. Ünlü coğrafya yazarı Stabon, kitabında  Elia kentinin Pergamon ‘un   limanı olduğunu ve iki yerleşim arasındaki uzaklığın ise  yüz yirmi stadya   ( yaklaşık 22 km ) olduğunu yazmış.  Elaia  ismi Helen dilinde zeytinlik anlamına gelmesi ve yörede o zamanlar çok bulunan zeytin ağaçlarından dolayı yeni yerleşime bu ismin verildiği düşünülüyor. 
Kentin kuruluş tarihinin çok eskilere uzamasına rağmen önemsiz ve küçük bir kent olması nedeniyle hakkında çok bilgi yoktur. Troia savaşına az bir askerle katıldığı biliniyor.   Pergamon Krallığının limanı olduğu dönemlerde ticari zenginliğin sağladığı refah ile şehir  çok  önem kazandı.  Pergamon krallığının çöküşü,  Elaia^nın eski itibarını  kaybetmesine yol açtı.  Roma imparatorluğu zamanında ise çok küçük bir yerleşimdi.
Ciddi bir arkeolojik çalışma yapılmayan kentten bu gün için sur duvarlarından oluşan az miktarda kalıntı ile deniz içerisinde kalan eski limana ait bloklar görülebilir. Bazı kaynaklarda şehirde bulunduğundan bahsedilen tapınak ve stadyuma ait bir ize rastlanmadı.

ALLİANOİ
Allianoi antik kentinin yerleşimi   Bergama İvrindi karayolunun üzerindedir.  Allianoi, içerdiği sıcak su kaynakları nedeniyle  mitolojide “Sağlık Tanrısı Asklepion’un yurdu” olarak biliniyordu. 
Allianoi’deki arkeolojik kazılar sırasında Roma öncesi döneme ait ciddi bir bulguya rastlanmadı.  Yerleşimin  Roma döneminde büyük bir imar faaliyetiyle  kalkındığını ve bölgenin en önemli şehirleri arasında yer aldığını görmekteyiz. İ.S. 2.yy’da doruk safhasına ulaşan  imar çalışmaları sırasında kült merkezi başta olmak üzere propylon ve nympheum yapıldı. Bizans döneminde Roma zamanında yapılan bir çok güzel eser sökülerek bunların malzemesiyle daha basit eserler yapıldığı biliniyor.  Aynı  dönemde büyük bir kilisede inşa edildi.
Allioni Antik Kenti Yortanli Baraj havzası içerisinde kalmaktaydı. Baraj yapımının hızla devam ettiği dönemlerde  İzmir  iki numaralı Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu  kentin  üzeri  kumla kapatılma kararı aldı. Baraj havzasının değiştirilmesi konusunda yapılan çalışmalar kamu oyunda büyük bir destek buldu. Mahkemelere yansıdı. Fakat tüm gayretleri boşa çıktı. Kentin üzeri kumlarla örtüldükten sonra  2011 yılının sonlarında baraj kapakları da kapatılınca antik kent  tamamen sular altında kaldı.
Yaklaşık iki bin yıllık tarihe sahip ve  tarihte ilk hidroterapi uygulanan merkezlerden birisi olan  Allianoi Antik Kentine ait birçok tarihi eserin sular  altında kalmasına üzülmemek mümkün değil. Barajın yeri doğru karamıydı? Başka çare yokmuydu? Ne desek boş artık…

          BERGAMA CİVARINDA KÜÇÜK ANTİK YERLEŞİMLER

Trarion : Yerleşkesinin Bergama yakınındaki Asar Kaya denilen tepelik yerdedir. Bu bölgede görülen birkaç duvar kalıntısının bu kente ait olma olasılığı yüksektir. Strabon'un kitabında bu bölgede gördüğü ve ufak, önemsiz bir kent olarak bahsettiği yerleşimin Trarion'a ait olduğu düşünülüyor.

Teutrania : Bergama Süleymanlı Köyü yakınlarındaki Kalarga Tepenin üzerindedir. Antik dönemden kaldığı düşünülen ve günümüzde az çok belli olan patika yerleşim yerine kadar uzanmaktaydı. Tepe üzerinde görülen sarnıç ve bazı bina temellerinin antik dönemden kaldığı sanılıyor.

Aternus (Atarna ) : Bergama-Dikili kara yolunun Dikili yol ayrımına yakın bir yerde bulunan Ağılkale civarındadır. Aternus  Kalesinin İÖ 1200 tarihinde yapıldığı belirlenmiş. Bu tarihten başlayarak İS 2.yy kadar kentte kesintisiz bir yaşam süregelmiş. Yaşayanlar genellikle tüm ihtiyaçlarını kendileri karşıladıkları ve dışarıdan fazla bir mal alış verişi yapmadıkları biliniyor. Dr.Matthaei kentin sivri sinek ve sıtma yüzünden terk edildiğini yazar. Kent 13.yy kadar boş kalmış bu tarihte Bizans'lıların buraya yerleşerek burasını büyük olasılıkla bir psikoposluk merkezi olarak kullanmışlar. Surlarının genişliği kentin büyük bir alana yayıldığını gösteriyor.

Kanai (Canae) : Dikili Bademli Köyü yakınlarındadır. Yerleşimin deniz kenarına kadar uzandığı biliniyor. Strabon bu kentten küçük bir yerleşim diye söz eder. Seramik kalıntıları ve işlenmiş birkaç dışında kente ait bir bulguya rastlanmaz.

Halisarna : Bergama Eğrigöl Köyü içerisinde kalan Eğrigöl denilen yükseltinin üzerinde yer alır. Pergamon'a bağlı bir yerleşimdir. Pergamon şehrini koruyan bir dış kale olarak görev yapmıştır. Büyük İskender'in bu bölgeye gelmesi sırasında ise diğer komşu kentlerinde olduğu gibi savaşmadan teslim olacaktır.

Karina ( Karine ) : Dikili Nebiler köyünün yakınlarındadır. Şehrin yerleşiminin köyün yakınlarındaki Asar Tepe yönüne devam ettiği düşünülüyor. Günümüzde bu bölgede görülen seramik kalıntıları dışında antik döneme ait bir bulguya rastlanmadı. Heredotos, İÖ 480 yılında Pers Strabı Xerkes’in Yunanistan seferine giderken bu kentte kaldığından bahseder.