EPHESOS etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
EPHESOS etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ağustos 2014 Çarşamba

EFES MÜZESİ

Selçuk ilçe merkezinde bulunan Efes Müzesi, büyük bölümü Efes kazıları olmak üzere St. Jean Kilisesi, Artemision, Belevi Mezar Anıtı ve yakın çevredeki diğer ören yerlerinden getirilen, Efes ve Anadolu arkeolojisi için çok önemli eserler sergilenmektedir.
Müzede sergilenen eserler İ.Ö. 4 bin yılından başlayıp Prehistorik, Miken, Arkaik, Klasik, Helenistik, Roma, Bizans, Selçuk ve Osmanlı dönemlerine aittir. Eserler buluntu yerlerine göre düzenlenmiş salonlarda sergileniyor.

Yamaçevler salonu : Efes Yamaçevler kazılarında bulunan ve çoğunluğu Roma Dönemine ait eserlerden olan Sağlık Tanrısı Aslepios ve kızı Hygieia’nın heykelleriyle tıp ve kozmetik eserler ile Avcı Artemis heykeli ve Sokrates’in mermerden yapılmış olan baş kısmını burada görmek mümkün.
Çeşme buluntuları : Efes’te bulunan çeşmelerin kazılarında çıkarılan eserler bu salondadır.
Yeni buluntular salonu : Yeni bulunan eserler bir iki yıl kadar burada sergilenmektedir.
Büyük avlu : Bahçe içerisindeki avluda Belevi Mezar Anıtından getirilen parçalar ile imparatorluk dönemine ait gümrük kanunlarının yazılı olduğu
çok değerli kabartmalar yer alıyor.
Mezar buluntuları : Mezarlardan çıkartılan buluntularının sergilendiği salondur.
Efes Artemisi Salonu : Müzenin en değerli eserleri arasında yer alan Efes Artemisi’ne ait kült heykelleriyle tapınağa bırakılan kıymetli adak ve hediyelerin bir bölümü burada sergileniyor.
İmparatorlar Salonu : Bu bölümde imparatorlar ve ailelerine ait büstler görülebilir.
Bahçe : Müzenin giriş kısmında Hermeros heykeli ve ön cephesinde ise iki lahit ve gladyatör stelleri yer alıyor.

Etnografya Bölümü : Müze binasının batısında kalan Saadet Hatun Hamamı etnografya müzesi olarak ziyarete açık. 













SAİNT JEAN KİLİSESİ

Selçuk civarındaki gezimizin rotası ilginç bir yer...Selçuk kalesinin hemen yanındaki ihtişamlı yapı. Bizans dönemi yapılarından günümüze ulaşan en görkemlilerinden birisi olan Saint Jean Kilisesi.. Kilisenin girişindeki anıtsal kapının büyüklüğü, kilisenin azameti hakkında fikir sahibi olunması için iyi bir kriter.
Efsaneye göre Saint Jean, Hristiyanlık dinini yaymak üzere yola çıkan İsa’nın 12 havarisinden birisidir. İsa yakalanıp,çarmıha gerilmesinden kısa bir süre önce annesi Meryem Ana’yı St Jean’ın yanına bırakır. St.Jean ve Meryem Ana iç karışıklıklar yaşanan Kudüs’ten ayrılıp çağın en büyük kenti olan Efes’e gelirler. Burada çok putperest vardır ve yaşam zordur. Bunu düşünen St. Jean, Meryem Ana’yı Bülbül dağındaki bir kulübede gizler. Her gün gizli gizli buraya gelip yiyecek ve içecek getirir.
Tüm ömrünü hristiyanlığı yayma çalışmalara adayan Saint Jean ölümünden sonra Ayasoluk tepesine gömülür. Azizin kişisel arzusu üzerine çevresine beş mezar daha yapılarak kendi mezarıyla birlikte bir hac motifi oluşturulur.
Vefatından sonra mezarı üzerine küçük bir kilise inşa edilir. Bizans imparatorluğunun parlak dönemlerinde kral olan Justinien ( 527-565) bu ufak kilisenin yerine eşi görülmemiş büyüklükte bir kilise yapılmasını ister. Kısa sürede tamamlanan kilise büyük bir törenle açılır. Kubbeli ve iki katlı olan bu kilisenin sütunlarla çevrili çok güzel bir avlusu vardır.
                                                   ŞİFA    MERKEZİ
Arap akınlarından korunmak amacıyla kilisenin çevresi surlarla çevrilip 20 adet gözetleme kulesi yapılır. Ortaçağ boyunca azizin mezarından kalkan tozların şifa özelliği olduğu düşünüldüğünden hastalıklarına çare bulmak isteyenler bu devirlerde burasını sık sık ziyaret etmişlerdir.
Kilisenin arkasında bulunan hazine dairesi 10.yy dan sonra şapel’e dönüştürülmüş.Bunun yan tarafına ise bir sekizgen görünüşlü bir vaftizhane yapılmış.
Selçuk’ta mutlaka görülmesi gerekli bir yer olan, Saint Jeans kilisesi gezimiz burada bitiyor.Yan taraftaki Selçuk Kalesini’de gezelim mi? Yok oda başka zamana kalsın..

