ILDIR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ILDIR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ağustos 2014 Çarşamba

ERYTHRAİ

.
Ildır ile bütünleşmiş olan Erythrai antik kenti, İonyanın en gelişmiş şehirlerinden birisiydi. İonya Batı Anadolu’da Gediz nehri ile Büyük Menderes arasında kalan bölgedir. Yunanistan’dan çeşitli işgallerden kaçan Yunanlılar bu bölgede 12 tane önemli şehir kurmuşlardır. Erythrai ‘de bu şehirlerin en büyüklerinden birisidir. İÖ 3000 Yıllarında Girit’ten gelen ve adı kırmızı anlamına gelen Erythros şimdiki  Ildır’ın olduğu yerde bir yerleşim merkezi kurar. Bu yeni şehre Grek adetlerine göre kurucusunun adını çağrıştıran, kırmızıların şehri anlamına gelen Erythrai ismi verilir. Bu isim aynı zamanda bu bölgede bulunan çok görülen kırmızı renkli taşların rengiyle de uyumludur. Erythrai ilk kurulduğu yıllardan itibaren İonyanın en gelişmiş sanat ve kültür şehri, aynı zamanda önemli bir ticaret limanı oldu. Bu bölgede işlenen seramik eşyalar ve diğer ticari mallar deniz yoluyla başka ülkelere gönderilirdi. Zaman içerisinde, ticaret yaşamındaki bozukluk, Romalılar tarafından şehrin yağmalanması , göçler ve depremler nedeniyle şehir oldukça ufalır. Bizans dönemine gelindiğinde ise hiçbir ticari varlığı olmayan küçük bir köydür. 1366 yılında Türk yönetimine girer.

           ERYHRAİ ANTİK KENTİNDEN GÜNÜMÜZE ULAŞANLAR
Cennet Tepe Roma Villası : Ildır’ın girişinde Cennet Tepe diye bilinen bir bölgede bulunan ve Roma devrinde yapılmış büyük bir evin kalıntılarıdır. Evin büyük ve çok odalı olmasının yanı sıra şehrin en güzel manzaralı yerinde yer alması ve tabanındaki mozaik döşemeler bu evin varlıklı bir kişiye ait olduğunu düşündürüyor. O devirde zenginler evlerinin yerlerini tamamen el yapımı mozaiklerle kaplatırlardı. Burada görülen mozaikler Erythrai ye özgü desenleri ve motifleri içeriyordu. Günümüzde Cennet Tepe’de bulunan yer mozaiklerinin üstü toprakla kaplanarak koruma altına alınmış. Bu bölgeden çıkan bazı seramikler İzmir Arkeoloji Müzesinin seramik salonunda görülebilir.











 Roma Hamamı : Ildır’ın girişinde bulunan Roma villasının yakınlarında bulunan ve Geç Roma veya Bizans döneminde yapıldığı anlaşılan hamam günümüze kadar yıkılmadan ulaşmıştır.



Aleon Deresi başlangıcındaki Antik döşeme ve su kemerleri : Aleon deresinin başlangıç kısmını oluşturan bölümdeki düzgün taş döşemelerinin Erythrai yerleşiminden kaldığı biliniyor. Bunlar Aleon deresinden tarlalara su vermek ve derenin akışını düzenlemek amacıyla ilk çağlarda yapılmış. Ildırı girişinde Aleon deresinin denize döküldüğü yerin yaklaşık olarak on metre gerisinde ise şehre su getirmek amacıyla yapılmış su kemerleri vardır. Uzak yerlerden gelen ve şehrin içme suyu kanalların Aleon deresini geçmesi için bu kemerler faydalı olmuştur.


Şehri çevreleyen surlar : Erythrai antik kentinden günümüze ulaşan en önemli kalıntılardan olan surlar, İÖ 4.yy’da düşmen saldırılarından korunmak amacıyla yapılmış. Kırmızı beyaz ve gri renklerdeki yöreye özgü taşların düzgün bir şekilde örülmesiyle oluşturulmuş olup, yaklaşık 4 metre boyunda 2.5 – 3 metre genişliğindedir. Bu surların bazı yerlerinde gözetleme kuleleri ve kale burçları vardı. Liman hariç şehrin her tarafını çevreler. Şehrin arka tarafındaki Klazomenai kapısı, buradan başlayarak Klazomenai’ye kadar uzanan bir yolun başlangıç noktasını oluştururdu. Bu surları Ildır girişinde görmek mümkün. Günümüze ulaşan şehir surları yaklaşık 100 metre uzunluğunda ve 2 metre yüksekliğindedir.





