19 Ağustos 2014 Salı

İZMİR MASK MÜZESİ

Konak Belediyesinin açtığı ilginç müzelerden birisi Alsancak Kıbrıs Şehitleri caddesindeki 1448 sokakta. Müze eski bir Rum evinin dekore edilmesiyle hazırlanmış. Dünyanın pek çok ülkesinden toplanan masklar uygun bir dekor eşliğinde izleyenlerin görüşlerine sunuluyor.
Müze içerisinde dünyada mask kullanımı hakkında da çeşitli bilgiler veriliyor. Antik zamandaki Yunan tiyatrolarında maskların çok kullanıldığı bu geleneğin daha sonra Romalılar döneminde devam ettiğinden bahsediliyor. Günümüzde de tiyatro oyunlarında ve bazı dinsel törenlerde çeşitli maskelerin kullanılmaya devam ettiğinden söz ediliyor.
İzmir Mask Müzesi
Kıbrıs Şehitleri Caddesi
1448 Sokak No: 22
Alsancak – İzmir
Tel : 0232 4653107
Ziyaret  etmek isteyenler için müze pazartesi hariç her gün açık.

Ziyaret saatleri : 10-19














OYUN VE OYUNCAK MÜZESİ

Konak Belediyesinin katkılarıyla açılan Ümran Baradan Oyun ve Oyuncak Müzesi İzmir’de,  Konak ile Eşref Paşa semtini birbirine bağlayan varyant yolu üzerinde bulunuyor. Oyuncak müzesinin binası ile oyuncakların büyük bir kısmı Ümran Baradan tarafından bağışlanmış. Müze ünlü sanatçının çeşitli ülkelerden topladığı oyuncaklardan, yetenekli çocukların yarışmalarda derece alan resimlerinden ve Sunay Akın’ın oyuncak katkılarıyla uzun süren bir ön çalışma döneminin ardından 17 Ocak 2010 tarihinde ziyarete açıldı.
Bahçesinde ilk olarak ünlü çocuk çizgi filmlerinden olan şirinler ile karşılaşıyorsunuz. Filmdeki aslına uygun olarak yapılmış olan evleri güzel düşünülmüş. Ziyarete gelen çocukların ilgisini çekiyor. Top oynayan çocukların bronz heykellerinin arasından geçerek müze giriş kapısına yöneliyorsunuz. Oyuncak bebekler ile bebek evleri hemen kapının girişinde yer alıyor. Panoda bebek evlerinin günümüzde en zor bulunan eski oyuncak çeşitleri arasında olduğundan bahsediliyor. Bebek evlerinin içerdiği küçük unsurların çocuklar için tehlike oluşturabileceği düşünülerek bunların camekanlı dolaplarda saklanması tavsiye ediliyor. Güzel bir düşünce, katılmamak mümkün değil.
Müzenin içerisindeki en eski oyuncak 1860 yılına ait.
Pamuk Prenses,ve yedi cüceler, Karagöz ve Hacivat, teneke ve tahtadan yapılmış çeşitli uçak, gemi, otomobil, yarış arabaları ile küçük hayvan modellerine yer verilmiş.
Çocukluğumdan hatırladığım içinde mum yakılarak hareket eden teneke deniz motorlarını yıllar sonra ilk olarak burada gördüm. Minik çamaşır ve dikiş makineleriyla otomobil garajını beğenmemek mümkün değil.
Sergilenmekte olan oyuncaklar arasında 1920’li  yıllarda  Amerika’da moda olan gerçek saçlı porselen bir bebek müzede sergileniyor.
Nuh’un gemisinin canlandırıldığı oyuncağın yanında, 19.yy’da bazı ailelerin  çocuklarının yalnızca Nuh’un gemisinde bulunan hayvanların karakterize edildiği oyuncaklarla oynamasını istedikleri yazıyor.  Eğer çocuk başka bir oyuncak ile oynarsa bu durumun uğursuzluk getireceğine  inanılırmış. Çok ilginç doğrusu.
Müzede tabi ki trenler ve tren istasyonları  unutulmamış. Çiftlik evlerinin zamanında   çok ilgi gördüğü kesin.
Bu müzeyi gezerken çocukluğunuza ait bir şeyler bulabileceğinizi söyleyebilirim.
Emek harcanmış güzel bir müze. Beğenmemek mümkün değil.
Ümran Baradan Oyun ve Oyuncak Müzesi
Halil Rıfat Paşa caddesi no : 31  Varyant yolu Konak İzmir
Tel : 0232 4257513
Ziyaret saatleri . Pazartesi hariç her gün 9 – 17 arası