Not : Bazı kayıtlarda Saint Jean, Saint John olarakta bahsedilir.












EFES YAMAÇ EVLER

Antik devrin en önemli şehirlerinden birisi olan Milet, ticari başarısı ve zenginliğinin yanı sıra  devrin önemli filozof ve bilim adamlarının yaşadığı bir kentti. İÖ 5-6 yy’larda Milet’te yaşayan  filozoflar evren ve insan ile ilgili sorulara bilimsel yanıtlar aramışlardı.  Kentte yaşayan alimlerin  Felsefi düşünceleri,  Mısır’dan alınan matematik ve  Babil’den gelen astronomi bilgileri ile birleşerek İonia felsefesini oluşturur. Bu düşünce ‘Miletos Okulu’ olarakta bilinir.
Matematik bilgini Thales, astronomi buluşlarıyla tanınan Anaximondros, matematik, coğrafya ve felsefe konusundaki görüşleriyle   Anaximenes, İ.S. 6.yy’da yaşamış tarih ve coğrafyacı  Hekataios,  Miletos’ta doğup büyümüşlerdi. Ayrıca  Sokrates’in etkisinde kaldığı  hocası Arkhelaos, ünlü tarihçi Dionysios,  ünlü  mimar Daphnis ile  atomun ilk tanımı yapan Leukippos, ilk şehir planlayıcısı Hippodamos,  Ayasofya’nın inşaatını yapan mimarlardan   Isidoros’ta bu kentte yaşamıştı.

                                          THALES
İÖ 625-545 yılları arasında Miletos’ta yaşamış matematik alimi, fizikçi ve filozoftur. Felsefe biliminin ve  Miletos Okulunun kurucusudur. Antik kaynaklar Thales’i felsefenin babası olarak kabul ederler.  Eski Yunan’ın yedi bilgesinden  ilki olduğu kabul edilir. Thales’e göre maddenin ilk maddesi su’dur. Suyu tanrısal bir varlık olarak kabul eder. Su yoğunlaşarak katı cisimlere,  buharlaşarak  havaya dönüşür. Su kütlesi dünyanın dayanağı olup her tarafını kuşatır. Dünya alt sular üzerinde yüzmektedir. Depremler bu suyun hareketi ile  oluşur.  Bu düşünce şekli yani maddeyi başka bir madde ile açıklaması veya doğa olgularını  basitleştirme  çabası o devirlerde çok önemli kavramlar olan    mitolojik öğelerden  bir ayrım noktası oluşturduğu kabul edilir. Astronomi konusunda da çalışmaları vardır. Güneş tutulmasını önceden tahmin etmenin yanı sıra bir yılın 365 gün olduğunu ispat etmiştir. Nil nehrinde suların yükselmesinin rüzgarlara bağlı olduğunu, açık denizlerde denizcilerinin yönlerini küçük ayı yıldız takımına bakarak belirlemelerinin daha doğru olduğundan bahseder. Matematik konusunda da bir çok çalışması olmuştur. Ünlü Thales teorisini ona aittir. Ayrıca çapın çemberi iki eşit parçaya böldüğünü, köşesi çember üzerinde olan ve çapı gören açının dik açı olduğunu ve  bir ikizkenar üçgenin taban açılarının bir birbirine eşit olduğunu göstermiştir.  Thales   Mısır piramitlerinin gölgesini ölçerek onların yüksekliğini doğru olarak belirlemişti.  