Helen ve Roma evi : Erythrai kentinin gün ışığına çıkartılmış olan iki tane ev kalıntısı Ildır köy sınırları içerisindeki tarlalar arasındadır. Antik kente çıkan yolun sol tarafındaki tarlalar arasında devam eden patika yol izlenerek bu iki ev kalıntısına ulaşılabilir.






Kahraman Mezarı, Tiyatro, Agora : Ildır köyünün arka tarafına giden yoldaki Erythrai levhalarını izleyerek kentin ana kapısına ulaşılır. Burada ilk karşılaşılan bir kahraman mezardır. İÖ 4. yy’da yapıldığı düşünülen bu mezardaki kişinin kim olduğu ve neden tiyatro gibi gösterişli bir yapının yakınına gömüldüğü bilinmiyor. Bu mezarın hemen arkasındaki bölüm şehrin agorasına aittir. Agora İon şehirlerinde şehrin merkezidir. Resmi işerin yapıldığı bölümler ile çeşitli malların satıldığı dükkanlardan oluşur. Bu bölümün biraz arkasında tiyatroya bulunuyor. Helenistik dönemde Gerence Körfezini tamamen gören bir yamaçta İÖ 3.yy’da kurulmuştur. Buradaki eğimin düzeltilmesi ve kayalar ile trakeit taşlarının oyulmasıyla oturma sıraları yapılmış. Oturma yerlerine çıkan basamakların bir kısmı restorasyon sayesinde günümüzde de izleniyor. Diğer basamaklar ve oturma yerleri fazla belli değildir.






Akropol : Erythrai şehrinin akropolu antik tiyatronun üst kısmında Gerence ile Ildır körfezlerini birlikte gören bir tepenin üzerindedir. Bu enfes panoramik görünüm kuşkusuz Çeşme’deki en güzel manzaralardan birisidir. Eski Yunan şehirlerinde akropol şehrin en yüksek tepesinde yer alırdı. Yönetim binaları dinsel yapılar, tapınak, heykeller ve kralın oturduğu saray bu bölgede bulunur. Akropolun bulunduğu bu tepe denize tamamen hakim olduğundan denizden gelebilecek saldırılara karşı doğal kale görevi görmesi ayrıca tüm şehri yukarıdan izleyebilme olanağı sağlaması nedeniyle Erythrai kralının sarayı burada bulunuyordu. Tepenin üzerine ilk çıkıldığında bir kilise kalıntısı ile karşılaşır. Epey büyük olduğu görülen bu kilisenin duvarları kısmen bellidir. Bu bölgedeki evlerden kalan duvar kalıntıları, bir kuyu, üzeri çeşitli motiflerle işlenmiş olan taşlar dağınık olarak geniş bir alana yayılmışlardır. Bir çok antik kaynakta Erythrai’de bulunduğu ve İÖ 530 yılında inşa edildiği bilinen Athena tapınağı yapılan pek çok çalışmaya rağmen bulunamadı. Oysa İon kentlerinde şehrin güzel manzaralı yüksek bir tepesine baş tanrıca Athena için mutlaka bir tapınak yapılırdı. Burası da bu konum için çok uygundur. Ayrıca tanrıçaya verilmek üzere getirilen bazı kıymetli takılar ve çok işlemeli kaselerin bu civarda bulunmuş olması tapınağın burada olduğunu düşündürüyor. Buradaki motifli taşların tapınağı çevreleyen duvarların kalıntısı olması muhtemeldir.










Taş ocakları : Erythrai antik kentinin kalıntıları arasında en ilginçlerinden olan taş ocakları, Ildır’nın yaklaşık olarak beş kilometre uzağındadır. Ildır körfezi ile Gerence körfezini birbirinden ayıran yarımadanın daha çok sol tarafında olmak üzere her iki yanında yer alırlar. Gerence körfezini gören taş ocakları çok belirgin olmayıp, Ildır körfezine bakanlar daha iyi durumdadır. Bu bölgede dört tane büyük iki adet küçük olmak üzere toplam altı tane taş ocağı görülür. Taşların naklinde kullanılan iskele deniz içerisinde izleniyor. Antik dönem yazarları, kırmızı renkli Erythrai taşının o devirlerde çok tanındığı ve buradan başka ülkelere gönderildiğinden bahsederler. Taş ocaklarının bir kısmında değirmen taşları imal edilirdi. O devirlerde Erythrai değirmen taşları çok tanınmıştı.
Taş ocaklarının bulunduğu yarımadanın uç kısmına yakın bir yerde ise eski bir manastıra ait kalıntılar bulunuyor.