TABİAT TARİHİ MÜZESİ

Ege Üniversitesi Fen Fakültesine bağlı bir müze kurma düşüncesi 1967 yılından beri gündemde olmasına karşın müze çeşitli çalışmalar sonucunda 1991 yılında açılmış.
Üniversite içi ring araçlarını kullanarak müzeye kolayca ulaşabilirsiniz.  İki kattan oluşan müzede yaklaşık 4000 obje altı değişik galeride ve belirli bir düzen içerisinde sergileniyor.
Yurdumuzdaki doğal taşlardan, mineraller  ve çeşitli madenlerin sergilendiğini bildiğimiz üst kata çıkarak müzeyi gezmeye başladım.
Mermer çeşitleri, kuvars kristaller, kömür madeni bu bölümde vitrinler içerisinde sergileniyor.
Müzeyi gezenlerin bilgi sahibi olmasına olanak vermesi için sergilenen minerallerin bulunduğu vitrinlerin yan tarafına açıklayıcı posterler asılmış.
Bu bölümün hemen yan tarafında çeşitli bitki ve hayvan fosillerine yer verilmiş. 350 milyon yıl öncesinden kalan eğreti otu fosili burada dikkat çeken eserler arasında yer alıyor. Bu bölümdeki diğer ilginç bir buluntuda Salihli bölgesinden buraya getirilmiş olan yaklaşık 10000 yıl öncesine ait bir ayak izi. Volkan patlaması sonucu oluşan lav üzerinde bir insana ait olan ayak izinin fosilleşmesi sonucu oluşmuş.
Kuşlar galerisi müzenin giriş katında yer alıyor. Burada Ege Bölgesinde bulunan kuş türleri ve bunlara ait yumurtalar sergileniyor. Bu katta ayrıca çeşitli omurgalı ve omurgasız hayvanlara ait fosiller yer alıyor. Burada 12 metre uzunluğunda ve 5 metre yüksekliğinde olup,  polyesterden yapılmış ve orijinalinin bire bir kopyası olan bir dinazor maketi yer alıyor.
Müzede fotoğraf çekmek özel izine bağlı olduğu halde dinazorun yanında fotoğraf çekmenin serbest olduğunu burada belirteyim.
Deniz omurgasızları, deniz ve tatlı su balıkları, çeşitli sürüngenlerin sergilendiği bölüm genel zooloji galerisi olarak isimlendirilmiş.
Hazer bölgesinden getirilmiş iki başlı yılanı başka bir yerde görmeniz mümkün değil. Bunun yan tarafında çeşitli hayvan iskeletleriyle yaklaşık 2000 yıl önce Roma döneminde bu bölgede yaşamış bir insana ait iskelet sergileniyor.
Müze çok güzel düzenlenmiş. Başka yerde görmeyeceğiniz kadar ilginç objeler içeriyor.
Ege Üniversitesi Fen Fakültesi
Tabiat Tarihi Müzesi
Bornova – İzmir
Tel : 0232 3882601

