PAMUKKALE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
PAMUKKALE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ağustos 2014 Cuma

LAODİKYA ( LAODİKEİA )

Leodikya  Anadolu’nun en büyük antik şehirlerinden birisidir. 
Konum olarak Denizli Pamukkale yolunun beşinci kilometresinde bulunan  geniş ve verimli bir ovanın ortasında yer alır.Yılın on iki   ayı kazı yapılan yerleşim,  günümüz yurt içi ve yurt dışı  arkeolojisinin en ilgi çeken  araştırmaları  arasında yer alıyor.  
Şehri kuran   ünlü Suriye kralı II. Antiochus   bu yeni yerleşimi karısının ismiyle bütünleştirerek onun adını şehre verdi. Şehir daha sonra Bergama Krallığının, uzun ve yıpratıcı bir kuşatma sonuncunda da Roma   İmparatorluğunun yönetimine girer. İÖ 50 yılında ünlü devlet  adamı ve düşünür Çiçero’nun şehri çok beğenerek uzun yıllar burada kaldığı ve şehrin kanunlarını düzenlediği biliniyor.  İmparator Caracalla zamanında Laodikeia'da bir seri kaliteli sikke basılmıştır. Laodikeia halkının da katkılarıyla kentte çok sayıda anıtsal yapı yapılmıştır. Şehir  düzenli ana caddeler ile bunu dik kesen ara sokaklardan oluşuyordu. Şehrin etrafı sağlam surlarla çevrilmişti. Ana caddeler bu surlara kadar uzanırdı. Efes, Hierapolis, Afrodisias ve Suriye adı verilen dört adet kapı bu ana caddelerden şehir dışına çıkmaya olanak veriyordu. Tüm sokaklardaki düzenli  ızgara sistemi ile binalar arasında ise kanalizasyon sistemi vardı. Ana caddelerin etrafında genellikle dükkanlar yer almaktaydı.

               ŞEHİRDE   TİCARET  ÇOK  GELİŞMİŞTİ
Verimli topraklara sahip olmasının yanı sıra  ticaret yollarının kesim noktasında bulunması nedeniyle bölgenin  zengin ve gelişmiş bir şehri oldu. Ticaret tarım ürünleri yanında mermer ve dokuma yönünden de çok canlıydı. Dokuma işlerinde özellikle bu bölgede yetişen siyah yünü olan koyunların yünlerinden faydalanıldığı biliniyor. Laodikya’nın en yüksek refah düzeyine ulaştığı zamanlar, Romalılar ve  Bizans çağına rastlar.  Şehir yakınlarındaki bir kaynaktan gelen  sıcak suyun tedavi edici özellikleri nedeniyle  şehir aynı zamanda bir tedavi merkezi olarak da biliniyordu. Ticaretin parlak olduğu zamanlarda şehir bölgenin en önemli finans merkezi konumundaydı. Liman olarak Efes limanı kullanılmakta buradan gemilere yüklenen ticari mallar diğer ülkelere ihraç edilmekteydi.
İÖ 1.yy’da ardından İÖ 60 yılındaki önemli iki  deprem geçirmesine rağmen şehir hiçbir yerden yardım almadan kendi imkanlarıyla tekrar eski günlerine dönmeyi başarabilmişti. Fakat İS 494 yılında oluşan büyük bir deprem şehrin tamamen yok olmasına neden oldu. 
İncil’de bahsedilen yedi kiliseden birisinin Laodikya’dadır.  Bu özelliği nedeniyle günümüzde de hristiyan gezi gruplarının ilgi noktası olmaya devem ediyor. ( Aziz Pavlus diye bilinen bir misyoner hristiyanlığı yaymak için Anadolu’da yaptığı geziler sırasında kurduğu kiliselere İncil’de yedi kiliseler olarak bahsediliyor. Bu yedi kilise hristiyanlar için önemli inanç turizimi merkezleri arasında yer almaktadır. )