                                        ANAXİMONDROS
Astronominin kurucusu olarak kabul edilen  Anaximondros İÖ 610-574 arasında Miletos’ta yaşamıştı. Öğrencisi olduğu Thales’ten sonra Miletos okulunun başına geçmişti. Güneş ekseninin eğriliği ve güneş saatinin keşfi ona aittir. Bilinen ilk dünya haritası Anaximondros tarafından çizildi.   Astronomi alanında bir çok buluşu vardır. Kendi düşünceleriyle evreni açıklamaya çalışırken gökyüzünü sonsuz diye tanımlamıştı. Ona göre her doğum olayı karşıtların ayrılışı, her ölüm ise zıtlıkların sonsuzda birleşmesidir. Balığın kökeni anlamak nispeten kolay olduğundan insanında balıktan gelmiş olabileceğini söyler. Anaksimandros’a göre her karşıt kavramın karşısında mutlaka bir birliktelik vardır. Görüşlerini kısaca şöyle açıklar ‘Ne sıcak ne soğuk süreklidir. İkisi de aralarındaki dengeyi koruyabilmek için kendilerinden ödün verirler’  O zamana kadar dünyanın şu veya bu şekilde göklerde bir yerlerde asılı durduğu kavramına karşı yeryüzünün uzayda desteksiz olarak durduğunu savunmuştur.

                                         ANAKSİMENES
Anaksimondros’un öğrencisidir. Onun ölümünden sonra Miletos okulunun üçüncü ve son temsilcisi olmuştur. Felsefi düşüncesi hava üzerine kuruluydu. On göre hava eşit olarak dağılım gösterdiğinde görünmez olup, atmosferi meydana getiriyordu. Hava yoğunlaşırsa rüzgar, bulut, su, kıvam  daha da  arttıkça toprak taş ve kaya’ya dönüşüyordu.  Yoğunluğun azalması sıcaklığın arttırıp ateşin oluşmasını sağlıyordu. Ona göre hava yarı canlı bir varlıktır ve sonsuza kadar tüm canlıları koruyacaktı.  Hava  Mitolojideki tanrıların tüm niteliklerini barındırdığı görüşündedir. İnsan ruhunu da bedenindeki  hava olarak tanımlar. Evreni bir yarımküre olarak düşünmesi  kendisinden önceki mistik ve mitolojik eğilimlerden kurtulamadığının bir göstergesi olarak kabul edilir. Yinede çeşitli konulardaki düşünceleri incelendiğinde mitolojik kavramlardan gerçek bilimsel kavramlara geçiş konusunda ciddi çalışmaları olduğu görülür.

                                            HEKATAİOS
Ünlü tarih yazarı ve coğrafyacıdır. Zamanın gezginlerindedir. Çok merak ettiği Pers İmparatorluğunu gezerek anılarını ‘Dünya gezisi’  adıyla yayınladı. İlk defa tarih kelimesini kullanan ve kavramını açıklayan kişi olarak bilinir. Kurduğu tarih okulu da kendi alanında bir ilkti. ‘Soyağaçları’ adlı eseri ilk tarih kitaplarından  olduğu  kabul edilir. Zaman zaman siyasetle de ilgilenen Hekataios, bölgesel ayaklanmaları önlemek için de çaba göstermişti.

                                            ARKHELAOS
İÖ 5.yy’da yaşamış ünlü filozoftur. Yaşadığı devirlerde ahlak kavramları üzerine yaptığı çalışmalarıyla tanınır. Sokrates’in hocası olarak bilinir. Arkhelaos’ta havayı evrensel  temel ilke olarak kabul eder.

                                             DİONYSİOS
Antik dönemin ilk tarih yazarlarından birisi olarak kabul edilen Miletoslu ünlü tarihçidir. İÖ.5.yy’da yüzyılda yaşamıştır. ‘Pers Tarihi’ adlı eseri Pers’ler hakkında ayrıntılı  bilgiler veren  ciddi ve önemli  bir kaynaktır.   Diğer önemli eseri olan ‘Darius Tarihi’ adlı çalışması günümüze ulaşmadı.  

                                              DAPHNİS
Miletos’lu ünlü mimardır. Didim’deki ünlü Apollon Tapınağı’nın planını çizmiş ve  inşasının ilk dönemlerinde de  bulunmuştu.  Pars saldırıları sırasında yıkılan tapınağın yerine Büyük İskender’in bölgeye hakim olmasından sonra daha büyük ve gösterişli tapınak yapılması kararlaştırılır. Bu tapınağı planlaması Miletos’lu Daphnis tarafından yapıldı. 