Ziyaret günleri : Hafta içi 9 – 11.30 ve 13 – 16  arası

AYASOFYA MÜZESİ

Doğu Roma İmparatorluğu devrinde yapılmış olan Ayasofya günümüze kadar ulaşmış olan Bizans eserlerinin en ünlüsüdür. Aynı zamanda dünya mimarlık tarihinin en önemli eserlerinden birisi olarak kabul edilir. Ayasofya inşa edildiği günden bu güne kadar üç kere çehre değiştirmiş ilginç bir yapıdır. İstanbul’un fethine kadar kilise, bu tarihten 1934 yılına kadar cami, daha sonraları ise müze olarak hizmet vermiştir.
Ayasofya ilk olarak Roma İmparatoru Büyük Konstantin’in imparatorluk merkezini İstanbul’ a getirerek şehri onarmaya başladığı 326 yılında yapıldı. Bundan sonra çeşitli dönemlerde yangın, deprem gibi afetler bütünlüğünü bozsa da onarılarak işlevine devam etmişti.  En büyük zararı ise tamamen yandığı 532 yılındaki Nika ayaklanması sırasında gördü. İmparator Justinianos ayaklanmayı bastırdıktan sonra kiliseyi olağan üstü  boyutlarda tekrar yapmaya karar verir. Yapının inşası için gerekli olan malzeme hızlı bir şekilde ve imparatorluğun değişik noktalarından sağlandı. Özellikle mermerleri bütün Akdeniz ülkelerinde araştırma yapılarak özenle seçildi. Binanın  yapımını o devrin  en önemli mimarlarından olan Milet’li İsidoras ve Thalles’li Antheminos üstlendi. İnşaatında 10000 den fazla işçinin çalıştığı ve Justinianus’un buraya bir servet harcadığı bilinmekte. Ayasofya muhteşem bir kilise olarak 562 yılında büyük bir tören ile ibadete açıldı.
O zamanlar ‘Büyük Kilise’ olarak bilinen bu yapı daha sonraları ‘The Sofia’ zaman içerisinde de ‘Ayasofya’ ismini aldı.
İstanbul’un alınmasından sonrada bu isim değişmedi. Binanın adındaki ‘sofya’ sözcüğü her hangi bir kimsenin adı olmayıp, Yunanca’da bilgelik anlamına gelen sophos sözcüğünden gelmektedir. Dolayısıyla Ayasofya kutsal bilgelik veya ilahi bilgelik anlamına gelir. Bu kavram ortodoksluk mezhebinde Tanrının üç niteliğinden birisi olarak kabul edilir.
Burası Bizans Döneminde Doğu Ortodoks kiliselerinin merkezidir.
Türkler’de bu ihtişamlı yapıya daima büyük bir ilgi gösterdiler. İstanbul’un fethini izleyen yıllarda Osmanlı topraklarında Kabe’den sonra en çok ilgi gören ve sürekli bakımı yapılan binalardan birisidir. Bu onarımlar ve zaman zamanda duvarları güçlendirilen bina bu bakımlar sayesinde günümüze kadar ulaşabildi. Fatih’in emri ile camiye dönüştürmek için bazı değişiklikler yapılmış olsa da binanın esas yapısı daima korundu.
                                   AYASOFYA'YI   GEZERKEN
Müze geniş bir bahçenin içerisinde . Burada Sultan Mahmut tarafından yapılmış olan bir şadırvan ile Ayasofya’nın daha önceki binasına ait  kalıntılar var. Müzeye tunç bir kapıdan girilir. Asıl salon Ayasofya’nın muhteşemliğini göstermesi bakımından önemlidir. 55 metre yüksekliğinde bulunan kubbenin muhteşem görüntüsü ziyaretçileri adeta büyülemekte. Marmara Adasından getirilen beyaz, Afyon’dan getirilen pembe, Kuzey Afrika’dan getirilen sarı renkli mermerler güzel bir görsellik sunuyor.
Kubbesi 55.6 metre yükseklikte ve ortalama 31.6 metre çapında olup 107 adet sütun ile desteklenmektedir.
Sütunlar değişik kutsal alanlardan özel olarak  getirilmişlerdir. Bu salonda hristiyanlık için anlamlı mozaiklerle Kazaker Mustafa İzzet Efendi tarafından 1847 – 1849 yılları arasında yapılmış  ve müslümanlık motiflerini içeren sekiz adet levhayı  bir arada görmek mümkün.
                                        TERLEYEN  MERMER
Ayasofya Müzesinin kuzey batısında dört köşeli, beyaz renkli mermer yaz ve kış aylarında terleme özelliği ile dikkat çekiyor. Terleyen direk olarak bilinen bu sütunun orta yerinde bir delik bulunur. Buraya parmaklarını sokanlar bir ıslaklık hissederler. Bu konuda pek çok efsane üretilmişti. İşin aslı gözenekli bir taştan yapılmış olan bu sütun zeminindeki suyu sürekli yukarı taşıdığı için bu bölgedeki nemin hiç kaybolmamasından kaynaklanır.
             BİZANS İMPARATORLARIN TAÇ GİYME YERLERİ
Ayasofya’nın büyük salonunun yer mozaikleri beyaz renkli iken  bir köşesindeki yer mozaiği renklidir. Bu bölüm Bizans İmparatorlarının taç giyme yeridir.
                                  MÜZENİN  BAHÇESİ
Bahçesinde beş Osmanlı Padişahının mezarları bulunuyor. Bu padişahlar İbrahim, Mustafa, 2.Selim, 3.Murat ve 3. Mehmet’e aittir.
Bu türbelerin arka tarafında duvarlar ile çevrili bir bölüm vardır. Buradaki şehzadeler türbesinde 3.Mehmet’in tahta çıkar çıkmaz öldürttüğü küçük şehzadeler için yaptırılmış.