          GÜNÜMÜZDE  GÖRÜLEBİLECEK  ESERLER
Şehirde görülebilecek tarihi eserler ,  iki tiyatrosu, stadyumu, bazilikası, nymphaeumu ( anıtsal çeşmesi ), tapınağı, sütunlu caddesi Roma döneminden kalma tarihsel  yapılarıdır. Şehrin diğer kentlerden ayrı olarak birisi büyük diğeri küçük olmak üzere iki adet tiyatrosu bulunuyordu. Şehrin batısında yer alan ve doğal bir eğim üzerine oturma gruplarının yerleştirilmesiyle oluşturulmuş olan küçük tiyatro, yedi merdiven sırasıyla dokuz bölüme ayrılmış olup yaklaşık olarak 40 adet oturma sırası içermekte olup yaklaşık 12000 kişiliktir.  110 metre çapında olan büyük tiyatro,  antik kentin  kuzeydoğu tarafında, Roma  tarzında yapılmıştır. Scene'si tamamen yıkılmış olup, cavea ve orkestrası oldukça sağlam durumdadır. Yaklaşık 20.000 kişiliktir. İki tiyatro arasında Roma döneminden kalma bir tapınak yer alır.  Ana caddelerde yapılan kazılar esnasında  gün ışığına çıkarılan iyi korunmuş olan  iki katlı  anıtsal çeşme Roma döneminden  günümüze ulaşmıştır. Dört kez restorasyon geçirdiği düşünülen bu çeşmenin iki tarafında sütunlara çevrili olan bir havuzda vardı.  Çeşmenin üstü mitolojik kabartmalarla süslüdür. Şehrin kuzeyinde 25.000 kişinin oturarak gösterileri izleyebileceği büyük bir stadyum ( stadion ) yer alır. Stadyumun batı girişinin kitabesinde bu yapının İmparator Vespisiyanus’a ithaf edildiği yazmaktadır. Tüm oturma sıraları iri gözenekli mermerden yapılmıştı. Gençlerin spor ve antreman yaptıkları  Gimnazyum stadyumla aynı kompleks içerisindedir. Şehrin merkezi agorası yaklaşık olarak sekiz metrekare büyüklüğünde olup  üç tarafı iki sıralı basamaklarla yükseltilmişti. Stadyumun doğusunda Hadriyanus döneminde yapılmış olan büyük bir hamam  bulunuyor. 
Zeus Tapınağı,   Laodikeia kentinin sütunlu caddesinin doğu kesiminde, küçük tiyatro ile Nymphaeum arasında bulunmaktadır.
Büyük Kilise sütunlu caddenin güneyinde caddeye bitişik olarak inşa edilmiştir. Sadece taşıyıcı bölümlerinden bir kısmı ayakta kalmıştır. Ana giriş batısındadır.
Muhteşem şehir Laodikya kazılarının en az 100 yıl kadar devam edeceği sanılıyor. Kazılar  devam ederken bir yandan da şehirdeki restorasyon çalışmaları tüm hızıyla devam ediyor. Tamamlandığı zaman Efes kadar muhteşem bir şehrin ortaya çıkacağına kesin gözüyle bakılıyor. Şimdiye kadar gördüğüm en düzenli kazı ve restorasyon ekibini oluşturan Pamukkale Üniversitesi Arkeoloji Ana Bilim dalı öğretim görevlilerini, asistanlarını ve tüm aşamalarda görev yapan herkesi tebrik  ederim.























HİERAPOLİS ARKEOLOJİ MÜZESİ

Hierapolis Antik Kentinin hemen yanında yer alan yurdumuzun önemli müzelerinden birisidir. Hierapolis kentinin hamamı ve yanındaki gymnasiumu  restorasyonu yapıldıktan müze olarak ziyarete açılmış. 
Müzede Hierapolis ve Laodikya kazılarının yanı sıra çevredeki   ören yerlerinden elde edilen eserlerde sergileniyor. Bu ören yerlerinden  en önemlisi Çivril yakınlarında bulunan Beycesultan Höyüğü. Buradaki kazılardan elde edilen tunç çağına ait olduğu belirlenen arkeolojik buluntular,  müzenin değerli eserleri arasında yer alıyor. 
Müzenin açık alanında  taş eserler, heykeller, lahitler  ve mezar taşlarını görmek mümkün. 





