BERGAMA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
BERGAMA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ağustos 2014 Pazar

BERGAMA MÜZESİ



1936 yılında açılan  Bergama Müzesi yurdumuzun ilk müzelerinden birisidir.  Müzede Erken Tunç Döneminden  Bizans devrine  kadar uzanan bir süreci içine alan eserler  sergileniyor. Arkeolojik buluntuların büyük bir kısmı Pergamon Antik Şehri kazıları sırasında gün ışığına çıkartıldı. Bundan başka çevredeki ufak yerleşimlerde bulunan az miktardaki örneği de  görmek mümkün. Özellikle Pitane ve Gryneion'dan gelen Arkaik Dönem buluntuları ilgiyle izleniyor. Bergama Akropolü üzerinde bulunan ancak 1870 yılında yurt dışına  götürüldüğü için orijinali Berlin’deki Bergama Müzesinde sergilenmekte olan  Zeus Sunağı’nın sadece maketi bulunuyor. Müzenin bahçesinde mermer heykelleri, mezar taşlarını ve lahit şeklinde  mezarları görmek mümkün.                                                                                            

















2 Ağustos 2014 Cumartesi

KIZIL AVLU (BERGAMA-PERGAMON)



Avlusunun büyük bir kısmı bu günkü Bergama yerleşiminin altında kalmasına rağmen Pergamon Antik Şehrinin en büyük ve en gösterişli yapısıdır. Yüksek tuğla duvarları nedeniyle halk arasında Kızıl Avlu olarak bilinir.  Bina  İ.S. 2.yy da Roma İmparatoru  Hadrianus zamanında  Mısır tanrıları olan İsis, Serapis, Harpokrates adına yaptırıldı.  İçinden dev bir Serapis heykeli çıkması bunu doğrulayan bir bulgu olarak kabul ediliyor. 




Burası büyüleyici atmosferi ile gelecekten haber almak isteyenlere hizmet veriyordu. Yapının inşa edilmesi sırasında Marmara Adasından getirilen beyaz mermerlerin yanı sıra, duvarlarının inşaatı içinde  bol miktarda tuğla kullanılmıştı. Yüksekliği 18 metre olan  duvarlarının üst kısmında  mekanı aydınlatmak  amacıyla oluşturulmuş bir metre çapında bir delik bulunuyor. 
 Hristiyanlık döneminde bina kiliseye  çevrilerek Havari Yuhanna Kilisesi ismi verildi. Bu Bizans kilisesine ait mermer yer döşemesi, havuzlar ve kült heykelin kaidesi gibi kısımları günümüzde de izleniyor. Son zamanlarda  ortaya çıkartılan  özel bir geçiş ile  rahibin kült heykelinin içerisine girebildiğini saptandı. Rahip bu geçiş sayesinde heykelin içerisin girerek   tanrının ağzından konuşup insanları etkiliyordu.  Binanın yapıldığı yıllarda tüm duvarları mermer ile kaplı olmasına rağmen   değişik kullanımların getirdiği restorasyonlar bunların zamanla kaybolmasına yol açtı.  Hatta binanın 19. ve 20 yy’da yağhane olarak kullanıldığı biliniyor. 


Kulenin yan tarafında bulunan oda  müze deposu olarak düzenlendiğinden  Kızıl Avlu’dan  çıkartılan arkeolojik değeri olan eserler ile  çevredeki Musevi mezarlığından getirilmiş bazı mezar taşları burada bulunuyor. Kuzey kulesi günümüzde  mescit olarak kullanılıyor. Mescidin yan tarafında bulunan bir taşın üzerinde  Osmanlıca ve  İbranice  yazıtlar görülüyor. Bu taş  iki lisanın birlikte yer aldığı nadir bir belge olarak kabul ediliyor.   

BERGAMA ASKLEPİON



Antik Pergamon (Bergama ) kentinin yakınlarındaki   sıcak su kaynaklarının yanında bulunan  Asklepion, antik dünyanın ilk sağlık merkezlerinden birisiydi. Pergamon kentine yaklaşık bir kilometre uzunluğunda bir yolla bağlıydı. Her iki tarafı sütunlu olan bu caddenin büyük bir bölümü ortaya çıkarılmıştır.   


 Bu devirlerde Asklepion’a  ulaşanlar geniş alınlıklı  büyük bir kapı ile karşılaşırlardı. Buradan içeri girenler   çevresi sütunlarla çevrili bir avlu ile karşılaşıldı. Bu avluda  o günlerden kalan  ilginç bir taş görülür.  Avlunun ortasında bulunan bu taşın üzerindeki yılan motifleri, ilk ilacın elde edildiği yılanın,  eski çağlardan beri tıp mesleğinin simgesi  olduğunu gösteren güzel bir bulgudur.