TÜM DÜNYANIN TANIDIĞI TÜRK DOKTORLARI

Prof. Dr. Hulusi Behçet : Kendi adıyla anılan Behçet Hastalığını tanımlamış ve bu hastalıkla ilgili ciddi çalışmalar yapmıştır. Hastalık Dünya Tıp Literatüründe de aynı isimle yer aldı. Ağızda aft, genital bölgede bir takım cilt bozuklukları, ve göz rahatsızlıklarıyla karakterize olan Behçet hastalığı bağışıklık sistemiyle ilgilide sorunlar yaratan ciddi bir hastalıktır. Tedavi edilmemiş hastalarda bacak toplar damarlarında tıkanıklık, şiddetli baş ve boyun ağrıları ile  sinir sistemiyle ilgili rahatsızlıklara rastlanır.

Prof. Dr. Gazi Yaşargil : Beyin cerrahıdır. Özellikle mikro vasküler cerrahi alanındaki başarılı çalışmalarıyla tanınır. Kişisel çabalarıyla özellikle beyin ameliyatlarında kullanılan özel bir mikroskop geliştirdi. Bu mikroskop özellikle beyin damarı genişlemesi olan anevrizmalarda bir çığır açarak bir çok doktor tarafından başarı ile kullanıldı. Meslek yaşamını ABD sürdüren Gazi Yaşargil, Amerika Beyin Cerrahları Birliği tarafından yüz yılın doktoru seçildi.  

Prof. Dr. Mehmet Öz : Bir çok ödül almış ünlü kalp cerrahıdır. Kalp transplantasyonu ve milimal girişimli kalp cerrahisi konusundaki çalışmaları bütün dünyada çok ilgi gördü. 1999 Davos Dünya Ekonomik Formunda geleceğin lideri seçildi. Yazdığı ‘You: The owne manuel’ isimli kitabı sadece ABD’de kısa bir sürede 350.000 satarak inanılmaz bir rekora imza attı.

Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil : ABD’de şişmanlık, diyabet ve metabolik hastalıkların tedavisi için geliştirdiği başarılı gen çalışmalarıyla tanınan bir doktordur. Karaciğerin yağlanmasını durdurabilecek lipokin adlı hormonun varlığını ilk defa tıp dünyasına tanıttı. Bu çalışması bir çok ciddi tıp dergisinde övgü aldı.