Müzenin iç kısımları küçük buluntular, heykeller ve lahitler  ile tiyatro buluntuları salonu  olmak üzere üç bölüm olarak düzenlenmiş.

                                            Küçük  buluntular  salonu
 Denizli ve çevresindeki kazılardan elde edilen küçük arkeolojik eserler bu salonda sergileniyor. Bu buluntuların başlıcaları   tören kapları, pişmiş toprak seramikler, cam kaplar, kolye ve diğer takılardan oluşuyor.  Küçük buluntular salonundaki sergilenen  altın takılar müzenin ayrı bir zenginliği olarak kabul ediliyor. Denizli arkeoloji müzesinin kendi imkanlarıyla yaptığı kazılardan elde edilen arkeolojik eserlerde ayrı bir vitrinde görülebilir.  Nümizmatik vitrininde kronolojik bir sıraya göre düzenlenmiş olan  Hellenistik, Roma, Bizans ve Selçuklu ile Osmanlı dönemlerine ait altın, gümüş ve bronz paralar yer alıyor.






                                           Heykeller ve lahitler Salonu
Bu bölüm, kazılarından elde edilen lahitler, heykeller, mezar taşları, mimari sütun, sütun  başlıkları ve yazıtlardan oluşuyor.  Roma döneminde, Yunan ve Hellenistik orijinallerine benzetilerek  yapılmış  tanrı ve tanrıça heykelleri müzeyi gezenlerin beğenisini kazanıyor.  Pişmiş toprak lahit , üzerinde kitabesi bulunan  bir  lahid ile Laodikeia’da bulunan  Sidemara tipi lahit  bu salonun en ilginç lahitleri olarak kabul ediliyor.





                                                Tiyatro buluntuları salonu 
 Müzenin ilginç bölümlerinden biriside Hierapolis Tiyatrosunun  buluntularının sergilendiği bu salondur.  Tiyatronun sahne kabartmalarının bir kısmında,   Apollon ile Artemis'e ait mitolojik olayların anlatıldığı mermer kabartmaları, bazı  Roma İmparatorlarının taç giyme törenlerin canlandırıldığı mermer üzerine yapılmış  kabartmalar,  firizler , tanrı ve tanrıçalara ait  sfenksler, bazı kralların   büst heykelleri ile mimari örneklere  yer verilmiş.  Ayrıca tiyatro ile ilgili meclis kararlarını belirten yazıtlar başka müzelerde görülmeyecek kadar değerli  eserler. Salonun orta bölümüne ise   tanrıça heykelleri yer alıyor.
Hierapolis Antik Kenti ile bütünleşmiş olan bu müze,Hierapolis ziyareti sırasında mutlaka uğranması gereken bir bölüm. 











HİERAPOLİS

Hierapolis Antik Kenti Denizli’nin  20 km kuzeyinde bulunan  Pamukkale ile bütünleşmiştir. Pamukkale’nin eşsiz güzellikte olan traventenler  yer çatlağındaki fay aralıklarından sızan yaklaşık 35 ile 50 derece sıcaklığındaki   doğal maden suyunun, açık havada yapısındaki  karbon dioksit gazını kaybetmesiyle binlerce yıl süren kireç birikimleri sonucunda oluştu. Pamukkale traventenlerinde kısa bir yürüyüşten sonra Hierapolis antik kentinin giriş kapısına ulaşılır. Çok geniş bir alana yayılmış olan yerleşim alanını  gezmek isteyenler  servislerden yararlanabilirler.  
                                                           KENTİN  TARİHİ
 Kentin Helen asıllı olan Seleukos Krallığı zamanında İ.Ö.3.yüzyılda kurulduğu sanılmaktadır. Tarihin ilk çağlarından beri bu bölgede  yoğunlaşmış olan  dini geleneklerden dolayı, yeni kurulan bu yerleşime kutsal kent anlamına gelen  Hierapolis ismi verildi.  
Kısa bir süre Bergama Krallığının himayesinde kalan kent daha sonra Roma İmparatorluğuna bağlanır. Bu dönem kentin zenginlik ve ihtişam zamanlarıdır. Kentteki büyük yapıların çoğu bu zamanda  yapıldığı biliniyor.  17 yılında  büyük bir deprem şehre çok zarar verse de, kısa bir sürede kendisini toparlamayı başarmasına rağmen Helenistik özelliğini kaybedip  tipik bir Roma kenti görüntüsündedir.  Hz. İsa’nın 12 havarisinden birisi olan St.Philip’in bu şehirde öldürülmesi  Hristiyanlar  için bu bölgeyi  önemli kılıyor.   Bizans döneminde psikoposluk merkezi olan  kentte,  St Philip’in adı verilen büyük bir kilise yapıldı.  Bölge , 13. yüzyıl başlarında Türklerin eline geçince şehir terk edilir.   

