ILICA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ILICA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ağustos 2014 Pazartesi

ILICA

Ilıca ile ilgili ilk bilgiler antik yıllara kadar uzanır. Bu dönemde Ilıca Eyhrai şehrinin sayfiye yeridir. Bu medeniyetin yok olmasıyla birlikte etkinliğini kaybetmiş ve yüz yıllarca bomboş kalmıştır. Evliya Çelebinin 1671 yılında yazdığı seyahatnamesinde Ilıcadaki sıcak su kaynaklarından bahsederek çevreden gelen pek çok kişinin bu sıcak sular sayesinde hastalıklarına şifa bulduğunu yazar. Aradan geçen yıllarda depremler ve ekonomik nedenlerden dolayı Ilıca önemini kaybeder.1832 yılına kadar Ilıcada tek bir bina dahi yoktur. Bu devirlerde buraya gelen bir Fransız yazar bu bölgeyi çok beğenip çeşitli dergi ve gazetelerdeki yazılarında Ilıca’yı överek buradaki sıcak su kaynaklarının bazı romatizmal ve kemik hastalıklarına iyi geldiğini ayrıntılı olarak anlatır. Aynı yazarın 1862 yılında yayınladığı ‘ Küçük Asya ‘kitabında da Ilıca’dan övgü ile bahseder. Bu yazılar Mısırlı zengin bir paşanın dikkatini çekmiş ve uzun zamandır şikayetçi olduğu romatizma ağrılar nedeniyle buraya gelerek kısa bir sürede iyileşmesi, bölgeye olan ilginin artmasına neden olmuştu.Bu gelişmeler sırasında Karabina Ali Efendi bölgenin ilk oteli olan Karabina otelini açar.Bunu Rasim Palas ve İstanbul otelleriyle arka arkaya açılan diğer oteller izler.
Bu bölgede çıkan 55 derece sıcaklığındaki su başlıca Hamidiye ve Topan adı verilen iki kaynaktan çıkmaktadır .Bu suyun içerdiği mineraller ve erimiş gazlar günümüzde de bazı kronik dejeneratif ve iltihabi kemik hastalıklarına iyi geldiğini ve kemik kırıklarını daha çabuk iyileştirdiği bilinir.Ilıcada ki tüm otellerde bu suyun kullanıldığı sıcak su banyoları vardır. Şifalı su Yıldız burnu mevkinde denizin içerisinden çıktığından bu bölgede doğal sıcak su banyoları oluşturur.

Ilıcaların hızla geliştiği yıllarda İzmir’de bulunan Levantenlerin Yıldız burnunda köşkler inşa etmesi ve plaj evleri yapı kooperatifinin 1956 yılında biten yazlık evlerin sağladığı hareketlilik bu bölgede turizmin başlangıcı olmuştur. Bu zamanlardan sonra çok tanınan Ilıca Plajı Çeşme’nin en güzel plajlarından birisidir . Plaj İstanbul dağı ile Yıldız burnu arasında kalan yaklaşık iki kilometre uzunluğunda bir sahili kaplar. Ilıca plajı ve deniz kısmı ince kumdur.Denizinin yosunsuz ve yaklaşık yüz metre kadarki kısmının sığ olması en beğenilen özellikleri arasındadır. Rüzgara açık bir konum gösterdiğinden sürekli dalgalı fakat suyu sıcaktır. Ilıca’nın devamında bir yat limanı ile yelken kulübünün bulunduğu Yıldız burnu özellikle yelken sporlarına meraklı olanların ilgi gösterdiği bir bölgedir.