11 Ağustos 2014 Pazartesi

ILDIR

Çeşme’nin yaklaşık 20 kilometre kuzey doğusunda yer alan aynı isimdeki bir koy’un kıyısında yer alan ufak ve sevimli bir köydür..
Ildır  Çeşme’nin kuzeyinde bulunan Akdağlar’a doğru uzanan bir yerleşim gösterir. Güney yolundan Ovacık üzerinden İzmir Çeşme kara yoluna, batı yoluyla Ilıca’ya, kuzey yoluyla ise Balıklıova ve Küçükbahçe’ye bağlanır.
Alaçatı beldesine bağlı olan Ildır köyü ,Batı Anadolu’nun önemli yerleşim merkezlerinden birisi olan Erythrai antik kentinin üzerine kurulmuştur. Bu nedenle her tarafı sit alandır. Rumların ‘Litri’ adıyla bildikleri bu köy mübadele anlaşması sonucunda 1924 yılında boşaltılmasından sonra Selanik, Yugoslavya ve Makedonya’dan gelen Türkler buraya yerleşti. Bu tarihten sonra adı Ildır olarak değiştirildi.
Çeşme yarımadasının yüksek ve rüzgarlı bir tepesi üzerinde bulunan Ildır’ın panaromik görüntüsü yaz aylarında, bu bölgedeki balık restoranlardaki taze balıkların enfes tadıyla birleşince tadına doyulmaz bir keyif verir.
Çeşme’nin diğer yerlerinden farklı olarak Ildır’da plaj, beach clup ve gece eğlence yerleri yoktur. Ufak taş evleri, dar sokaklarıyla sakin yaşantıyı sevenlerin tercih ettikleri bir bölgedir.
Ildır her tarafında bulunan bol su kaynakları ve ikliminin sağladığı olanaklarla özellikle Türkiye’de enginarın en iyi yetiştiği bölge olarak ün yapmıştır. Ildır’nın üzerinde yerleştiği kırmızı taşlar şehri Erythrai’den daha sonraki yazılarımda ayrıntılı olarak bahsetmek istiyorum

ILDIR ADALARI

Ildır körfezi İzmir’in batısında Çeşme burnu ile Karaburun arasında yer alır. Bu bölgede iki ayrı ada grubu vardır. Birinci grup körfezin uç kısmında yer alır. Bunlar Karada, Toprak Adası, Küçük Ada, Uzun ada ile bunların çevresinde bulunan birkaç küçük adadan meydana gelmiştir. Karada buradaki adaların en büyüğüdür. Eşekleri barındırdığı için Eşek Adası adıyla da bilinir. Adanın çevresindeki koylar yatların demirlemesi ve balık avcılığı için çok elverişlidir. Çeşme’den kalkan yat turlarına katılanların denize girmek için mola verdikleri yerlerin başında gelir. Eşek Adası burada sadece eşeklerin yaşaması nedeniyle ilgi toplayan adalardan birisidir. Güneş enerjisi yardımıyla çalışan bir tulumba adada yaşayan eşeklerin su ihtiyacını karşılar. Yemek gereksinmeleri ise günlük gelen tur teknelerinin bıraktığı artıklar ile kışın ise belediye’nin sağladığı olanaklarla sağlanır. Uzun ada askeri bölge olduğundan adaya girişe izin verilmez. Burası yabani domuzlar için doğal yaşam alanı olarak ilan edilmiştir. Domuz sayısı aşırı arttığı zaman kısa bir süre için domuz avına izin verilir.

Ildır körfezinde sahile yakın olarak yer alan ikinci ada grubu seyrek yeşil bir bitki örtüsüne sahiptir. Burada yedi adet küçük kayalık adacıktan oluşur. En önemlileri Mustafa Çelebi, Karabağ ve yassı adadır.Bu adaların en ilginç olanı ise halk arasında Zeki Müren adası olarak bilinen ufak bir adadır.Bu adada yegane yeşillik olarak bulunan bir adet ardıç ağacı, Ildır köyünün sembolü olmuştur. Görünüşe göre kara bağlantısı olmayan bu ada med cezir olayları sırasında denizin çekilmesiyle adaya kadar uzanan doğal bir yol oluşur. Bölgede yaşayanlar denizin çekildiği mehtaplı yaz akşamlarında bu adaya yürüyerek gitmenin keyfini yaşarlar. Söylentiye göre zamanında Zeki Müren iki kere bu adayı almak için girişimlerde bulunur. Fakat bazı nedenlerden dolayı gerçekleşmez. Bu tarihten sonra da adanın adı halk arasında Zeki Müren adası olarak kalmış.