                                                       ŞEHİRDEKİ YAPILAR
Frontinus Kapısı : Roma döneminde yapılan kentin   ana giriş kapısıdır. 
Frontinos  caddesi : Yaklaşık 14 metre genişliğinde olan şehrin ana caddesidir. Caddeyi oluşturan düzgün kesimli  taşlarının altından şehrin kanalizasyonu geçer. Caddenin her iki tarafında depo, dükkan ve konutlar yer almaktaydı. Bu cadde 5.yüzyıl başlarında yapılan Bizans Kapısına kadar uzanır.  

Agora : Büyük bir depremle yıkılan binaların yerinde Frontis caddesinin yan taraflarından başlayarak geniş bir alan ticari agora olarak düzenlenmişti. 

Latrina :  Caddenin sol tarafında yer alan ve taş bloklardan yapılmış olan   büyük yapı aslında bir halk tuvaletidir. Yapının tabanında lağım suyunu caddedeki kanalizasyon sistemine taşıyan kanal bulunur. 

Kuzey Bizans Kapısı :  Bizans döneminde yapılan ve tüm yerleşimi  çevreleyen surların arasından şehre giriş kapılarından birisidir.  Deprem sonucu zarar gören agoranın kalıntıları kullanılarak İ.S. 4.yüzyılda yapılmış ve iki kule ile desteklenmiştir. Giriş kısmında bulunan dört adet konsol üzerindeki aslan ve  panter motifleri büyük olasılıkla şehri kötülüklerden korumak amacıyla dizayn edilmiş. 


Güney Bizans Kapısı  :  Kuzey kapısıyla  aynı zamanda inşa edilmiştir.
  
Su kanalları : Şehirde yaşayanların su gereksinmelerini sağlamak amacıyla şehre su kaynaklarından topraktan imal edilmiş künkler yardımıyla su getiriliyordu. Bu amaçla da şehrin yakınlarında iki adet su kemeri inşa edilmişti. Yaşam alanlarına ulaşan su, burada küçük künkler sayesinde evlere dağıtılmaktaydı. 
 Bizans Surları : Surlar tüm kenti çevrelese de geniş değillerdi. Bu nedenle güçlü bir koruyucu olmaktan uzaktı. Surlar üzerinde düzenli aralıklarla   gözetleme kulelerine yer verilmiş. .

Triton Nymphaeumu : Anıtsal Çeşme, yaklaşık 60 metrelik cephesiyle kentteki en büyük ve en gösterişli yapılardan birisidir. Büyük havuzu içerisine alan U şeklinde bir plana sahipti. Anıtsal çeşme binası  iki katlıydı. Kervanlarla yapılan uzun ve yorucu bir yolculuk sonucunda şehre ulaşanların su ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla yapılmıştı. Nymphaeum içerisinde heykeller, mermer kabartmalar ve fıskiyelerin bulunduğu muhteşem bir görüntüsü olduğu tahmin ediliyor.