25 Temmuz 2014 Cuma

1940' lı Yıllarda........ÇEŞME ve ILICA

1940 yıllarında Çeşmenin, merkeze bağlı Ilıca mahallesi ile Ovacık 
ve Çiflik köyleri ile Alaçatı ve Barbaros olmak üzere iki bucağı vardı. 
Alaçatı bucağı Reisdere, Germiyan ve Ildırı köylerini, o zamanlar 
Çeşmeye bağlı bulunan Barbaros bucağı ise Uzunkuyu, Zeytinler, 
Zeytineli, Barbaros ve Birgi köylerinden oluşmaktaydı.
Bu  yıllarda  İzmir Çeşme arası ulaşım eski şose yoldan ve yaklaşık üç saatlik bir sürede sağlanmaktaydı.Bu eski yoldan günümüze 
ulaşan iki köprü Urla İçmeleri civarında, en güzelleri olan üçüncüsü 
ise Zeytinler köyü yakınlarındadır.
1940 lı yıllarda  sıcak ve şifalı suları ile tanınmaya başlayan Ilıcaya gelenler kalmayı düşünürlerse,bu civarın ilk oteli olan Karabina oteli ile bu otelin yakınında bulunan   Rasim Palas ve İstanbul Otellerinden faydalanabilirler.Bu yıllarda Tabak Ali ve Mahmut
Görgün aile evleri otelde yer bulunmayanların kaldıkları( bugünkü 
pansiyon benzeri) günlük olarak kiraya verilen evlerdir.
O yıllarda yerleşim sadece Ilıca tarafındaki bu bir iki otel ile yine 
bu civarda yaptırılmış az miktarda yazlık evden oluşmaktaydı. İzmir'in tanınmış doktorlardan olan Ekrem Hayri Üstündağ, H.Hulki Cura ve Osman Yunus'un ihtişamlı evleri bu civarda yapılmış ilk yazlık evler olarak bilinir.Daha sonraları  Celal Bayar ile İzmir'de yaşayan levanten vatandaşların Yıldız Burnu civarında yaptırdıkları yazlık evleriyle yerleşimin  bu bölgede  yoğunlaşmasını sağlamışlardır.
Ilıca plajı ise  ince kumlarına ve güzel denizine rağmen tesis
 noksanlığı nedeniyle bu yıllarda pek rağbet görmez.
Halkın bu şifalı sulardan ve denizden faydalanmasını düşünen 
Kızılay Cemiyeti,  Ilıca plajı üzerinde büyük bir gazino ve bunun 
çevresinde kurduğu çeşitli sosyal tesisler sayesinde, günlük plajlardan faydalanmak isteyenlerin  gereksinmelerini karşılayarak,
bölgeye gelenlerin sayısının artmasını sağlamıştır.
1940 lı yıllarda Şifneye yol bulunmadığından Ilıca'dan ulaşım 
eşekler yardımıyla sağlanmaktaydı.Bu bölgede bulunan sıcak 
su kaynağının etrafı bir baraka ile çevrilmiş olup gelenler kısa bir
süre bu barakanın içerinde şifalı su kaynağından faydalanma
olanağı bulmakta istersede hemen yakınında bulunan ve cilt
 hastalıklarına iyi geldiği bilinen  sıcak çamur banyolarınada 
uğradıktan   sonra   aynı şekilde Ilıcalara dönmekteydi. 
Çeşme ilçesinde yerleşim daha çok  kalenin etrafındadır. Kalenin 
önündeki meydanda ise resmi daireler,halkevi,Çeşmeyi sevenler 
derneğinin binası ve o zamanlar çok popüler olan belediye gazinosu ile çarşı olarak bilinen  az miktarda dükkandan oluşmuştur.
O yıllarda ismi Köste olarak bilinen Dalyanköy'de  yakalanan balıkların  bekletildiği büyük bir dalyan vardı. Özellikle bu bölgede 
yakalanan ton balıkları bu dalyan içerisinde bekletilir.İhtiyaç olduğu taktirde buradan alınarak istenilen bölgeye sevk edilirdi.
Bu dalyanın varlığından zaman içerisinde Köste'nin adı Dalyanköy olarak değiştirilmişti. 
O günlerden  bu günlere....Günümüzde Türkiyenin bir numaralı
tatil bölgesi Çeşme'nin 1940 'lı yıllardaki mütevazi ve sakin görüntüsü böyleydi....