                                            LEUKİPPOS
İÖ. 5.yy’ da  Miletos’ta yaşamış,  Atom kavramından ilk defa bahseden kişi olmasından dolayı ‘Atomizm ve Mekanik Maddeciliğin’ kurucusu   olduğu kabul edilir. Maddelerin gözle görülmeyecek kadar küçük parçalardan oluştuğunu savunarak  ‘Atomculuk Okulu’ diye bilinen felsefi bir kavram geliştirmişti.  Bu düşünceye göre insan ruhu ve  evrendeki her  canlı veya cansız madde kendilerinin çok küçük parçaları olan ve sürekli hareket halinde olan atomlardan meydana gelmekteydi. Felsefi düşüncelerini  ‘Evrenin Büyük düzeni’ ve ‘Düşünce Üstüne’  adlı   kitaplarında açıklar. Fikirlerini benimseyen bazı düşünürler onun izinden giderek bu kavramları geliştirdiler.  

                                          HİPPODAMOS
Tarihin ilk şehir planlayıcısıdır. Şehircilikte ızgara planı uygulamasını ilk olarak düşünmüş ve başarı ile uygulamıştır. Gençliğinde ülkesi Pers işgali altındaydı. Pers’ler Miletos başta olmak üzere pek çok kenti yıkıp talan etmişlerdi.  Kentin yeniden düzenlenmesi için görev verilen Hippodamos, şehrin caddelerini bir birini dik kesen yollar ve bunlar arasında kalan kare veya dikdörtgen adalardan oluşan ızgara bir plan ile  yeniden inşa etti. Bu düzenleme o zamana kadar yapılmış olan ilk şehir  planıydı. Pers savaşları sırasında yıkılan Atina ve Pire’yi yeniden yapılandırması  için Atina’ya çağrıldı. Bu kentler Hippodamos’a ait ızgara plan ile yeniden kuruldu.  Hippodamos kent planlanmasında ızgara yönteminin uygulanması konusunda bir kitapta yazdı. Ölümünden sonra bu kitaptan faydalanan pek çok kent bu plana göre yapılandırıldı.
  
                                      İSİDOROS
Miletos’ta yaşamış olan devrin en ünlü matematikçilerinden olan İsidoros, aynı zamanda fizik dersleri de veren ünlü bir alimdi. Özellikle Arşimet’in temelini attığı matematik kurallarını geliştirip bunların yaygın kitlelerine ulaşmasını sağlamıştır. İmparator Jüstinyen zamanında 532 yılında  Konstantinopolis şehrinde imparatora karşı büyük bir ayaklanma başlamıştı. Nika ihtilali olarak isimlendirilen bu halk direnişi sırasında şehrin yarısı yakılmış veya kullanılmayacak durumda tahrip edilmişti. Bu sıralarda şimdiki Ayasofya’nın yerinde bulunan tahtadan yapılmış olan kilisede tamamen yanmıştı. İmparator Jüstinyen bu yanan kilisenin yerine daha büyük ve gösterişli bir kilise yapılmasını ister. Bu eseri yapmak için Miletos’lu İsidoros ile Tralles’li Anthemius görevlendirilir. İnşaat 532 yılında başlayarak beş sene sonra 27 Aralık 537 yılında yapımı tamamlanınca imparatorunda katıldığı muhteşem bir törenle  açılır. Günümüzde bile  mimarisi ile ziyaretçilerini büyüleyen Ayasofya’nın  mimarından birisi Miletoslu  İsidoros’tur.


EFES ( EPHESOS)