 Avlunun köşesinde küçük bir kütüphane binası görülüyor.  Parşömenler üzerine   yazılı  kitapları nemden korumak amacıyla binanın duvarları çift sıralı olarak inşa edilmiş.  Kütüphane binasına  Hadrianus’un bir heykeli konularak imparator onurlandırılmıştı.  Avluyu çevreleyen sütunlu galerinin kuzey tarafında yer alan sütun dizisi büyük bir deprem ile yıkılmasına rağmen Roma döneminde  onarıldığı için günümüze ulaşma imkanı buldu.  Burada sağlık tanrısı Asklepios ile  onun zamanında burada rahiplik yapmış kişilere ait heykeller yer alıyordu. Asklepion’da  o devrin sağlık merkezlerinde pek rastlanmayan bir tiyatro yer alıyor. 3500 kişilik olan bu tiyatronun oturma sıraları ve sahnesi onarım sayesinde çok düzgün olarak  izlenebiliyor.  Sahnesinin üzerinde  tiyatronun sağlık tanrısı  Asklepion’a adanmış olduğunu bildiren bir yazıtı görmek mümkün.  Tiyatronun İmparator Hadrianus döneminde yapıldığı düşünülüyor. 
 Avlunun diğer tarafında  tuvaletler yer alıyordu. Bunların kadınlar ve erkekler için ayrı ayrı yapılmış olmaları ilginç bir ayrıntıdır.    


Sağlık ve tedavi  amacıyla  yapılmış olan havuzlardan yararlanan hastaların üşümeden diğer bölümlere ulaşabilmeleri için  yer altından geçişe olanak veren galeriler bulunuyordu.  Bu galerileri   günümüzde de izlemek mümkün. 
  Asklepion’da bulunan yuvarlak ve çok katlı olan yapı  hastaların tedavi edildikleri bir klinikti.  Zamanının en tanınmış  doktorlarından olan  Galenos başta olmak üzere  Bergamalı bir çok ünlü doktor  hastalarını bu klinikte muayene ve tedavi ediyordu. 


  Asklepion’da  fizyoterapi, sıcak su ve çamur banyoları, şifalı otların yanı sıra uyku tedavisi ve telkin  tedavi metotları içerisinde yer alıyordu. Ayrıca rüya yorumlarıyla psikoterapi seanslarına da çok önem verilirdi.  Asklepion’a  gelen hastalar önce şifalı olduğundan bahsedilen sularla yıkanır, isteyenler adak adadıktan sonra uyku odalarında uyutulurdu. Rüyaların yorumlanması ve telkin tedavisi ile iyileşmesine yardım edilirdi. Bitkilerden elde edilen  ilaçların yanı sıra moral yükseltmek için müzikli gösteriler  ve tiyatro temsilleri yapılırdı.    Asklepion’un en ilgi çeken yapılarından biriside yuvarlak planı ile dikkat çeken bir tapınaktır. Tanrı Asklepios adanmış olan bu yapının yarım küre kubbesi o devirler için bir yenilikti. Zamanın en önemli sağlık kuruluşu olan Asklepion, antik çağlardan  günümüze ulaşan  en iyi  korunmuş olan sağlık tesisidir. 

BERGAMA ÇEVRESİNDE ANTİK ŞEHİRLER




ELAİA
Şehrin yerleşimi Bergama İlçesinin sahil kısmında bulunan Kazıklı Bağlar’ın yakınlarındadır. Yerleşim zamanında deniz kıyısında bulunmasına rağmen Bakırçay’ın getirdiği alüvyonların sahilini kapatması sonucunda denizden içerlerde kalmıştır. Ünlü coğrafya yazarı Stabon, kitabında  Elia kentinin Pergamon ‘un   limanı olduğunu ve iki yerleşim arasındaki uzaklığın ise  yüz yirmi stadya   ( yaklaşık 22 km ) olduğunu yazmış.  Elaia  ismi Helen dilinde zeytinlik anlamına gelmesi ve yörede o zamanlar çok bulunan zeytin ağaçlarından dolayı yeni yerleşime bu ismin verildiği düşünülüyor. 
Kentin kuruluş tarihinin çok eskilere uzamasına rağmen önemsiz ve küçük bir kent olması nedeniyle hakkında çok bilgi yoktur. Troia savaşına az bir askerle katıldığı biliniyor.   Pergamon Krallığının limanı olduğu dönemlerde ticari zenginliğin sağladığı refah ile şehir  çok  önem kazandı.  Pergamon krallığının çöküşü,  Elaia^nın eski itibarını  kaybetmesine yol açtı.  Roma imparatorluğu zamanında ise çok küçük bir yerleşimdi.
Ciddi bir arkeolojik çalışma yapılmayan kentten bu gün için sur duvarlarından oluşan az miktarda kalıntı ile deniz içerisinde kalan eski limana ait bloklar görülebilir. Bazı kaynaklarda şehirde bulunduğundan bahsedilen tapınak ve stadyuma ait bir ize rastlanmadı.