8 Ağustos 2014 Cuma

SAZAK KÖYÜ



Sazak,  konum olarak Karaburun yarımadasının batı kısmında, Sakız Adasının tam karşısında yer alan eski bir Rum köyüdür. 1923 yılında Türkiye ile Yunanistan arasında imzalanan mübadele anlaşmasıyla burada yaşayan Rumlar bölgeden ayrılıp  Sakız adasına göç edince köy tamamen boşaldı.İlk olarak eski sahipleri tarafından götürülemeyen  ev eşyaları daha sonra  kapı ve pencereler,kiremitler,bahçe çitlerine kadar her şey   talan edilince köy bu günkü yalnızlığına itilmiş oldu.Rum yerleşimi  zamanında yamaç kısmında kalan verimli topraklarında uzun yıllar boyunca başta üzüm ve zeytin olmak üzere tarım işlemeciliği  yapılırdı. Bu bölgenin üzümlerinden yapılan pekmez ve  şarapların oldukça tanınmış olduğu biliniyor. Sahil kısmında bulunan fakat günümüze ulaşamamış iskelesi zamanında balıkçılık ve ticaret amacıyla kullanılmış.
Sazak Köyüne gitmek için  ilk istikametimiz olan   Karaburun’dan  Yeni Liman yönüne doğru  yolumuza  devam ettik. Burada  kısa bir mola verip bölgeyi iyi bilen yaşlı bir beyden  ulaşım için gerekli bilgileri sağladık.   Öğrendiklerimize göre bundan sonraki hedefimiz  Haseki ve devamında Sarpıncık köyü. Köylerin bitiminde  ise  sol taraftaki asfalt yolu izlemek gerekli.  Başka bir yerleşime rastlamadan  Ildır yönüne devam ediyoruz. İlginç bir coğrafya .Ekili olmayan çok büyük bir arazi gözümüz önünde alabildiğince uzanıyor. On dakika kadar  bu yolda gittikten sonra  sağ tarafımızda  Sazak köyü  gözüktü. Arabamızı yol kenarına bırakıp    yirmi dakikalık bir yürüyüş ile köye ulaştık. İlk   gözümüze çarpan  duvarları yıkık yaklaşık seksen kadar ev ile  bunların aralarındaki  dar sokaklar   oldu. Tüm evlerin arka kısmında kış aylarında yağmur sularının biriktiği sarnıçlar  var. O zamanlarda  su problemi ciddi bir sorun olsa gerek. Köylülerin dini gereksinimlerini karşılamak için  yapılmış küçük bir şapel  merkez sayılabilecek bir bölgede  konuşlanmış. Tüm evler denizi ve Sakız Adası gören bir  yamaç üzerinde.Köyün çevresindeki  tarıma elverişli topraklar  bu gün için boş. Köy  evlerin büyük kısmı  iki katlı olarak yapılmasına karşın zamanla bu iki katı bir birinden ayıran tahtalar  yıprandığından  üst kat, attakinin üzerine çökmüş. Eski Rum köylerinde evler genellikle bu şekilde yapılırdı. Giriş katı  hayvanların barınması için üst katları ise ikametgah amaçlı kullanılırdı.
Sazak köyünde evler birbirlerine çok yakın. Bu yerleşim şekli  eski zamanlarda sineklerden korunmak için bir çözümdü. Arazi tepe üzerinde olmasına karşın özellikle yaz aylarında yoğun bir sivrisinek istilasına uğradığı biliniyor. Evlerin bu kadar yakın yapılanmasıyla sivrisineklerden nasıl  korunulur ?  diye  bir araştırma yapınca şöyle bir sonuçla karşılaştım.  Sokaklarda yakılan tezekten çıkan  kokunun yakın çevresinde  bulunan  evlerdeki  sinekleri kaçırdığı   biliniyor. Tezeği idareli kullanmak ve en üst düzeyde verim almak amacıyla Sazak Köyünde evler birbirine yakın yapılandırılmış.
Köyün dar sokaklarında  gezdik, evlerin yaklaşık tamamının fotoğrafını çektik. Dağ başında herkes den uzak kurulmuş, civarın en büyük Rum Köyü..Bu gün için yalnız…Ziyaret ederseniz  tarih ve doğayı bir arada görme olanağı bulacaksınız. Hoşunuza gideceğine eminim. Dönüş yolumuz  Küçükbahçe üzerinden Ildır ve Çeşme oldu. Ildır’a gelince  kırmızı taşlar kenti Eritrai’yi görmeden olmazdı.Gelmişken orayı da gezdik.Pek bilinmeyen bu antik kenti    başka bir yazımda anlatmak dileğiyle bu günkü gezimizi bitiriyoruz.