Prof. Dr. Münci Kalaycıoğlu : 1500 Karaciğer nakli gerçekleştirmiş olan ünlü cerrahımızdır. Kalaycıoğlu sayısız ödül ve başarıya imza attı. Dünya tarihinde bir ilk olarak, karaciğer komasına giren R.D. adlı genç kızı insan karaciğeri bulana kadar dört gün boyunca insan geni aşılanmış olan domuz karaciğeri ile yaşatmayı başardı. Uygun donör bulunca da ameliyatını başarı ile gerçekleştirip genç kızın hayata dönmesini sağladı.

Prof. Dr. Hasan Garan :  Kalp ritm bozukluklarını kendi geliştirdiği ameliyatsız katater yöntemiyle yakarak tedavi etme yöntemini geliştirdi. Felçlere neden olabildiği için büyük sorun yaratan hastalık Garan’ın geliştirdiği yöntemle birkaç saatlik operasyon sonucunda iyileşebiliyor. Hastalar hayati tehlikeden kurtulup ertesi gün işlerine dönebiliyorlar. Çalışmaları pek çok tıp dergisinde yayınlanan Prof.Dr. Hasan Garan, Amerika’da en fazla tercih edilen doktorlar listesinde sürekli olarak ilk sıralarda yer alıyor. Ayrıca Colombiya Üniversitesi New York Presbytarian Hastanesi yönetim kadrosundaki görevine de devam ediyor.

Prof. Dr. Tayfun Aybek : Almanya’da yaşayan kalp cerrahıdır. Kalbe takılan 1.2 mm çapında bir cip geliştirmiştir. Bunun sayesinde kalp fonksiyonları hakkındaki bilgileri anında öğrenmek mümkün oluyor. Bu cip kalpten aldığı bilgileri direkt olarak doktorun bilgisayarına veya cep telefonuna aktarma özelliği sayesinde hastanın kalbinin çalışma ritmini, tansiyon ve nabız atışlarıyla, başlangıç  halindeki kalp krizinin anında öğrenilmesine olanak veriyor. Tüm dünyanın ilgisini çeken bu çalışmadaki gelişmeler ilgiyle bekleniyor.

Prof. Dr. Volkan Tuzcu : Türkiye’deki tıp fakültelerinde bölümü olmayan çocuk elektrofizyolojisi dalında ABD’nin en tanınmış doktorlarından birisidir .Çalışmaları sırasında dünyada ilk kez X ışınlarının çıkardığı radyasyonlar yerine üç boyutlu bir teknikle çocuklardaki kalp ritm bozukluklarını tedavi etmeyi başardı. Böylece çocukların ve çalışanların fazla radyasyon almasını önleyen bu teknik yaygın kullanıcı buldu. Kalp ritm bozukluklarında başarı ile uygulanan dondurulma tekniğini ilk geliştiren doktordur.

Prof. Dr. Atilla Ertan : Mide ve bağırsak hastalıkları konusundaki çalışmalarıyla tanınan Prof.Dr. Atilla Ertan çalışmalarıyla ABD’deki  en seçkin on hekimden birisi olarak kabul edilmektedir. Halen Houston’daki dünyaca ünlü Methodist Hastanesi gastroenteroloji bölüm başkanlığı görevine devam etmektedir.

Prof. Dr. Murat Digiçaylıoğlu :  Amerika’nın San Diago şehrinde yaşayan ünlü beyin cerrahımızın ilgi gören çalışması beyin hücreleri üzerinedir. Özellikle işlevlerini yitirmiş hücreleri tekrar canlandırma konusunda ciddi çalışmaları bulunuyor. Bunun bir çok otorite tarafından  felç ve multipl skleroz hastalıklarının iyileştirilmesi için tek çare olduğundan bahsediliyor. Ayrıca beyin kanamasından sonra hücre ölümünü durdurarak kişinin felç olmasını önleyen bir tedavi geliştirdiği ve bu çalışmasının yakın gelecekte daha çok ilgi göreceği ve rutin uygulanacağına kesin gözüyle bakılıyor.