ALLİANOİ
Allianoi antik kentinin yerleşimi   Bergama İvrindi karayolunun üzerindedir.  Allianoi, içerdiği sıcak su kaynakları nedeniyle  mitolojide “Sağlık Tanrısı Asklepion’un yurdu” olarak biliniyordu. 
Allianoi’deki arkeolojik kazılar sırasında Roma öncesi döneme ait ciddi bir bulguya rastlanmadı.  Yerleşimin  Roma döneminde büyük bir imar faaliyetiyle  kalkındığını ve bölgenin en önemli şehirleri arasında yer aldığını görmekteyiz. İ.S. 2.yy’da doruk safhasına ulaşan  imar çalışmaları sırasında kült merkezi başta olmak üzere propylon ve nympheum yapıldı. Bizans döneminde Roma zamanında yapılan bir çok güzel eser sökülerek bunların malzemesiyle daha basit eserler yapıldığı biliniyor.  Aynı  dönemde büyük bir kilisede inşa edildi.
Allioni Antik Kenti Yortanli Baraj havzası içerisinde kalmaktaydı. Baraj yapımının hızla devam ettiği dönemlerde  İzmir  iki numaralı Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu  kentin  üzeri  kumla kapatılma kararı aldı. Baraj havzasının değiştirilmesi konusunda yapılan çalışmalar kamu oyunda büyük bir destek buldu. Mahkemelere yansıdı. Fakat tüm gayretleri boşa çıktı. Kentin üzeri kumlarla örtüldükten sonra  2011 yılının sonlarında baraj kapakları da kapatılınca antik kent  tamamen sular altında kaldı.
Yaklaşık iki bin yıllık tarihe sahip ve  tarihte ilk hidroterapi uygulanan merkezlerden birisi olan  Allianoi Antik Kentine ait birçok tarihi eserin sular  altında kalmasına üzülmemek mümkün değil. Barajın yeri doğru karamıydı? Başka çare yokmuydu? Ne desek boş artık…

          BERGAMA CİVARINDA KÜÇÜK ANTİK YERLEŞİMLER

Trarion : Yerleşkesinin Bergama yakınındaki Asar Kaya denilen tepelik yerdedir. Bu bölgede görülen birkaç duvar kalıntısının bu kente ait olma olasılığı yüksektir. Strabon'un kitabında bu bölgede gördüğü ve ufak, önemsiz bir kent olarak bahsettiği yerleşimin Trarion'a ait olduğu düşünülüyor.

Teutrania : Bergama Süleymanlı Köyü yakınlarındaki Kalarga Tepenin üzerindedir. Antik dönemden kaldığı düşünülen ve günümüzde az çok belli olan patika yerleşim yerine kadar uzanmaktaydı. Tepe üzerinde görülen sarnıç ve bazı bina temellerinin antik dönemden kaldığı sanılıyor.

Aternus (Atarna ) : Bergama-Dikili kara yolunun Dikili yol ayrımına yakın bir yerde bulunan Ağılkale civarındadır. Aternus  Kalesinin İÖ 1200 tarihinde yapıldığı belirlenmiş. Bu tarihten başlayarak İS 2.yy kadar kentte kesintisiz bir yaşam süregelmiş. Yaşayanlar genellikle tüm ihtiyaçlarını kendileri karşıladıkları ve dışarıdan fazla bir mal alış verişi yapmadıkları biliniyor. Dr.Matthaei kentin sivri sinek ve sıtma yüzünden terk edildiğini yazar. Kent 13.yy kadar boş kalmış bu tarihte Bizans'lıların buraya yerleşerek burasını büyük olasılıkla bir psikoposluk merkezi olarak kullanmışlar. Surlarının genişliği kentin büyük bir alana yayıldığını gösteriyor.