Yurdumuzun en büyük antik şehri olan Efes, İzmir’in Selçuk İlçesi yakınlarındadır. Arkeolojik araştırmalar sırasında Cilalı Taş ve Tunç Devrine ait bulgulara rastlanması şehrin ilk kuruluş tarihinin İ.Ö. 2000 yılına kadar uzandığı gösteriyor. Bu günkü şehir Büyük İskender zamanında İ.Ö. 300 yıllarında kuruldu. Helenistik ve Roma çağlarında en görkemli dönemlerini yaşayan Efes, Roma İmparatoru Augustus zamanında ( İ.Ö. 1-2 yy) doğu eyaletleri baş şehri oldu. Bu dönemde nüfusu 200.000 kişiyi aşmıştı. En parlak günlerini yaşadığı Roma devrinde şehir mermer eserler ile donatılmıştı. İ.S. 4.yy’da Efes şehrinin limanını Marnas çayı ve Küçük Menderes nehirlerinin getirdiği alüvyonlar doldurunca yerleşim liman özelliğini kaybedip denizden uzaklaşır. Limanın devreden çıkması şehirdeki ticaretin akışını bozar. Ardından gelen yoğun Arap akınlarından bunalan şehir yaşayanları, bu günkü Selçuk ilçesi yakınlarına taşınır. Bölge 1300 yılında Türklerin yönetimine geçer.
Efes antik şehrinde ilk arkeolojik kazılar 1869 yılında başladı. Çeşitli nedenlerden zaman zaman kesintiye uğrasa’da 1954 yılından beri aralıksız olarak devam ediyor.
EFES ANTİK ŞEHRİNİ GEZERKEN
Liman caddesi : Efes şehrinin limanı Bergama Kralı 2.Attalos , limanı şehre bağlayan cadde ise daha sonraki yıllarda İmparator Arcadius tarafından yaptırıldı. Tiyatro’dan limana kadar uzanan 600 metre uzunluğunda ve orta bölümü mermer döşemeli on bir metre genişliğiyle şehrin en uzun ve en geniş caddesidir. Caddenin her iki yanında sütunlar ve anıtlar yer alıyordu.



Mil taşları : Bugünkü kilometre levhaları gibi antik dönemlerde de şehirler arasındaki uzaklıkları göstermek amacıyla yolların kenarlarına dikilen taşlardı. Ölçü birimi stadiadır. ( bir stadia 185 metre ) Roma mil taşları ise cumhuriyet döneminde yapılmış olup, ölçü birimi olarak milia passuum ( bin adım ) kullanılmıştı.
Tiyatro : Helenistik dönemde Mermer Caddenin sonundaki Panayır dağının yamaçlarında kurulmuştur. Çeşitli yenileme ve genişletme çalışmaları sonucunda İ.S. 2.yy’da izleyici kapasitesi 25000 kişiye ulaştı. Cavea bölümünde üç kademe oturma grupları ve üç katlı sahnesiyle antik dünyanın en büyük tiyatrosuydu.



Helenistik Çeşme : Tiyatronun sahne binasının arka duvar ile cadde arasında kalan Helenistik çağda yapılmış iki sütunlu çeşme yapısıdır.

Celsus Kütüphanesi : Kütüphane binası İ.S. 100 ile 110 yılları arasında Tiberius Celsus için yaptırıldı. Kütüphane aslında ölen kişinin mezarı üzerine yapılmış bir kahramanlık anıtıdır. Kütüphane iki katlı olup, içeriğinde 14000 kadar parşömenler üzerine yazılmış kitap bulunuyordu. Orta bölümü okuma salonu, galerilerden oluşan üst katı ise kitap depolama ve arşiv bölümüydü.



Agora Güney Kapısı : Zengin süslemeleriyle dikkat çeken bu kapı İ.Ö. 2. yılında yaptırıldı. Kiriş üzerinde yapım yazıtı, girişin yan taraflarında ise imparatorluk ailesine ait heykelleri bulunuyordu. Kapı şehrin kuzey tarafını alış veriş agorasına bağlamaktaydı.

Ticari Agora : Agorayı oluşturan büyük avlunun dört tarafını kuşatan genellikle iki katlı olan dükkan ve iş yerleri bulunuyordu. Kentin ticari merkezi üç büyük kapı ile şehrin ana caddelerine bağlanırdı.



Hadrianus Kapısı : Üç katlı olarak yapılmış olan bu kapının geniş girişinin yanında daha dar olan iki geçiş daha vardır. Daha sonraları kapının girişinin yanına iki adet küçük havuz yapılmıştı.

Androklos Anıtı : Anıt şehrin efsanevi kurucusu Androklos’u anmak için İ.Ö. 1. yy ‘ da yapıldığı biliniyor.


Yamaç Evler : Teraslar üzerine inşa edilmiş çok katlı ve şehrin zenginlerinin oturduğu modern evlerdi. Evlerin ziyafet salonlarının bulunduğu üst katları özellikle çok lükstü. Duvarları mermer kaplama tabanları ise mozaiklerle kaplıydı.


Latrina (Tuvalet) : Halka açık tuvaletlerin bulunduğu bölümdür. Tuvaletlerin oturak kısımları üstü açık sütunlu bir avlunun üç kenarına sıralanmıştır.