Prof. Dr. Kutluk Oktay : Erken menopoza giren bir kadına dünyada ilk kez uygulanan bir yöntemle dondurduğu yumurtalık dokusunu naklederek menopozdan çıkmasını sağladı. Aynı teknik ile kemoterapi nedeniyle üretkenliğini kaybetmiş olan bir kanser hastasının anne olmasını sağladı. ABD’deki Comel Üniversitesindeki kök hücre çalışmaları, erken menopoza giren kadınların çocuk sahibi olmalarına olanak verebilecek.

Prof. Dr. Aydın Arıcı : ABD’de ülkenin en büyük kadın hastalıkları ve doğum hastanesi olan Dallas'ta ki Pankland Memorial Hastanesi kadın hastalıkları ve tüp bebek üzerine çalışmalar yaptı. 1986 yılında Amerika çapında bin kadın doğum uzmanının katıldığı yeterlilik sınavında en yüksek puanı alarak birinci oldu. Mesleğine Yale Üniversitesi Tıp Fakültesinde öğretim üyesi olarak devam etti. Aynı bölümde kısırlık tedavisi bölüm başkanlığına kadar yükseldi. Konusunda çok tanınmış bir doktordur.

Prof. Dr. Murat Günel : Yale Üniversitesi Beyin ve damar cerrahisi bölüm başkanıdır. Beyin kanamalarına neden olabilen anevrizmaların  genini bulmak için yaptığı çalışmalar ve bu araştırmalar için kurduğu laboratuvar  tüm dünyada ilgi ile izleniyor. Bu çalışması tıp araştırmaları alanında birinci seçilerek iki milyon dolarlık ödül ile birlikte ‘Beyin  cerrahisi dalında yeni bir dahi’ ünvanı verildi.


18 Ağustos 2014 Pazartesi

OLİMPOS

Tarih. Doğa, Deniz ve Efsaneler cenneti

 Finike’den Kemer’e giden yolda  kahve renkli Olimpos levhası,,doğru yolda mıyım? diye  oluşan endişelerimi dağıttı. Bu dar yol sürekli yokuş aşağı devam ederek yarım saatlik bir yolculuktan sonra i  toz duman içerisinde yoğun bir kalabalığın olduğu bir bölgeye ulaştırdı. Yapılaşmaya izin verilmediğinden tüm konut ve oteller tahtadan yapılmış. Bunlara ağaç ev deniliyor. Her pansiyon ve otelde bu ağaç evleri görmek mümkün. Arabamızı park etmek için yer bulmakta  bir  mesele. Toprak yol dar. Sağlı sollu her tarafına otellerde kalanlar arabalarını park etmiş. Bunların arasından zorlukla geçip  kalacak yer aramaya başladım. Geçen sene bayram günüydü. Üç, dört tane pansiyona sordum.Yer yok yanıtıyla karşılaştım. Sora sora sahil kısmına doğru yürüyorum. Büyükçe bir pansiyon  yer var deyince   geri dönüş düşüncemden vaz geçtim. ‘Bende İzmirliyim’ dedi sahibi.’İzmirlilere her zaman yerimiz vardır.’  Odamız çam ağaçlarının arasında ağaç ev dediklerinden her tarafı tahta,ufak ve sevimli. Hoşuma gitti. Odada durmaya gerek yok bir an önce  gezime başlayalım diye düşünüyorum. Sahil kısmına yürürken gene aynı ağaç evlerden yapılmış pek çok otelinde bu bölgede yer aldığını gördüö. Çadır turizimine elverişli kamp alanları, karavan park yerleri ve ağaçların arasına serpiştirilmiş cafe ve kır lokantaları arasından geçerek on beş dakikalık bir yürüyüşle bir zamanların efsane şehri Olimpos’a ulaştık.