Kanai (Canae) : Dikili Bademli Köyü yakınlarındadır. Yerleşimin deniz kenarına kadar uzandığı biliniyor. Strabon bu kentten küçük bir yerleşim diye söz eder. Seramik kalıntıları ve işlenmiş birkaç dışında kente ait bir bulguya rastlanmaz.

Halisarna : Bergama Eğrigöl Köyü içerisinde kalan Eğrigöl denilen yükseltinin üzerinde yer alır. Pergamon'a bağlı bir yerleşimdir. Pergamon şehrini koruyan bir dış kale olarak görev yapmıştır. Büyük İskender'in bu bölgeye gelmesi sırasında ise diğer komşu kentlerinde olduğu gibi savaşmadan teslim olacaktır.

Karina ( Karine ) : Dikili Nebiler köyünün yakınlarındadır. Şehrin yerleşiminin köyün yakınlarındaki Asar Tepe yönüne devam ettiği düşünülüyor. Günümüzde bu bölgede görülen seramik kalıntıları dışında antik döneme ait bir bulguya rastlanmadı. Heredotos, İÖ 480 yılında Pers Strabı Xerkes’in Yunanistan seferine giderken bu kentte kaldığından bahseder.



PERPERENE ANTİK KENTİ

Yerleşim Bergama ilçesinin  Kozak yaylasında bulunan Aşağıbey köyü yakınlarındadır. ( Şehre ulaşımı gösteren yön levhaları olmadığından antik yerleşimi bulmak için köy içerisinden yardım istemek gerekiyor.)  Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yayınlanan ‘Anadolu Uygarlıkları ve Türkiye’nin Antik Kentleri’  kitabında  yer almayan bu antik dönem yerleşimi hakkında fazla bir bilgi yoktur. Ünlü coğrafyacı Strabon Antik Anadolu Coğrafyası  isimli kitabında kentten   bakır madenlerinin bulunduğu bir yer olarak bahseder. Ethrica adlı  coğrafya kitabının yazarı olan  Stephanos Byzantinos’ un bu şehirde öldüğü biliniyor. Antik dönem hakkında bilgiler veren bu önemli kitabın günümüze  ulaşmamış olması şehir hakkında bilgi sahibi olmamızı da engelliyor. Arkeolog Şükrü Tül ‘Türkiye’nin Antik Kentleri’ isimli kitabında Perperene’nin bölgedeki verimli topraklardan yararlanmak amacıyla Bergama Krallığı döneminde kurulduğundan bahseder. Bu antik yerleşim hakkında tek bilinen Bizans döneminde Teodosiopolis ismiyle   küçük bir piskoposluk merkezi olduğudur.

                PERPERENE’DEN  ARKEOLOJİK  BULGULAR
Perperene Antik kentinden günümüze sadece yüzeysel kalıntılar ulaştı. Yüzey araştırmaları  sırasında  kent planı çıkartılmış olmasına rağmen, ciddi bir arkeolojik kazı yapılmadığı biliniyor. Kozak yaylasındaki bitki örtüsü içerisinde adeta gizlenmiş olan şehirden  kalanları geniş bir alandaki az bulgular olarak nitelendirmek mümkün. Agora  olarak düşünülen alanda bir iki sütun ve taş kalıntısının  burada yer alan dükkanlara  ait olabileceği düşünülüyor.  Oturma yerleri kısmen belli olan tiyatrosu, dönem tiyatrolarına göre küçük sayılabilir. Yaklaşık 1500-2000 kişilik olduğu tahmin edilen bu tiyatro yerleşimin fazla kalabalık olmadığını düşündürüyor. Hamam ve gymlasium kompleksine ait buluntular çok belirgin değil. Bölgede ele geçen madeni paraların üzerindeki motifler  Tapınağın müzik, ateş ve güneşin tanrısı Apollon, bereket tanrıçası  Demeter, barış tanrıçası Athena, aşk ve güzelliklerin tanrıçası Afrodit  için yapıldığını gösteriyor. Nekropol alanında lahit şeklinde ve  kayalara oyulmuş olarak mezarları görmek mümkün.
 Çevrede bulunan maden firmaları bu bölgeyi ciddi olarak tehdit ediyor.  Bunun yanı sıra kaçak kazılar ve define araştıranların sorumsuz davranışları  az miktardaki arkeolojik bulgunun da kaybolmasına yol açacak. Bu nedenle şehrin bulunduğu arkeolojik alanın koruma altına alınarak arkeolojik kazı ve araştırmaların başlamasının bu antik şehri ve bölgeyi korumak adına gerekli olduğunu düşünüyorum.