Hamam Bazilika : Şehrin kuzeyinde ve giriş kapısının dışında yer almaktadır.  3.yüzyılda yapılan hamam , 6.yüzyılda kiliseye çevrilir. Anadolu’da bir çok kentte olduğu gibi Hierapolis’te de kent dışından gelenler ilk önce hamama alınmakta burada yıkanıp temizlendikten sonra şehre kabul edilmekteydi.



Tiyatro : Yunan tiyatrosu tipinde olup, oturma grupları doğal bir yamaca yaslanmıştı. Tiyatronun cavea’sın da 50 sıra oturma grubu bulunuyor.  Bu oturma grupları 8 adet merdiven ile 9 bölüme ayrılmıştı. Yönetici localarının yakınlarında 10 adet gösterişli sütun vardı.  Bu sütunların arasında ise 4 tanrıçaya ait  büyük heykeller  bulunuyordu. Tiyatronun latrinası girişin batı bölümündeydi. Tiyatrodan çıkan heykel ve frizler Hierapolis Müzesinde özel  bir salonda sergileniyor.


Katedral : Hierapolis kentinin en önemli hristiyan ibadet yeridir. Sağdaki kapıdan girilen yer vaftiz odasıdır. Burada iki yanında merdivenleri olan vaftiz teknesi yer alıyordu. Katedralin apsisi (yarım daire planlı kısım) içerisinde papazların oturduğu özel bir bölüm vardı. 


Apollon Tapınağı : Tapınak Apollon kutsal alanının içerisinde bulunmaktaydı.  Bu tapınaktan günümüze tapınağın mermer merdivenleri ile yine mermer ile kaplı bir podyum ve birkaç tane mermer sütun ulaştı. Kazılar sırasında tapınak alanında bulunan değerli eserler  Hierapolis Müzesinde sergileniyor.


Nekropol ( Mezarlık ) : Şehrin mezarlığı şehri çevreleyen surların dışında yer almaktadır. Mermer veya kireç taşı kullanılarak yapılmış olan mezarlar  lahit, tümülüs  veya oda şeklindedir. Şehrin  doğu kısmındaki  nekropol alanı günümüze ulaşmış. Burada  100 adet kadar  lahit bulunuyor. Bu bölgede görülen ve 51ile numaralandırılmış olan tümülüsün yapım  tarihinin  İÖ 1.yy olarak  belirlendi. Tümülüs traventen levhaların üzeri koni şeklinde toprakla örtülerek yapılmış. Yer altında bulunan mezar odasına iki basamak ile giriliyor. Mezar odasının kapısını  taş bir levhadan. Yine bu bölgede bulunan 56 nolu mezarın basamaklı bir kaidesi ile  cephesinde aslan ayağı şeklinde son bulan bir basamağı mevcut. Bunun üzerinde iki adet lahit yer alıyor. İç odası metalden yapılmış bir kilit sistemiyle kapatılmış. Bazı lahitler o zamanki inanışa göre ölüleri yüceltmek amacıyla bir kaide üzerinde konularak  yüksekte   tutulmuş.




Medusa  Figürü :  Medusa, Yunan Mitolojisinin korkulan tanrıçalarından birisidir. Gözlerine bakanı taşa çevirdiğine inanılırdı. Yılan saçlı, keskin dişli olan bu tanrıçadan o devirde herkes çekinirdi. Hierapolis kentinin giriş kapılarından birisinin üzerine işlenmiş olan Medusa figürü, şehirde yaşayanları tanrıçanın şerrinden korumak amacıyla yapıldığı düşünülüyor.

                                                              Bir dünya mirası 
 Hierapolis Antik Kenti 1988 yılında 485 kayıt numarasıyla UNESCO  Dünya Mirası Listesine alındı. Sizde bir gününüzü Muhteşem antik şehir Hierapolis’e ayırmayı düşünür müsünüz?  Eşsiz güzellikteki Pamukkale’yi, Hierapolis Müzesini de aynı zamanda görmek imkanı bulacaksınız. Ayrıca  bölgenin diğer büyük  bir kenti olan Leodikya’ya sadece 15 dakika uzaklıktasınız. İşte size bir günü tam doldurabilecek bir gezi. Ne dersiniz?