OLİMPOS   ANTİK   KENTİ
Olimpos Helenistik devirde kurulmuş,   ticari yaşamındaki hareketliliğin    refah seviyesini yüksek tuttuğu  bir şehirdi. Yakınlarında bulunan geniş ormanlardan sağlanan kerestelerin limanından başka ülkelere gönderilmesi , şehirdeki ticaretin en önemli kısmıydı. Bu zenginlik İÖ 1.yy dan itibaren şehrin korsan saldırılarına uğramasına neden olur. Şehir defalarca korsanlar tarafından yağmalandıktan sonra şehre yerleşen korsanlar bu bölgede uzun  süre korku salmışlardır. İÖ 78 yılında Romalılar bölgeyi korsanlardan temizledikten sonra şehri yeniden yapılandırmaya başlarlar. Pek çok yapı onarılıp,birçok binada  yeniden yapılmış. Ticaret hayatı yeniden canlandığı  bu dönem şehrin en zengin olduğu zamandır.Daha sonraki devirlerde Roma imparatorluğunda yaşanan ekonomik  kriz, bu bölgedeki devlet otoritesinin ve  güvenlik güçlerinin azalmasına neden olur .Bunu fırsat bilen korsanlar şehre tekrar saldırmış ve beraberlerinde taşıdıkları veba mikrobunu şehre yayıp   halkı bu hastalık kırıp geçirmişti.  
 O devirlerde işgalci bir düşüncede olan  Arap donanması, Bizans donanmasıyla Finike körfezinde yaptığı savaşı kazanınca  tüm Ege sahilleri Araplar tarafından talan edilir. Bunun sonucunda Olimpos , ticari önemini tamamen  kaybedip  önemsiz küçük bir kent haline dönüşür. Orta çağda bir köy görünümünde olan kent 15.yy da Osmanlı hakimiyetine geçince tamamen terk edilir.
Bir derenin ikiye ayırdığı Olimpos  geniş bir alana yayılmış büyük bir kent,  tiyatro, akropol, pek çok ev kalıntısı, hamam görülmeye değer. Bazı yerlerde karşılaştığımız yer mozaikleri ile  süslü kral mezarları oldukça ilginç

OLİMPOS  SAHİLİ
Olimpos antik kentinin bitiminde yaklaşık üç kilometre kadar devam eden ince kumlu bir plaj, yaz aylarında denize girmeyi seven  kalabalık bir insan topluluğu tarafından   doldurmuş. Güzel ve büyük bir plaj.  Etrafında ufak kafeterya ve  lokantaların yemekleri güzel, servisleri kötü.