Hadrianus Tapınağı : Ünlü Roma İmparatoru Hadrianus’u onurlandırmak amacıyla yaptırılmış. Kapısının üzerinde Efes şehrinin kuruluş efsanesinin anlatıldığı kabartmalar vardır.


Varius Hamamı : İ.S. 2.yy’da inşa edilmiştir. Hamam odalarına büyük bir salondan geçilerek ulaşılıyordu. Hamamın onarılmasına katkıları bulunan Skolastikia adlı kişinin heykeli hamamın girişindeki bir nişin içerisinde bulunuyor.


Traianus Çeşmesi : İki katlı ve 9.5 metre yüksekliğinde olan bu çeşme İmparator Traianus’u onurlandırmak amacıyla yaptırılmıştır. Traianus’un heykel kaidesinin altında görülen küre dünyayı simgeler.
Herakles Kapısı : Roma Döneminde yaptırılmıştır. Kapının ön cephesinde başka bir yapıdan getirildiği düşünülen kuvvet tanrısı Herakles ( Herkül ) ‘e ait kabartmalar bulunur.
Kuretler Caddesi : Dini Alay Yolu olarak ta isimlendirilen bu cadde, 230 metre uzunluğundaydı. Her iki yanında sütunlu galeriler ve mermer kaldırımlar bulunuyordu.


Domitianus Tapınağı : Altı basamakla çıkılan bir kaide üzerinde bir tarafı sekiz diğer tarafı on üç sütundan oluşmuş muhteşem bir tapınaktır.
İmparator Domitianus adına yaptırılmış olmasına rağmen Hristiyanlığın kabulünden sonra sökülmüştür. Günümüze sadece binanın temelleri ulaşabildi.


Bouleuterion : Kent meclisinin oturumlarının yapıldığı yerdir. Üstü kapalı olup, 1400 kişilik kapasiteye sahipti. Burada zaman zaman müzik gösterileriyle yarışmalarda yapılırdı. Duvarlarında imparatorlara ait portreler bulunuyordu.




Memmius Anıtı : Anıt İÖ 50-30 yılları arasında inşa edilmiştir. Romalı diktatör Sulla'nın torunu olan Gaius Memmius için yapılmıştır. Anıtın üst katı olan ikinci katında kişinin fazileti buradaki heykeller ile yansıtılmaya çalışılmıştır.

  
Devlet Agorası : Şehri çevreleyen dağlar arasında kalan geniş meydan devlet agorasıydı. Devlet dairelerinin bulunduğu agoranın üç yanı sütunlu galerilerle ve anıtlarla çevrilmişti. Bu bölüm şehrin politik merkezi olarak kabul ediliyordu.


Meryem Kilisesi : İ.S. 313 yılında Hristiyanlığı resmi bir dine dönüştüren İmparator Konstantin, bu yapıyı kiliseye dönüştürüp Meryem ismini verdi. Bu kilisede İ.S. 431 yılında toplanan ve 200 piskopostan oluşan büyük kurul Hristiyanlığın doğuşu ile ilgili önemli bir bildiri yayınladı. Kilise Hristiyanlık dinindeki ilk yedi kilise arasında yer alır.






Aşk Evi : Bu bölgede yan yana sıralanmış olan üç konutun aşk evi olarak kullanıldığı düşünülmektedir. İÖ 1.yy'dan, İS 3.yy kadar bu evlerin kullanıldığı düşünülmektedir. Evler plan olarak bir avluya açılan odalardan oluşmaktaydı.



Stadyum : Helenistik dönemde yapılmış olsa da, Roma imparatoru Neron tarafından ilaveler yaptırılmış ve büyütülmüştü. Stadyum 13000 kişi alabilecek şekilde tasarlanmıştır.
Nike ( Zafer Tanrıçası ) : Tanrıçanın sol elinde zafer amblemi olan defne yapraklarıyla sağ elinde ise bir demet başak tutmakta olup uçar durumdadır. Nike’nin rölyefi Domition Meydanındaki kazılar sırasında bulundu.

Prytaneion (Belediye Sarayı): Prytaneion etrafında imparator, tanrı ve tanrıça heykellerinin yer alması burasının kutsal bir alan olduğunu gösteriyor. Prytan olarak anılan kişi ise kentin belediye başkanı olarak görev yapardı. En önemli görevi ise kentin ölümsüzlüğünü simgeleyen ateşinin sönmemesini sağlamaktı. Efes müzesinde sergilenen Artemis heykelleri prytaneion içerisinde bulundu.