 YANARTAŞ
Kaldığımız otel akşam yemeğinden sonra isteyenleri Yanartaş’a götürebileceklerini söylediler. Buraya gelip  orayı görmeden geri dönmek olmaz.  Hemen ismimi yazdırdım. Akşama kadar yapacak bir şey yok. Akşam yemeği otelde…Yemekten sonra otelin minibüsüyle Yanartaş’a hareket ediyoruz.Yolculuğumuz yaklaşık yarım saat  sürüyor.Milli park sınırları içerisine girince araçların devam etme olanağı yok. Herkese birer fener dağıtılıyor ve karanlıkta dağın tepesine doğru olan yürüyüş başlıyor. Fenerler olmasa önümüzü görmemiz imkansız . Yol belirgin ama düşememek ve yolu kaybetmemek için gene de dikkatli olmak gerekli. Burası da  yarım saat kadar sürüyor. Dağın zirvesinde taşların arasından kendisine yol bularak çıkmış metan gazı bir kibritle hemen yanmaya başlıyor. Gecenin karanlığında yanan ateş görüntüleri izleyenlere hoş bir görüntü sunuyor. Ateşlerin etrafında sucuk pişirenlerden tutun sıcak şarap ve bira içenlere kadar değişik bir insan topluluğu var. Bende  fotoğraf çektim,etraftaki insanları seyrettim.
Eski Yunan Mitolojisine göre kanatlı at Pegasos’un sırtındaki Bellerafon ateş soluyan canavar olan Kimera ile burada karşılaşır,Sıkı bir döğüşten sonra canavarı etkisiz hale getirince  bir kahraman olur.Mitolojiye göre burada yanan ateşler o canavarın ağzındaki ateşler olup, yüzyıllardan beri yanmaya devam etmekte. Bizanslı denizciler tarafından kutsal sayılan bir tapınağın burada olduğundan bahsedilir. Bu tapınak büyük olasılıkla dağın yamaçları arasında bulunmasına rağmen kazı yönünde bir çalışma yapılmamış.
 Dönüş vakti geldiğinde aynı yolu izleyerek yinede dikkatli bir şekilde aşağı inmek gerek. Böyle yollarda çıkış zor iniş kolaydır. Kısa bir süre sonra yolculuk bitiyor .Gece oteldeyim…Sabah erken kalktım saat 7 civarı..Hava çok soğumuş buz gibi bir hava var dışarıda ..Kahvaltı daha hazır değil. Dışarı çıktım bakkal erken saatlerde açık. Etrafta derin bir sessizlik..Gazete alıp ağaç eve geri dönüp odanın zayıf ışığında gazeteyi okumaya çalışarak vakit geçirdim. Kahvaltıdan sonra Olimpos’tan ayrılıyorum…Güzel bir geziydi.












İNÖNÜ EVİ

Türkiye Cumhuriyetinin ikinci cumhurbaşkanı olan İsmet İnönü’nün 1884 yılında doğduğu ev bir müze olarak düzenlenip, ziyarete açıldı. Konak’ta eski Kadın Hastalıkları ve Doğum hastanesinin hemen arkasında kalan ve burada bulunan bir fırın nedeniyle halk arasında Arap Fırını Caddesi  olarak bilinen caddede yer alan 842. sokakta bulunuyor. Dik bir yokuşta yer alan iki katlı küçük ve sevimli bir ev. Öğrendiğime göre ev İnönü’nün dayısına aitmiş. İsmet İnönü’nün babası Reşit Bey İzmir adliyesindeki görevine atanınca ailece bu eve yerleşmişler. O zamanlarda bu civardaki semtler  Türklerin yoğun olarak  yaşadıkları bir bölgedir. Reşit Bey ve ailesi buraya  taşındıktan kısa bir süre sonrada İsmet İnönü bu evde dünyaya gelmiş.
Ev İsmet İnönü’nün cumhurbaşkanlığı döneminde İzmir Belediye Başkanı olan Behçet Uz tarafından satın alınıp, 1950 yılında ise  İnönü Vakfına bağışlanmış. 1998 yılında başlayan restorasyon çalışmalarının sonlanmasının ardından 24.07.1999 tarihinde ziyarete açıldı. Ziyaretçilere evi gezdiren görevli, İnönü’nün doğum tarihi olan 24 eylül ile ölüm tarihi olan 25 aralıkta burada özel etkinlikler düzenlendiğinden bahsetti.
Evde eşya oldukça az. Çeşitli panolar ve yağlı boya tablolar ile İsmet İnönü’nün yaşantısı anlatılmaya çalışılmış. Bir vitrin içerinde giydiği elbiseler sergileniyor.
1880 yıllarına ait bir İzmir evini göstermesi açısından da ilginç olduğu söylenebilir.
İzmir İnönü Evi
842.Sokak ( İnönü sokağı ) No : 20 Konak - İzmir
Tel : 0232 4455599

Ziyaret Günleri : Salı, Perşembe,Cumartesi Saat : 10-17 arası